Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Cuma 13 Eyl | New York Fashion Week’in Ardından
FASHION

New York Fashion Week’in Ardından

Altı günde moda, tasarım, popüler kültür ve şov dünyasını buluşturan ve önümüzdeki sezon nelerle karşılaşacağımızın sinyallerini veren New York Fashion Week, bu kez her zamankinden daha çeşitli ve dinamik etkinliklere sahne oldu.

Günümüzde moda haftaları salt kıyafet ve trendlerle ilgili değil; güncel sanatın, müziğin, popüler kültürün ve elbette sosyal medyanın işgal ettiği birer festival adeta. Ancak söz konusu New York olunca bu festival tanımını biraz genişletmekte fayda var; en basit defilenin 150.000 dolara mal olduğu New York, moda başkentleri arasında en iddialı ve gösterişli etkinliklere sahne olmasıyla biliniyor. Bu şaşaalı moda şöleni, şehrin ekonomisine her yıl 900 milyon dolardan fazla katkı sağlıyor. Bu yüzden moda haftaları tasarımcıların emeklerinin en hızlı şekilde canlı paraya dönüştüğü geniş bir pazar aslında.

New York, “moda ayı” olarak tabir edilen ve ardından sırasıyla Londra, Milan ve Paris’i kapsayan dört haftalık moda maratonunun ilk ayağı. Her sene en uzun moda haftası unvanını elinde bulunduran New York, bu yıl Tom Ford’un yönetiminde kısalan gün sayısıyla ciddi anlamda sıkıştırılmış bir takvimle karşımıza çıktı. Bazı günlere 30’dan fazla defilenin sığdırıldığı bu sıkışık takvimde, Vanquera, CDLM/ Creatures of the Wind ve Section 8 pratik ve egosuz bir yöntem izleyerek tasarımlarını tek seferde beraber sergileme yoluna gitti. Koleksiyonlarını çoktan yaz başında görücüye çıkarmış olan Alexander Wang ve Monse’un, artık sahneleri tamamen bırakan Calvin Klein ile birlikte bu sene takvimde yer almaması ufak bir boşluk yaratsa da, birçok tasarımcı klasik defile yapmak yerine koleksiyonlarını sergilemek için farklı alternatiflere yöneldi. Asıl defilesini Paris’e saklayan Telfar’ın film gösterimi ve şehrin ağır toplarından Diane Von Furstenberg’in öğle yemeği bu senenin alternatif etkinliklerinden sadece birkaçı.

Jeremy Scott

Cuma günü moda haftasının açılışını yapan Jeremy Scott, günümüzde popüler kültürü, gündemi ve beraberinde gelenleri en iyi yorumlayan tasarımcı. Koleksiyondaki zebra ve leopar baskılar, metalik cowboy çizmeler ve neon Joan Jett ilhamlı peruklar ilk başta fazla renkli ve ‘absürt’ gelse de, Scott’un derin yorumuyla aklımızı başımızdan aldı. İklim değişikliği, yok olan tropik adalar ve başlı başına Trump, Scott’u ve beraberindekileri Space-X’ten bilet alıp dünyayı terk etmeye ikna etmiş gibi. Bu yüzden koleksiyonun bütününü özetleyen kelime ‘escapism’ diyebiliriz.

Tom Ford

Sadece kendi defilesini değil, bütün moda haftasını yönetmek zorunda kalan Tom Ford, şüphesiz bu senenin en çok yorulanıydı. Podyumunu artık kullanılmayan bir metro istasyonuna kuran deneyimli tasarımcı, terzilikten ve spor giyimden aldığı ilhamla aslında New York modasının nasıl olması gerektiğini gösterdi.

Pyer Moss

Markanın tasarımcısı Kerby Jean-Raymond, tarihi Brooklyn Kings Theatre’da şu zamana kadarki en kapsamlı ve etkileyici koleksiyonunu tanıttı. Sister Rosetta Tharpe ile rock and roll’un siyahi kökenlerine vurgu yapan tasarımcı, koleksiyonunda ağırlıklı olarak Afrikalıların Amerikan kültürüne yaptıkları katkıların üzerinde durdu. Kıyafetleri unisex hazırlayan Kerby Jean-Raymond, ‘protest moda’ anlayışını layıkıyla uygulayan bir tasarımcı. Koleksiyonunda işlemediği bir suçtan haksız yere 45 yıl hapis yatan yetenekli ressam Richard Phillips’in resimlerinin grafik baskılarını kullanan asi tasarımcı, modanın giyinmenin ötesinde çok daha geniş bir alanda söz sahibi olabileceğini bütün dünyaya gösterdi. Frank Ocean’dan Tina Turner’a birçok sanatçının şarkılarının koro eşliğinde söylendiği bir defilede bu saydığımız protest öğelere şahit olmak paha biçilmezdi.

Sies Marjan

İlk büyük çıkışını 2016 New York Moda Haftası’nda Sies Marjan ile yapan tasarımcı Sander Lak, geçen sürede Anna Wintour, Natalie Massenet ve Stefano Tonchi gibi sektörde söz sahibi olan isimlerden büyük destek aldı. Kendi markası Sies Marjan’dan önce Balmain ve Dries Van Noten’de başarılı koleksiyonlara imza atan tasarımcı, canlı renkleri kullandığı seksi kıyafetleriyle biliniyor. Bu sene suni deriyle denimi buluşturduğu renkli koleksiyonuyla farklı bir Upper East Side lüksü yaratan genç tasarımcıdan önümüzdeki yıllarda daha sık bahsedeceğiz.

BY Şahin Çakıroğlu