Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Pazartesi 25 Oca | Dr. Önder Halisdemir

Gerçek Yasa, Doğayla Anlaşmada Haklı Bir Nedendir

Pazartesi 25 Oca | BY SEVAL AKBULAK

SHORT PROFILE

Name:Dr. Önder Halisdemir

Aristoteles’in köyü olan ve Antik Kent Assos'ta kurulan 'Nefes Assos' projesinin tüm detaylarını kurucusu Dr. Önder Halisdemir ile konuştuk.

¨Uzun bir yolculuk tek bir adımla başlar.¨ der Çinli filozof, eğitimci ve yazar Konfüçyüs. Beyaz yakalılar için yalnızca bir konut değil yeni bir yaşam projesi olarak tasarlanan Nefes Assos, sürdürülebilir yaşam felsefesi üzerinden bölgenin sürdürülebilirliğine nefes aldırarak ilk adımını atıyor. Köy sakinlerinin zihinsel ve beceri yönünden beslenmesi için bir köy enstitüsü de kuran proje, kollektif bir çaba.

Yatırım bankacılığı alanında kariyeriniz sürerken; şimdi bambaşka bir projeyle karşımızdasınız bu kararı nasıl aldınız? 

Bu serüvene geçişim bir anda olmadı tabii. Dünyada yaşananlar beni alternatif bir plan oluşturmaya itti. Yeni yaşam trendlerini incelediğimde sosyal ekosistemle ilgili bir proje yapmaya karar verdim. Ve yapacağım projenin köyde olması gerektiğine karar verip, o yaşamın maketini oluşturdum. Maket 21. yüzyılın imkanlarına ait bir yaşam üzerinden şekillendi. Köyde gerçekleşecek olan bu proje; tarım, hayvancılık ve sosyal deneyimleri de içeriyor. Çünkü Türkiye’de böyle bir köy olmamakla birlikte, yetiştiricilik de yok. Bu da köyle bağ kurmayı ortadan kaldıran bir durum oluyor. Halbuki her köy, kurucularının yapılandırmasını içerir. Bizim için de Assos Antik Kenti bir yapılandırma planının sonucunda var oldu. 

Peki Assos’u seçmenizdeki neden neydi?

Çeşme, Bodrum gibi yerler bizlerin spesifik tatil rotaları. Zaman içerisinde buralar küçük birer şehir haline dönüştü; altyapısı, üstyapısını taşımaz hale geldi. Şehirdekine benzer, her yerden yükselen korna ve müzik sesleriyle dolu. Çeşme, Bodrum her ne kadar daha çok tercih edilen popüler yerler olsa da artık gerçek bir tatil, etkili bir yaşam için seçenek olmaktan çıktı. Diğer tatil bölgeleri de çok kalabalık ve sıkışıkken, Assos bizim için bir parantez gibiydi.

Peki sizce gerçekten şehir yaşamından kaçıp, böyle bir yaşamın içinde yaşamak mümkün mü?

Elbette mümkün. Onu mümkün hale getirecek özellikler var projenin içerisinde. Şehir yaşamında sanki sirkte gibi yaşıyoruz. Son derece yapılandırılmış bir ortamda ve sistematikleşmiş süreçler içerisinde dizginlenmiş bir şekilde yaşıyoruz. Ve aslında elimizden de bir iş gelmiyor; doğamızdan kopmuş bir halde betonlar içerisindeyiz. Hem teknik hem de bireysel becerilerimiz zayıflıyor. Dolayısıyla bizim yapacağımız modern köy olan Nefes Assos, insanların kendilerini doğayla baş başa bulduğunda, güvensizliği aşan konforlar içeriyor. Nefes Assos’ta tarım ve hayvancılığı uzman çiftçiler yapıyor biz sadece faaliyetlere katılımcı oluyoruz. Çünkü 10, 20 metrekare bir bahçeyle uğraşmak bile şehirdeki bir insanın yapabileceği bir iş değil, bunun çok fazla olumsuz örneğini gördük. Bizim oradaki amacımız gıda güvenliğimizi sağlamak; genetiğine müdahale edilmemiş tohumlarla yapılacak doğal tarımın verimlerinden faydalanmak. Bu yüzden yetiştirdiklerimizi ucuza yetiştirmeyeceğiz. Çünkü bahsettiğimiz endüstriyel tarım değil, doğal tarım olacak.

Tarıma ne kadar bir alan ayırdınız?

Tarım için 15 dönümlük bir alan ayırdık; bu alan herkesin tek tek bahçe yapmasından daha etkili. Bahçeler de evlerin önünde değil ayrı bir alanda olacak; çiftçiler de kendi alanlarında çalışarak, sürecin devamlılığını sağlayacak. Özellikle biz beyaz yakalıların düşlediği köy hayatının gerçekleriyle pratikleri arasında farklar var. Şehirdeki peyzajlar güzel gözüksün diye varken biz bu köyü ürün veren bir peyzaj olarak tasarladık. Metropole geldiğimizde güvenlikli apartmanlara site diyoruz; yani kavramın içi boşalmış bir halde. Tam da bu yüzden ortak formda bir köy yaşamı yapıyoruz.

¨NEFES ASSOS SADECE GÖRSELLİĞİYLE DEĞİL, DAHA ÇOK ALTYAPI VE MÜHENDİSLİK İŞİ OLMASIYLA ÖN PLANDA OLACAK.¨

Bu proje için gerçekten çok güzel bir ekibi, bir araya getirmişsiniz. Han Tümertekin ile çalışıyorsunuz..

Han Tümertekin ile üstyapı konusunda çalışsak da mühendislik konusunda Türkiye’nin en büyük firmalarından Sigma, peyzaj konusunda Sibel Yılmazer, tarım konusunda da bizi bahçe işletmeciliği ile tanıştırmış Komşu Köy ile çalışıyoruz. Bahçemizin işletmesi çiftçilerimizin olacak ancak sadece bölgedeki çiftçilerle ilerlemeyip, süreci Komşu Köy ekibi ile de yürüteceğiz. Zirai ilaç kullanmak istemediğimiz için bu alandaki denetimler Komşu Köy’de olacak. Tüm proje yönetimi için dünyada alanındaki en büyük firmalardan olan, Bureau Veritas ile çalışıyoruz. Günümüzün büyük bir bölümünü kapalı alanda geçiriyoruz. Bizim, bu malzemelerle solunum ilişkimiz ne, temas ettiğimizde vücudumuza aldığımız kimyasallar ne, bu konularda hiçbir kriterimiz yok. Proje kapsamında çalıştığımız Dr. Ayşegül Çoruhlu, malzeme seçimleri de dahil, seçimlerin sağlıklı ve sürdürülebilir olması üzerine çalışıyor. Şubat ayı gibi ilan edeceğimiz Nefes Assos projesi, bizden sonra yerleşim yerleri oluşturacaklar kişilere de örnek olsun diye belirli standartlar üzerine kuruldu. Nefes Assos sadece görselliğiyle değil, daha çok altyapı ve mühendislik işi olmasıyla ön planda olacak. Nefes Assos’ta, karbon atık hedefimiz olduğu gibi enerjimizi de güneşten sağlayacağız. Bu disiplinlerin yetmediği noktada da projeye müşavirleri katıyoruz; çünkü mimar ve mühendislerin yetişemediği noktalar var. Beslenme ekosisteminizi, dünyadaki kriterler ve ekosisteminde yapılanlar çerçevesinde kurguladığımızda yanılgılar başlıyor. Çünkü Türkiye’deki ekosistem birbirini besleyen bir şekilde ilerliyor. Multidisipliner bir ekiple çalışmamız, herkesin birbirine farklı bilgiler aktarmasıyla bir ekip çalışmasıdır Nefes Assos.

¨AMACIMIZ SERİ ÜRETİM YAPMAK DEĞİL GÜZEL BİR YAŞAM ALANI ORTAYA KOYMAK.¨

Sürdürülebilir, doğaya yakın, temiz beslenme ve temiz yaşamı içeren bir proje; çoğu insan için ulaşılamaz ve çok da pahalı olarak algılanıyor. Siz, yıllarınızı yatırım bankacılığına verdiniz ve projenin faydası orta vadede, daha anlamlı ve karlı bir hale gelebiliyor. Size göre Türkiye’de genel olarak böyle bir dönüşümü yapmak mümkün mü, ekonomik olarak böyle bir potansiyelimiz var mı?

Benim düşüncem hep şudur, yapamıyorsan birlikte yap. İkna et insanları, birlikte yap ama yine de yap, çünkü hayat boşluk kaldırmıyor. Seyirci kalırsak kötü örnekler her tarafı kaplayacak, iyi bir şey yaparsak iyi bir örneğimiz olacak ve tartışılır hale geleceğiz. Bundan çekinme, o gayreti ortaya koy, tartışılabilir hale gel ve iyi şeyler konuşulsun, benim buradaki motivasyonum bu. Maalesef Türkiye’de karbon atık hedefleri olan, tarımda kendine yetebilen, güneş enerjisinden faydalanan örnek alabileceğimiz proje yok. Hayatımın uzunca bir kısmı sürdürülebilirlik konularıyla geçti. İnşaat projeleri de dahil olmak üzere birçok projeyi finanse ettim. Bir işi sürdürülebilir yapmak, zaten bir bankacının görevidir. Hedefi o projenin yarattığı gelirle, taksitini geri ödemesidir. Bankalarda ve sürdürülebilir projelerde her şeyin planını yapmak zorundayız çünkü. Bir ilki meydana getirdiğimiz Nefes Assos, çizdiği standartlarla cüretkar işler yapacak. Herhangi bir site yapmak ve hemen satışa açmak çok kolay bir şey, zaten ilgi de var. Standart bir proje olsa, hesaplamalar belli olur ve satışa açardık. Amacımız, öncelikle yaptığımız işin bizi tatmin etmesi. Hem sosyal, hem ekolojik, hem de ekonomik yönden istemleri karşılanması gerektiğinden özenli bir proje yapıyoruz. Devamı olsun diye çok talep var ancak amacımız seri üretim yapmak değil güzel bir yaşam alanı ortaya koymak. 

Projenin adı harika 'Nefes', Assos’a da harika bir nefes katacağına eminim. Ekolojik olarak da tarım alanları ya da köylülerle beraber yapacağınız projeler geliştiriyor musunuz?

Projenin 62 dönümün yüzde 10’luk bir bölümünde yapılaşacağız, geri kalanı tarım ve peyzaja açık alanlar oluşturacak. Tarımın en iyi şekilde yapılabilmesi için araziyi tarıma uygun hale getiriyoruz ve bol bol zeytin ağacı dikiyoruz. Çevre köylerle ve ekosistemle de etkileşimimiz çoktan başladı. Orada oluşturduğumuz, yenilenebilir bir rüzgar santralimiz de var. Bölgeye birçok katkı sağlanmaya başlandı aslında. Nefes Assos’ta müziği, tarihi ve birçok şeyi içinde barındıran bir festival düşünüyoruz ve oranın sosyal hayatına da dokunalım istiyoruz. Bu festival oradaki yüzlerce butik otele de müşteri sağlayacak çevre halkı da bizim gibi insanların gelmesinden istifade edecek; bunu çok önemsiyoruz. Biz, projemiz ile Assos Antik Kenti’nin karşısındayız, burada saygılı bir iş yapmayı çok önemsiyoruz. O dönemin imkanlarıyla, insanlar üst yapılarını oluşturmuşlar ve uzun yıllar boyunca da orada yaşamışlar. Ben şimdi, 21. yüzyıl imkanlarıyla buranın karşısında, onlar kadar sürdürülebilir ne yapabilirim? Onların sahip olmadığı imkanlara sahibiz ve onun karşısına doğru bir mesele oturtmam lazım. Çünkü Aristoteles’in felsefe okulunu kurduğu yere bakıyoruz. Herkesin terasından üç bin yıllık evler görünebiliyor. Han ve projenin diğer üyeleri de çok dikkatli ve hassaslar bu konuda, bu sayede hepimizin içine sinen bir iş çıkıyor. Şu an Türkiye’nin en çok takip edilen projesi, sayılardan daha ziyade projenin niteliği beni mutlu ediyor tabii. İnsanlar bizden meseleyi doğru taşımamızı istiyor; biz de doğru taşıyacak şekilde hareket ediyoruz. Motivasyonumuz yüksek, doğru bir iş olacak.

Proje kulağa çok hoş geliyor, pandemi sonrası talepler de artıyor. Bu gidişata bakarak; köye dönüş ve bu tarz projeler, iklim ve gıda krizi kapıdayken herkes için zorunlu hale gelecek mi, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Ülkemizde ve dünyada, 21. yüzyılın risklerini ortaya koyan enstitüler var. Şimdi bu raporlar iyi okunmazsa, bu riskler gerçekleşecekmiş gibi duruyor. Bu riskler bizim de görebileceğimiz, yakın geleceği kapsıyor. Mesele yalnızca iklim krizi, gıda krizi ve virüsler değil; onların etkiledikleri toplumsal hareketler. Bu hareketleri de gözlemliyoruz. Örneğin, olası bir büyük İstanbul depreminde şehir koca bir şantiye alanına dönüşecek. Ve altyapıların tekrar onarılması yıllar alacak. Bu anlamda bir planımız olmalı; İstanbul artık bize hizmet eden değil, bizden çok şey götüren bir şehir haline dönüştü. O yüzden böyle bir şehirde ev sahibi olmanın da artık bir esprisi olduğunu düşünmüyorum. Dijitalleşme yeni işler yaratmıyor aksine insanları işsizleştiriyor ve insanlar eski maaşlarını alamıyor; yani şehir artık istihdam yaratmıyor. Bunlarla beraber, yakın tarihlerde gündeme gelecek şeyler de bizim gibi ekosistemlerin oluşmasını zorunlu kılacak. Ancak bu sayede hem sağlıklı beslenme, hem de temiz nefes mümkün çünkü. Şehirde taze diye aldığımız organik ürünler, bütün besin değerlerini kaybetmiş haldeler. İnsanlar artık, şehir hayatıyla baş edebilmek için ilaçlara yöneliyor. Gökyüzüne bile bakamıyor yüksek binalardan ötürü. Doğadan hiç bu kadar uzak kalmamıştık umarım bu proje ile gereksinimleri karşılayıp diğer projelere de örnek oluruz.

 

BY SEVAL AKBULAK