Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Çarşamba 16 Ara | BOZOK GÖREN

Hayat Ya Cesur Bir Maceradır Ya da Hiçbir Şey

Çarşamba 16 Ara | BY SERDAR KARABATI

SHORT PROFILE

Name:BOZOK GÖREN

Pandemide sona mı yaklaşıyoruz bilinmez ama bir süre daha özgürce seyahat edemeyeceğimiz kesin gibi. Şu ara hepimizin ağzında aynı cümle: “Seyahat etmeyi o kadar özledim ki.” Deneyim biriktirmek işte bu yüzden çok önemli. Geriye dönüp baktığımızda sahip olduklarımız sadece deneyimler, iyi anlar ve anılar. Bu yüzden sizlerle birlikte Türkiye’nin en uzak noktalardan birine gidiyoruz: ¨Hawaii Takımadaları¨

Hawaii’yi seçmemin nedeni birçok Bone Magazine okuyucusunun muhtemelen henüz gitmediği bir yer olduğunu tahmin etmem. Hawaii’de yaşayan bir lokal bulmak, bir de bu isim Türk olsun deyince konu havuz problemine dönse de bir anda beynimde şimşekler çaktı: Uzun süredir Hawaii Maui Adası’nda yaşayan birçoğunuzun tanıdığı sevgili Bozok Gören’in gözünden ve ruhundan aktardıklarıyla sizi keyifli bir Hawaii okumasına davet ediyorum.

NY, Manhattan’da uzun süre mekân işletmeciliği yaptın. Amerika hikâyen nasıl başladı?

2000 yılında New York’a yerleştim. Günde toplam 12 saat çalıştığım ilk iki yılımda, bisiklet kuryeciliğini ve ‘Sweet and Wishes’ adlı bir barda çalışmayı birlikte yürüttüm. 2002 yılında edindiğim tecrübeler doğrultusunda, East Village’da ‘The Porch’ adıyla kendi barımı ve restoranımı açtım. Bölgenin en popüler barlarından birine dönüşen bu mekan, 2011 yılına kadar hizmet vermeye devam etti. Barı sattıktan sonra, o zamanki kız arkadaşım (şimdiki eşim) Amy ile Hamptons’a yerleşip iki yıl yaşadık.

Sonrasında bir Türkiye maceran var? Geri dönme sebebin neydi?

Eşim Türkiye’yi çok merak ediyordu. O sıralarda bar mesuliyeti de üstümüzden kalkınca Türkiye’ye tatile gidelim dedik. Lucca’nın sahibi çocukluk arkadaşım Cem Mirap ve işletmecisi Turgay Yıldız, Alaçatı’ya yerleşmem için beni heveslendirdi.  Köşe Kahve de o sıralar işletmeci arıyordu. Alaçatı hikâyem bu hikayeler üzerinden şekillendi diyebilirim. Ve bunun ardından bahçesi zeytin ağaçlarıyla dolu olan çok keyifli bir evde yaşamaya başladık. 1 sene sonra da köy içinde bir taş eve taşındık. 2011 senesi Alaçatı’nın en bakir olduğu zamanlardı. 

2013 yılında Survivor adlı yarışmaya katıldım. Survivor dönüşü, Çeşme’de Barn Burger’ı ve ‘Wishbone’ ismindeki plaj klübünü kurdum. Mekân işlerimin yanı sıra sürekli uçurtma ve rüzgar sörfüyle geçen altı yıllık güzel bir Alaçatı maceram oldu. Amy de o sıralarda sokağa atılan köpeklerle ilgileniyordu. Sezonda sahiplenip, yaz sonunda şehre dönenlerin ne yazık ki sokağa terk ettiği köpeklere biz bakıyorduk. 2018 yılında Alaçatı’nın çok kalabalık bir hale gelmesi ABD’ye tekrar taşınmamıza neden oldu. 

Hawaii ABD’lılar için uğrak ve bilindik bir tatil adası olabilir ancak biz Türklere uzaklardan hep çok egzotik görünür. Tatil adasından öte, burası senin yaşadığın, hayatını kurduğun ada. Hawaii maceran nasıl başladı? Hep yaşamak istediğin bir yer miydi?

Aslında Karayipler’e dönmek istiyordum ancak fırtınasının çok olması sebebiyle yolumu değiştirip Hawaii’nin Maui Adası’na sırt çantamla keşfe gittim ve gördüğüm an yerleşmeye karar verdim. 3 yıldır buradayız ve çok mutluyuz. Çok özel olan bu adada 140 bin kişi yaşıyor. Nüfusun %80’i sörf yapıyor. Arka tarafı volkanik dağlar, ön tarafı Pasifik Okyanusuyla çevrili olan bu küçük ada “Aloha Spirit” denilen müthiş sörf kültürüyle de ünlü bir yer. Her türlü sporu yapmaya imkan tanıyan bu adada uçurtma ve rüzgar sörfü yapabilmem, çeşitli bisiklet rotaları (Makua ormanı) çizebilmem ve bir sörfçü plajı olan Ho’okipa’da sörf yapabilmem burayı seçmenin doğru bir kadar olduğunu gösterdi. Bir oğlak burcu olarak dağa ve suya olan tutkum had safhada çünkü. Bununla birlikte adanın büyük özelliği var: Ada sizi ya kabul ediyor ya da reddediyor. Buraya birtakım hayallerle yaşamaya gelen çok insan var ancak büyük bir çoğunluğu yaşayamayıp geri dönüyor. Bunun da en büyük sebebi: “Island Fever.” Bu terim, küçük bir adada yaşamadan kaynaklanan sıkıntı ve huzursuzluğu anlatan bir klostrofobi. Tam da bu yüzden herkes buraya adapte olamıyor. Büyük şehirlerden kaçtığım için Maui’yi tercih ettim. Yaşlanacağım yerin bu ada olacağını düşünüyorum. Bununla birlikte bir yer daha var yaşayabileceğim: Yeni Zelanda.

Adada hiç Türk var mı?

Benimle beraber 10 kişiyiz. 

Senin gibi bir lokalin gözünden Hawaii ile ilgili önerilerini almak isterim. Gastronomi ile başlayalım. Hawaii yerlileri ne yer? Adanın geleneksel mutfağında neler var?

Pasifik Adaları’nın en lezzetli balıklarından olan ‘Mahi Mahi’ lokallerin en çok yediği lezzetlerden. Tüm dünyada son yıllarda trend olan Poke Bowl’lar Hawaii balıkçıları tarafından keşfedilmiş kaseler aslında. Bu adada birçok çeşidi bulunuyor. ‘Ahi Poke’ benim favorilerim arasında yer alıyor. Yiyebilecekleriniz arasında olan başka bir tat ise, tatlı mor patatesler. İçeceklere geldiğimizde, hindistan cevizi, ananas ve passion fruit’un en iyi versiyonlarını bu adada bulabileceğinizden ziyaretiniz sırasında kokteylsiz bir gününüz olmayacak. ‘Jamaican Lilikoi’ gelenlerin bol bol yemesini önerdiğim bir meyve. Hawaii’ye gelenlere şelalelerin ve doğal havuzların olduğu Hana adındaki küçük kasabayı da tavsiye ediyorum. Haleakala Dağı adanın en büyük volkanı, en tepesindeki manzara ayı anımsatıyor, ziyaret edilmesi gereken yerlerden. Dünyanın en ünlü sörfçülerinin bile tercih ettiği Ho’okipa sörf plajını, uçurtma sörfü için de Kanaha plajını gidilmesi gereken yerler arasına alabilirler.

Senin Maui’de en sevdiğin restoranlar hangileri?

En sevdiğim restoranları ‘Paia Fish Market Restaurant’ ve ‘Mama’s Fish House’ olarak sıralayabilirim.

En iyi fotoğraf karesini nerde yakalayabiliriz?

Haleakala Dağı’nda müthiş kareler yakalayacağınızı düşünüyorum.

 

Maui’ye gelirsek hangi bölgede kalmamızı önerirsin? Sevdiğin birkaç otel önerisi alabilir miyiz?

Lokal hayata daha yakın olabileceğiniz için North Shore’da bulunan Mama’s restoranını önerebilirim. Mekanın kendine ait bungalovlarının olması iyi vakit geçirmenizi sağlıyor. 

Sörfün doğduğu adada yaşıyorsun. Senin için sörf yapmak ne ifade ediyor?

Okyanusta suyun içinde olmak, dalgalarla sörf yapmak denizden daha farklı bir deneyim. Kaplumbağalar, köpekbalıkları yanınızdan geçiyor, bildiğiniz ‘jungle’ aslında. Bunu anlatabilmem çok mümkün değil, yaşamak gerekiyor.

Sıradan bir günün nasıl geçiyor? 

Burada da yine yeme-içme sektörünün içindeyim. Açık büfe restoran şefliği yapıyorum. Zamanımın yarısını işe, kalan yarısını ise her gün mutlaka volkanik dağlar arasında bisiklete sürmeye ve sörfe ayırıyorum. Arabamın üstünden sörf tahtasını hiç eksik etmiyorum. İşten sonra, okyanusa girmeden, sörf yapmadan asla eve geri dönmüyorum. Bu aralar yeni bir tutkum daha var: Serbest dalış.

Hawaii yerlilerinin kullandığı bir atasözü ve deyimi paylaşmak ister misin?

Maui Nō Ka ‘Oi’ – Maui en iyisi demek. Benim de en çok kullandığım söz.

    5 Duyu ile Hawaii:

• Tat: ANANAS

• Koku: OKYANUS

• Renk: GÖKKUŞAĞI 

• Doku/His: RÜZGÂR

• Ses: DALGA

 

BY SERDAR KARABATI