Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Pazartesi 02 Kas | Anı Ekin Özdemir

Defter Tutmanın Önemi Üzerine

Pazartesi 02 Kas | BY

SHORT PROFILE

Name:Anı Ekin Özdemir

Mamut Art Project’in 2020 edisyonu 27 Ekim Salı itibariyle Yapı Kredi bomontiada’da başladı. İlgi alanları fotoğraf, illüstrasyon, sanatçı kitapları ve çağdaş Fransız felsefesi olan Anı Ekin Özdemir MAMUT’ta “Döngü” adlı fotoğraf serisi ile yer alıyor. Bu fotoğraf serisi su ile insan arasındaki biyolojik, davranışsal ve fiziksel benzerliklerden ilham alıyor.

Bize biraz sanat pratiğinizden bahsedebilir misiniz? Fotoğraf çekmeye ilginizin olduğunu nasıl fark ettiniz?

Sanat pratiğim gözlemlerim ve merakım ile büyüyor, insan ilişkileri ve insanın kırılgan, değişken, kendi içinde çelişen doğası çevresinde genişliyor.

Fotoğraf ile olan ilişkim 2016 yazında Cemre Yeşil Gönenli’den aldığım temel fotoğraf dersi ile değişti. Bir fotoğrafı neden çektiğimi, derdimin ne olduğunu ve tüm bunların bağlantısını görmem/kurmam zaman aldı ancak fotoğraf çekerek görmeyi yeniden öğrendiğimi söyleyebilirim. 

Eserlerinizde defterin önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. Deftere not almak, yazmak sanat üretiminizin bir parçası diyebilir miyiz? 

Bu gözlemin çok değerli olduğunu söylemeliyim, defter tutmanın sanat pratiğimde görünür bir yeri olmasa da arka planda kocaman alan kaplıyorlar. Defter tutmak kendimi anlamama yardımcı oluyor, günlükler, notlar, karalamalar. Neden ve nelere takıldığımı, bunlar arasındaki bağlantıyı görüyorum defterlerim sayesinde. Bu da üretimimde büyük bir yer tutuyor diyebilirim.

Fotoğraflarınızda insanın ruh halini yansıtan dingin bir his var. Aldığınız eğimite bakınca sanat eğitiminizle birlikte yandal olarak psikoloji okuduğunuzu görüyoruz, bu bilinçli bir seçim miydi ve sanat pratiğinize bunun nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?

Kesinlikle bilinçli bir yönelimdi, okumayı ve öğrenmeyi seviyorum. Psikoloji yanında sosyoloji, felsefe, medya teorileri, görsel sanatlar üzerine kitaplar, yazılanlar çizilenler her zaman sanat pratiğimi destekliyor. Bir yandan her şeyin, her alanın ne kadar ayrılamaz olduğunu ve birbirini anlamaya, görmeye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bu dönemin başında da ZHdK’da (Zürcher Hochschule der Künste) Transdisziplinarität (Transdisciplinary Studies) isimli bir master programına başladım, sanatın diğer tüm dallar ile olan ilişkisini inceleyen ve sanatsal araştırmanın ne olduğunu anlamaya çalışan bir program. Bu eğitimin sanat pratiğim yanında fikirlerimi, düşünme şeklimi de güzel bir yönde etkileyeceğini hissediyorum.

Mamut Art Project’in yapısı da pandemi koşulları nedeniyle değişti, artık sanatseverler evlerinden de eserlerinize erişebilecek. Sanat alanında hızla yayılan bu dijitalleşmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sanatın insanları yan yana getiren ve ortak bir alan yaratan gücünü çok değerli buluyorum, bu dijital alanda da gücünü koruyabiliyor, yayılıyor, sorular soruyor. Ancak insanı sarsan, fikirlerini değiştiren, takılı kaldığı eseler oluyor ve bu işlerin sergi alanında, müzede yani gerçek bir temas ile bu etkiyi gösterebildiğini düşünüyorum. Dijital alan çok farklı bir deneyim, bir noktada mesafeli ve yüzeysel.