Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Cumartesi 15 Haz | AYŞE BOYNER

Yeni Markasını Anlatıyor

Cumartesi 15 Haz | BY LARA AKYEL

SHORT PROFILE

Name:AYŞE BOYNER

Her zaman tutkunu olduğu modayı bu kez kariyerinin tam merkezine koyarak, yola yeni markası Faraway ile devam ediyor Ayşe Boyner. Her yeni koleksiyonu için direksiyonu dünyanın farklı bir diyarına kırarak ilhamını rüzgarın estiği yönden almaya kararlı. Yeni markasını kendisinden dinledik.

Faraway’in ilk koleksiyonu nefis görünüyor. Öncelikle markan için neden bu ismi tercih ettiğini sormalıyız.

Markaya isim bulma kısmı sandığımdan da zor oldu. Eskiden beri restoran açma hayalim olduğu için aklımda restoran konseptlerim için isimler vardı. Koleksiyon çıkarma fikri ve isteği daha sonra oluştu, içime sinen isim de bir türlü aklıma gelmedi. Yıllardır aile şirketlerimizde çalıştım ve satın alma yıllarımda müşterinin ne istediğini ve neyi bulamadığını da çok iyi gördüm. Çevremde bana koleksiyon yapmam gerektiğini söyleyen çok arkadaşım oldu ama benim aklımın ucundan bir koleksiyon tasarlamak geçmedi, yapabileceğimi düşünmüyordum bile. Sonra bir gün hepimizin aradığı ama bulamadığı rahat, çabasız, zamansız, her yere rahatlıkla, düşünmeden giyebileceğimiz parçaların aslında ne kadar az olduğunu düşündüm. Eski patronum, idolüm, ağabeyim Polat’a fikrimi anlattım, o da müthiş destek oldu ve bu işe girdim. Son ana kadar içime sinen bir isim çıkmadı. Marka için hem isim hem tanım ararken “curated/inspired from faraway dreams” gibi bir şeyler geldi aklıma. Sona “tamam işte Faraway” dedim.

Faraway kadınından biraz bahseder misin?

Faraway kadını çabasız şık, ne giyeceğine önem veren ama pek de zorlamadan giyinen, gösterişten uzak bir kadın. Giydiği kıyafeti kendini belli bir kalıba sokmak zorunda hissettiği için değil, kendini iyi ve rahat hissetmek için giyen bir kadın. Yeni yerler ve kültürler keşfetmeyi seven, özgür ve hayatını istediği gibi yaşamayı seçenlerden.

Artık ilgi odağında sadece Faraway mi olacak?

Evet! Ama bu Faraway sadece kadın giyimle sınırlı kalacak anlamına gelmiyor. Çok yakında erkek giyim de yapmak istiyorum. Bunun yanı sıra Faraway’i yemekle, seyahatle, müzikle, sanatla da birleştirip kocaman bir Faraway dünyası yaratmayı hayal ediyorum.

Logo olarak çitayı seçmenin özel bir sebebi var mı?

Çita özgüven, hız ve odağın sembolü. Spirit animal olarak çitayı seçtik ki hedeflerimizi belirlememiz ve onlara ulaşmak için odağımızı kaybetmememiz de bize yardım etsin. Çita bize aynı zamanda esnek olmayı ve gerekirse yeni koşullara adapte olabilmeyi, hızlıca ve zamanında reaksiyon alabilmeyi öğretiyor. Mümkün olduğu kadar çok hedefe odaklanırken aynı anda başaramayacağımız başka işlere çaba ve zaman harcamamak gerektiğini hatırlatıyor.

Markanın satış noktalarını bizimle paylaşır mısın?

Bu sezon Beymen online’ın yanı sıra Zorlu, İstinyepark, Suadiye, Ankara Panora ve Yalıkavak Beymen’de. Kendi online sayfamız farawayclothing.com da açıldı.

Faraway ürünlerinde doğal kumaşlar kullanıldı değil mi? Son yıllarda sürdürülebilir kumaşlara ilgi arttı. Türkiye'nin bu konuda bilinçlendiğini düşünüyor musun?

Evet koleksiyonda doğal kumaşlar kullanmak için çok uğraştık, zorlanmadık desem yalan olur. Koleksiyonun %95’i doğal kumaşlardan oluşuyor. Yaz için ideal olduğunu düşündüğümüz keten ve pamuklu kumaşlara yoğunlaştık. Giyenlerin kendilerini bu kıyafetlerin içinde rahat ve iyi hissetmesini istiyorum, kumaşlar ne kadar az sentetik olursa, kıyafetler daha konforlu oluyor. Yazın sıcağında terleten, üstüne yapışan bir de kötü kokutan kumaşları kim giymek ister ki? Sürdürülebilirlik konusunu her geçen gün daha fazla önemsemeye başladığımızı söyleyebilirim, plastik şişeden polyester kıyafete kadar bu konuda herkes artık çok daha fazla dikkati davranıyor. Gelecek sezonlarda da elimizden geldiği kadar doğal kumaşlarla ilerlemeye çalışacağız.

Koleksiyonu biraz anlatır mısın?

İlk koleksiyonda Afrika’dan ilham aldım; kiremit, haki ve bej gibi toprak tonlarını ve leopar desenler kullandık, safari ceket ve gömlekler de koleksiyonun önemli bir parçasını oluşturuyor. Ve böylece Faraway’in ilk koleksiyonunun adı ‘I dreamed of Africa’ oldu. Kuki Gallman adında İtalyan bir kadının Afrika ile ilgili hatıralarını anlattığı kitabından aklıma geldi. Önümüzdeki sezonların çıkış noktasını düşünürken de fark ettim ki hep uzak diyarları düşünerek, gitmek istediğim veya gördüğüm sihirli yerlere odaklanarak koleksiyonu oluşturmaya çalışıyorum. Markamın hikayesini daha iyi anlatacak bir isim bulamazdım herhalde.

Koleksiyon “Afrika” denince akla gelen geleneksel renkli kıyafetleri değil, daha dingin ve doğaya yakın bir tavrı yansıtıyor. Hatta bana 2016 yapımı "The Legend of Tarzan"da Margot Robbie’nin canlandırdığı Jane’i anımsattı. Bu bilinçli miydi?

Afrika kabileleri veya yerlilerinin renk ve kıyafetlerindense daha çok Afrika’ya giden bir gezgini düşünerek bu koleksiyonu hazırladım. Kullandığım renk tonları da Afrika savanasında gün batımını anımsatıyor, tıpkı Jane’inkiler gibi. Sonraki koleksiyonlar için ne gibi planların var? Başka uzak diyarlar. Bizi İngiliz kırsallarına götürecek; ekoseler, binici pantalonları, nal desenleri... Biraz vahşi batı etkileri de hissedilecek. Kod adı; “Country Cowboy”.

Bu arada Afrika’ya gitme fırsatı buldun mu? Seyahatinden izler taşıyor mu koleksiyon?

İlk kez 15 yıl önce ailece Kenya ve Tanzanya’ya gitmiştik. Safari gömlek ve ceketlerini zaten çok severdim, belki bu ilgim o zamanki seyahatten doğmuştur.

Bu kıtayla ilgili seni en çok etkileyen ne oldu?

Doğası, renkleri, vahşi hayvanları ve insanlarıyla Afrika bana her zaman çok sihirli geldi. Geçmişi de çok enteresan geliyor. Seyahat sonrası en büyük zevkim oralarla ilgili kitaplar okumak oldu; "I Dreamed of Africa", "White Mischief" ve "Out of Africa"... Sanırım hepsinin filmi de yapıldı. Babam tanıdığım en büyük Afrika aşığıdır, orada çok fotoğraf çekti, hatta "Uzaktaki Yakın" sergisindeki fotoğrafların hepsini orada çekmişti. Ondan yadigar kalan bir sevgim var.

Burada başına heyecan verici bir şey geldi mi?

Kampta kaldığımız çadırlarda yatarken aslanlar çadıra sürtünerek yanımızdan geçiyordu, çok heyecan verici! Bir de bir gün balon turuna çıktık, rüzgar değişince planlanan yere inemedik, az önce yukarıdan vahşi hayvanları izlediğimiz çayırların arasına aniden inmek zorunda kaldık. Balon yere yan indi ve epey sürüklendik, ben altta kaldığım için topraktan kömürcü oğlanı gibi çıktım. Orada arabanın bizi almasını beklemek de çok heyecanlıydı, apaçık bir alandı, her an bir hayvan çıkabilirdi. Hep beraber balonun sepetinin altında, fazla ortalıkta görünmeden bekledik.

Bu yaz seyahat planların arasında neler var?

Çok güzel bir road trip yaptık. Kaliforniya'dan başlayıp Joshua Tree, Death Valley oradan Arizona ve Utah’taki parklara oradan da Yosemite’ye gideceğiz. En sevdiğim tatil doğa tatili, dere tepe tırmanıp, kamp kurmak ya da yol üstü motellerde kalmak. Gittiğimiz her bölgenin tabiatı da birbirinden çok farklı. Joshua Tree ve Death Valley çöl, Utah ve Arizona’da müthiş kanyonlar, Yosemite’de muazzam granit kaya oluşumları, şelaleler ve ağaçlar... Faraway çekimi yapmak için de müthiş yerler, özellikle de kışın “Country Cowboy”un nal desenleri için.

Tatil senin için dinlenmek anlamına mı geliyor yoksa yeni yerler keşfetmek için bir fırsat mı?

Yeni yerler keşfetmek! Bazen “of keşke tatil olsa da biraz kumlarda yatsam tembellik yapsam” derim ama öyle de olunca ilk günden sıkılırım. Yeni yerler, yeni kültürler keşfetmeyi çok seviyorum. Özellikle doğa tatili yapmayı çok seviyorum. Görecek o kadar büyülü yer var ki, gezmeye bir ömür yetmez.

En son nereyi keşfettin?

Geçen yaz, beş günlük bir Yunan adası seyahati yaptım. İlk defa Folegandros’a gittim ve aşık oldum. Adada çok az araba ve sadece bir tane taksi var. Plajlara gitmek için biraz yürümek gerekiyor ve neredeyse hiçbirinde ne servis ve şemsiye var, o yüzden her şeyi yanınızda taşımamız gerekiyor. Tabii bunun en güzel sonucu da plajların çok tenha olması. Her yer kum, su müthiş bir turkuaz renginde, insanın denizden çıkası gelmiyor. Adanın meydanında çok tatlı restoranlar var ve gittiğinizde zaman bir noktada durmuş gibi bir his veriyor. Bana "Mediterraneo" filmini hatırlattı ki o filmdeki adaya da bayılırım bu arada, Meis.

Bize bu yaz nereyi keşfetmemizi önerirsin?

Çok uzaklaşmak istemezseniz kesinlikle Folegandros ve çevresindeki minik adalar. Uzaklaşırım derseniz de Kaliforniya her zaman benim bir numaralı destinasyonum. İster Los Angeles’tan kuzeye doğru PCH’ten yukarı arabayla San Francisco’ya doğru çıkıp, yol üstünde sahilde molalar verin. Yosemite Parkı’nın içinden geçip çevresinde gezinin ya da benim için en büyülü yer olan Joshua Tree’ye gidin. Hepsine bayılacağınıza şüphem yok.

BY LARA AKYEL