Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Çarşamba 06 Kas | AyşeDeniz Gökçin

Yeni Nesil Klasik Piyanist

Çarşamba 06 Kas | BY ELİF BAYRAM

SHORT PROFILE

Name:AyşeDeniz Gökçin

Klasik müziğe çağdaş bir yorum getiren AyşeDeniz Gökçin ile müzik yolculuğunu konuştuk. AyşeDeniz Gökçin, ENKA Kültür Sanat Müzik Buluşmaları kapsamında 26 Kasım akşamı ENKA Kültür Sanat Sahnesi'nde.

Zihnini ve kalbini ele geçiren, dinlediğin ilk parçayı hatırlıyor musun?

Evet, elbette hatırlıyorum. Küçüklüğümde beni fetheden aslında bir değil, üç eser var. İlki Chopin Vals Si Minor Op. 69 No. 2. Bu eseri ilk kez yedi yaşında çaldığımdan ötürü, benim için ayrı bir önem taşıyor. Bir diğer eser ise Rachmaninoff Sol Minor Prelud Op. 23 No. 5. Bu eseri ilk kez Horowitz’den dinlemiştim ve kendim çalıncaya kadar bir takıntı oluşmuştu bende… Bir de Beethoven’ın Fırtına Sonatı’nın son bölümü var tabi… Bunu ilk kez yaklaşık sekiz yaşındayken, Fazıl Say’dan canlı dinlemiştim. O dönemde ısrarla öğretmenlerime bu eseri çalmak istediğimi söylemiştim, ancak tabii ki o yaşta çalmama izin vermemişlerdi. Ama ben eve gelip sadece onu çalışıyordum. Nihayet 13 yaşındayken Eurovizyon Klasik Müzik yarışmasında bu sonatı icra ettim. Hala da çok sevdiğim ve çaldığım bir sonattır. Beethoven Senses albümümde de yer alıyor.

Müzisyenlerin çoğu müzikle ilgilenmeye çok küçük yaşlarda başlamış oluyor; “mesleğini” seçmek için oldukça küçük yaşlarda... Seni müzikle ilgilenmeye iten neydi? 

İçten gelen bir tutkunun beni resmen piyanoya çektiğini söyleyebilirim. Belki de duygularımı başka türlü ifade edemediğim için müziği seçtim. Kim bilir…

Müzik en fazla disiplin isteyen alanlardan biri. Eğitimin sırasında en çok zorlandığını hissettiğin anlarda kendini nasıl motive ediyordun? 

Eğitim çok zorluydu, ama başarıya giden yolun kolay olmadığını bildiğim için çalışmayı hiç bırakmadım. Ne olursa olsun başarmam lazımdı.  Nitekim bu nedenle de hayatımı piyano üzerine kurdum diyebilirim. O benim için her şeyden önce gelir. Eğitim sürecinde zorlandığımda, yeni yollar aramak, herkesten farklı düşünmek, girişimci olmak gibi özellikler edinmeye çalıştım.  Bunlar beni daha özgür kıldı. 

Müzik bir tutku meselesi. Bu yüzden tüm bu zorluklarına rağmen müzisyenlerin genellikle “tuttuğunu koparan” insanlar olduklarını düşünüyorum. Bir müzisyen olmanın hayatında yansımalarından bahseder misin? 

Müzisyen olmanın getirdiği pek çok özellik var. Bunlardan ilki detaycılık. Bunun yanında sorgulama, öz eleştiri ve zoru sevmek de önemli. Bir de tabii inek olmak. Bunu gururla söyleyebilirim!

Senin için her parçanın elbet bir hikayesi var. Bize bir parçanın hikayesini anlatır mısın? İlham kaynağından, üretim sürecine, ismine ve bugününe...

Bestelerim, bulunduğum duygusal ana göre kendiliğinden ortaya çıkıyor. Mesela bu sene, Burning Man’e ikinci kez gittim. Çölde o mikro-kentleşme ve inanılmaz sıcak iklim içerisinde varoluş, zaman ve insanlık hakkında düşüncelerimin yoğunlaştığı bir günde, tek başına sanat eserlerine bakıyordum. Bir anda kum fırtınasının arasından bir gemi belirdi önümde; tekerlekli bir gemi. Yelkenli… (Bu gemiyi Instagram hesabımda da görebilirsiniz). Aslında gördüğüm yeni bir şey değildi, çünkü zaten türlü delilikte ve yaratıcılıkta sanat arabalarını biliyordum, fakat o an aklıma gelen şey şuydu: Kendimize izin versek, aslında neler neler yapabiliriz? Birlik olarak, üreterek, geliştirerek... Çoğu zaman kendi önümüzü yine kendimiz kesiyoruz. Bunu ben de yapıyorum. İşte bu hislerle ayrıldığımda, ilk yazdığım eser, Kumdaki Tekne (Boat on Sand) oldu. İçimde ve toplumda gördüğüm çelişkiyi anlatan bir müzik ortaya çıktı.

Londra’da “Street Piano” isimli bir performans gerçekleştirmiş ve Londra’nın farklı noktalarında sokakta piyano çalmıştın. Bu fikir nereden çıkmıştı? Konser salonunda çalmaktan farklı olarak nasıl bir deneyimdi? 

Londra’da şehir festivalinin bir parçası olarak her yaz sokaklara elli piyano yerleştirilirdi. Bu piyanolarda da “beni çal, ben seninim” yazıları var; böylece insanlara müzik dolu platformlar oluşturuluyordu. Ben orada demokrasiyi gördüm; hangi dinden, hangi ırktan, hangi ülkeden veya ne türlü bir yeteneğe sahip olursanız olun, size çalma hakkı tanınıyordu. Bundan çok etkilendim. O sırada da Fazıl Say'ın sanatçıların imza verdiği hukuki bir süreci vardı. Bu süreçte ben imza ile destek vermek yerine Mozart Alla Turca Jazz’ını 50 piyanoda çalıp daha kalıcı bir proje ile destek olmak istedim. Videoyu babam çekti, editleri ben yaptım. Video çok popüler oldu ve şu an dört milyon izleyiciye ulaştı…

Bunun dışında “Slient Disco Project”, “Cappadocia Video Project” ve bunun gibi birçok projen var. Müziği görsel dünya ve farklı deneyimler aracılığıyla dinleyiciye ulaştırmayı seviyorsun. Aklında yeni bir proje var mı? 

Evet var; yeni projemin adı “Motus”. Motus, günlük hayatımdaki anlardan, seyahatlerden ve doğadan esinlenerek yazdığım kısa piyano parçalarından oluşuyor.

Klasik müziğe çağdaş bir yorum ekleyen genç bir sanatçı olarak günümüzde klasik müziğe bakışı nasıl değerlendiriyorsun? Klasiğin çağdaşla mükemmel harmonisinin formülü nedir? 

Bence bunu en iyi başaranlar John Williams gibi film bestecileridir. Hem senfonik hem romantik hem de günümüzle iç içe müzik yapıyorlar.

Son yıllarda öne çıkan klasik müziğin elektronik müzikle birlikteliği hakkında ne düşünüyorsun? 

Değişik projeler var elbette, ama "işte bu muhteşem" dediğim bir örnek henüz yok.

Burning Man’de Melton John Art Car’da çalmak nasıl bir duyguydu? Bu defa insanlar seni oturarak değil, dans ederek de dinliyordu... 

Muhteşem bir deneyimdi ama biraz iş gezisi gibi oldu :))

“Beethoven Project for Burning Man” nasıl gidiyor?

 2020 yılı Beethoven’ın 250. yıldönümü olduğundan ona ithafen bir proje yapıyorum. Herkes Beethoven’ın işitme yetisini yitirdiğini biliyor ama kimse bu dönemlerde içinden geçenleri bilmiyor. Heiligenstadt Vasiyetname mektubu gibi belgelerde paylaştığı duyguları ve sonunda intihar etmeyip hayata ve üretmeye devam edip en muhteşem eserleri tam da bu dönemde yazmış olmasının, zor dönemden geçen tüm insanlara ilham olmasını amaçlıyorum.  

Dans ederken, bir yolculuk yaparken ya da sahilde yürürken sen ne dinliyorsun?

Etrafımdaki sesleri dinlemeyi severim. Tabii dans ederken değil; o zaman muhtemelen elektronik müzik dinliyorumdur. Mesela tekno severim; rahatlamak ve kompleks durumlardan uzaklaşmak için bana iyi gelir. Bir de ışık şovları muhteşem oluyor.

Kimin konserini, nerede ve ne zaman dinlemek için zamanda yolculuk yapmak isterdin? 

Geleceğe gitmek isterdim. Uzayda mesela konser izlemek için.

Rusya, Arjantin, İngiltere, Avusturya, Amerika ve dünyanın dört bir köşesi... Bir müzisyen olarak dünyayı geziyorsun fakat kalbin en çok nereyi özlüyor? Neden? 

Kalbim sadece insanları özlüyor. Her yerde iyi karşılanmak, bana herkesin kardeşliğini hatırlatıyor. Siyasetin bulaşmadığı, mutlu pozitif konserler…

Bundan sonra neyin hayalini kuruyorsun?

Kendimi besteci olarak dünyaya tanıtmamın!

 

 

BY ELİF BAYRAM