Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Perşembe 12 Eyl | Bige Örer

"Yedinci Kıta"yı Anlatıyor

Perşembe 12 Eyl | BY DERİN ÖVGÜ ÖĞÜN

SHORT PROFILE

Name:Bige Örer

İstanbul Bienali Direkörü Bige Örer ile 16. İstanbul Bienali'nin gelişim sürecini, kültürel ve fiziksel atıkları temsil eden "Yedinci Kıta" temasını masaya yatırdık.

16. İstanbul Bienali’nin teması “Yedinci Kıta”. Adını okyanusun ortasındaki dev plastik yığınından alan, kültürel ve fiziksel atıklara değinecek bu eserlerden biraz bahsedebilir misiniz? Bizi neler bekliyor?

“Yedinci Kıta”, 14 Eylül – 10 Kasım tarihleri arasında Tersane İstanbul, Pera Müzesi ve Büyükada’da 57 sanatçının eserlerini izleyiciyle buluşturacak. Bu bienal, günümüzün en acil ve önemli konularından biri olan ekolojiye, sanatın şiirsel gücüyle bir bakış sunacak.  Sanatçılarımızın 38’i bu sergi için tema etrafında yeni eserler üretiyor. İzleyici sergiyi gezerken “Yedinci Kıta” ile doğrudan ilişkilenen işler kadar, konuyla metaforik bağlantılar kuran çalışmalar da görecek.

Bu serginin tartışmaya açtığı önemli meselelerden biri olan antroposen/ insan çağıyla doğrudan ilişkili çalışmalar yürüten Feral Atlas sanatçı kolektifi, dünyanın farklı noktalarında yaşayan bilim insanları, antropologlar ve sanatçıların katkılarıyla Tersane’de bu konuyla ilgili yapılan vaka incelemelerinden bir seçkinin de yer alacağı bir sunum gerçekleştirecek. Bir tür “antroposen atlası” oluşturmayı amaçlayan kolektif, farklı kültürlerden önemli örnekleri paylaşacak. Bu yerleştirme, bilimsel çalışmaları sanatla birleştiren önemli bir içerik sunacak. Eloise Hawser’ın atık dönüşüm merkezlerine odaklanan video heykelleri Londra ve İstanbul’da bu süreçlere bir bakış sağlayacak. Deniz Aktaş’ın manzara çizimleri de atık konusuyla ilişkilenen bir hattan besleniyor.

En köklü bienallerden İstanbul Bienali’nin ilkinin gerçekleştiği 1987 yılından bu yana temalar, katılımcı profili ve mekanlar nasıl bir değişim geçirdi?

İstanbul Bienali 30 yılı aşkın zamandır özgün ve deneysel yapısını koruyarak önde gelen uluslararası bienallerden biri olarak anılıyor. Geçmiş bienallerde  birlikte çalıştığımız küratörler ve sanatçılar, başka bağlamlarda muhtemelen uygulanamayacak yenilikçi ve bağımsız üretimler gerçekleştirdi. İstanbul Bienali küratörleri, her defasında iz bırakan sergiler kurgulayarak İstanbul’la ve izleyicilerle çok farklı bir ilişki kurdu. Sanatsal açıdan her seferinde anlamlı üretimleri mümkün kılan bienal hem şehirle hem de dünyayla çeşitli diyaloglar gerçekleşmesine imkan sağladı.

2013 yılında serginin ücretsiz ziyaret edilmeye başlamasıyla birlikte izleyici sayısında büyük bir artış sağlandı. Son iki edisyonunda neredeyse yarım milyon izleyiciyi ağırlayan bienal, farklı kesimlerden gelen bireyleri sanat çatısı altında birleştiriyor.

16. İstanbul Bienali’ne şehri ve daha fazla insanı bienale dahil etmek adına bu yıl neler yapıyorsunuz?

Bu sene Tersane İstanbul ve Pera Müzesi’nin yanı sıra Büyükada’yı sergi mekanlarından biri olarak seçmemiz , serginin fiziksel olarak İstanbul’un geniş bir bölgesine dağılmasını sağlıyor. Bienal öncesinde sergiye tüm İstanbul’u davet eden tanıtım kampanyaları yürütüyor, söyleşiler, sohbetler gerçekleştiriyoruz. Ayrıca Türkiye’de İstanbul dışında kişi ve kurumlarla yaptığımız iş birlikleri de izleyici çeşitliliğini artırmak; ücretsiz olan bu etkinliğin daha fazla kişiye ulaşmasını sağlamak için oldukça önemli. Bienal öncesi başlayan bu çalışmalar, sergi süresince de hız kesmeden devam ediyor. Elbette bugün sosyal medya bu anlamda kilit bir role sahip. Sergi ve kamusal program, film programı ve öğrenme programları, rehberli turlarımız, yayınlarımız ve çocuk kitabımız “Opti ile Pesi” aracılığıyla bu hedefimize ulaşmak için çalışmalara devam edeceğiz. 

“Yedinci Kıta” teması gereği sanatçılar nasıl bir süreçten geçerek seçildi? Bugüne kadar sürdürülebilir projelerde yer almaları ve bunun gibi konular göz önüne alındı mı?

Bienale katılan sanatçıların pratiklerinin “Yedinci Kıta” teması etrafında şekillenmesi, yaşadığımız dünyayı, sanatın insan çağıyla kurduğu ilişki biçimlerini anlamak üzere farklı medyumları teorilerle birleştirmesi önemli bir kriterdi. Küratörümüzün daha evvel çalıştığı bazı isimlerin yanı sıra, yaptığı araştırma gezileri ve stüdyo ziyaretlerinden, sergiye davet ettiği isimlerle birlikte sanatçı listemiz tamamlandı. Elbette bahsettiğiniz gibi bugüne kadar sürdürülebilir projelerde yer almaları ve bu konularla gönülden bağlarının olması önemli; ama her zaman bu eşleşme yaşanmak durumunda da değil. Sanatçılar temayla doğrudan ya da dolaylı olarak farklı ilişkilenme biçimleri üretebiliyor. Yaptığımız araştırmalar boyunca gördük ki sanat dünyasında insan çağı, insan ve insan olmayanlar arasında eşit bir ilişkilenme mücadelesiyle ilgili çalışmalar üreten sanatçıların sayısı oldukça fazla. Gelecek yıllarda da uluslararası sanat ve düşün dünyasında çok ele alınacak bir konu olacağından şüphemiz yok.

“İnsanın yarattığı doğal ve kültürel atıklar” çevresinde gelişen 16. İstanbul Bienali, içerisinde yer vereceği sanatçıların eserlerinde kullanılan materyaller konusunda nasıl bir yol izledi?

Sanatçılar projelerinin içeriği ve formları itibariyle birbirinden çok farklı malzemeler kullanıyor. Eserler için kadın çoraplarından yapay kürklere, el yapımı tuğlalardan gelişmiş robotik sistemlere uzanan malzemeler kullanıldı. Sanatçılarla birlikte atık üretmeme konusunda hassasiyet gösterdiğimizi, sergi yapma deneyimimizi bu filtreyle şekillendirmeye gayret ettiğimizi söyleyebilirim. 

Bienal sırasında ve sonrasında oluşacak olan doğal ve kültürel atıklar için neler yapılması planlanıyor?

Sergi planlanırken bazı ana ögelerin sergi sonrasında yeniden kullanılabilecek şekilde tasarlanmasına dikkat edildi. Geri dönüşüm tesislerine aktaracağımız atık miktarının mümkün olduğunca az olmasına dikkat ediyoruz. Bu üzerinde düşünülmesi, çalışılması ve Greenpeace, WWF gibi bu konuya yoğunlaşan örgütlenmelerle de birlikte hareket edilmesi gereken bir alan. Yedinci Kıta bize bunu düşünmemiz için bir alan açtı; bundan sonraki bienallerde de bu konuya mutlaka öncelik vereceğiz.

Ziyaretçilerinizin bienal sonrasında çevreye ve kültürel meselelere duyarlılıklarının artması yönünde bir gayeniz var mı?

Elbette böyle bir farkındalık, hassasiyet yaratabilmek bizleri çok mutlu eder. Sergi etrafında düzenlenen etkinlikler için iş birliği yaptığımız sivil toplum örgütlerinin vurguladığı gibi sanatın didaktik olmayan dili, böylesi bir meselenin daha geniş gruplara ulaşması için olanak yaratabilir. İstanbul Bienali gibi yarım milyon izleyiciye ulaşan bir etkinliğin bu küresel kriz konusunda farkındalık yaratma ve harekete geçirme açısından olumlu etkileri olacak diye umuyor, kamusal program aracılığıyla da farklı aktörlerin diyalog kurabilmesini arzu ediyoruz.

Kalıcılık, devamlılık ve sürdürülebilirlik bağlamında bienalde göreceğimiz eserler ne gibi bir rol üstleniyor?

Sergiyi oluşturan eserlerden bir kısmı dünyayla kurduğumuz ilişkiyi yeniden düşünmemiz fikrinden besleniyor. Bu da beraberinde devamlılık, sürdürülebilirlik gibi bugünün dünyası için olmazsa olmaz kavramların sanat diliyle irdelenmesini sağlıyor.

Bu sene üretim süreci için ailesiyle bir süredir İstanbul’da yaşayan sanatçılar var; dolayısıyla üretim sürecinde tanıklık ettiğiniz bir sürü hikaye vardır muhakkak. Aralarında bize anlatmak istediğin ilginç bir hikaye var mı?

Ylva Snöfrid’in pratiği bu anlamda güzel bir örnek. Sanat alanının yaşama alanının içine karıştığı fiziksel bir mekanda çalışan Snöfrid’in çocukları, eşi, İstanbul’da kaldığı süreçte ilişkilendiği herkes eserlerinde bir yer buluyor. Ön izleme döneminde mekanda bu ritüeline devam edecek olan Snöfrid, doğum günü gibi özel kutlamaları da izleyiciyi içine alacak şekilde kurguluyor. Bienalin merkezinde yer alacak bir işin şehirle böylesine yakın ilişkiler içinde hazırlanması, bu hikayelerin geleceğe taşınması mutluluk verici.

Röportajın devamı Bone Eylül'de.

Sipariş vermek için info@dukkanda.com'a mail atabilirsiniz.

BY DERİN ÖVGÜ ÖĞÜN