Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Cuma 05 Tem | Shai Maestro

Yeni Nesil Caz Piyanisti

Cuma 05 Tem | BY DERİN ÖVGÜ ÖĞÜN

SHORT PROFILE

Name:Shai Maestro

26. İstanbul Caz Festivali kapsamında 17 Temmuz akşamı Zorlu PSM’de sahne alacak olan yetenekli piyanist Shai Maestro ile müziği üzerine konuştuk. Cazın ritmine kapılıp gideceğiniz ve tüm duygularınızı gün yüzüne çıkaracak bir akşama hazır olun!

Klasik müzik eğitimi alman üretim sürecini nasıl etkiledi?

Klasik müzik eğitimi, bestelerimi, çalma ve müziği anlama tarzımı çok etkiliyor. Klasik müzik, müziğe ilk resmi girişimdi; Bach ve Mozart ve Beethoven ve WC çalarak işe başladım. Harmoni  ve melodiyi klasik müziğin ustalarıyla öğrendim. 

Avishai Cohen ile nasıl bir araya geldiniz?

17 yaşımdayken doğaçlama bir müzik gecesinde Avishai’nin Kudüs'teki evinde buluştuk. 19 yaşıma geldiğimde Avishai’den bir telefon aldım; piyano çalmayı bilen birisini aradığını söyledi. Hiçbir şey vadetmiyordu; ama her şey yolunda giderse bunun müzikal anlamda bir birlikteliğe dönüşebileceğini söylemişti.

Arie Hoenig, Nate Wood, Donny McCaslin gibi birçok isimle birlikte çalma şansın oldu. Bu birliktelikler seni nasıl besledi?

Her biri gözlerimi açan deneyimlerdi. Kendimi bildim bileli, sünger gibi bir kişiliğim var. Bu müzisyenlerden öğrenilecek çok fazla şey var...

İlk kez caz dinlediğin anı hatırlıyor musun?

Sekiz yaşımdayken Oscar Peterson’un albümünü dinlediğimi hatırlıyorum. Albümün adı “Gershcwin Songbook”tu ve albümde George Gershcwin besteleri vardı. Trio’nun müziğe dokunuşu, notalar arası salınımları çok güzeldi; trio’nun çalış biçimine aşık olmuştum diyebilirim. Benim müziğe doğaçlama yaklaşımım da onlar sayesinde başladı diyebilirim.

Peki ya caz yapmaya nasıl karar verdin?

Oscar Peterson'yu keşfettikten sonra caz dünyasına daldım ve caz dinlemeye başladım. O zamandan beri de keşfetmeye ve caz yapmaya devam ediyorum.

Sana ne ilham verir?

Doğaya dair her şey, özellikle ormanda yaptığım yürüyüşler. Tüm manzaralar eşsizdir; ama ormanlar benimle farklı bir dilde konuşuyor. Diğer yandan hayatın ta kendisi bir ilham kaynağı; ilginç insanlarla tanışmak, ağızlarından dökülenleri, hayallerini dinlemek... Bunların hepsi müziğimi besliyor. 

Bir şarkıyı bestelerken takip ettiğin belirli bir rutin var mı?

Hayır, takip ettiğim belirli süreç yok. Her kompozisyonun kendine ait bir dünyası var. Hayatımdaki diğer şeylerden bağımsız bir süreç. Bazen teknik, bazen ritmik veya melodik bir fikir veya bir doku… İşte o zaman daha fazlasını keşfetmek istiyorum ve işe koyuluyorum.

Zor soru; fakat yaptığın müziği nasıl tanımlarsın?

Nasıl tanımlarım bilemiyorum; fakat fazlasıyla doğaçlamaya dayandığını söyleyebilirim. İsreal’den, cazdan, New York’un, blues'dan, Küba müziğinden, flamenkodan, Arap müziğinden, Güney Amerika müziğinden, klasik müzikten, pek çok şeyden ilham aldım. Sonuç olarak bu benim kendime has müziğim oldu.

Konserlerin dışında, diğer müzisyenlerle çalışmaların nasıl gidiyor?

Diğer müzisyenlerle birlikte çalmayı seviyorum. Avishai Cohen ve Marc Juliana ile birlikte çalışıyoruz; New York'ta bir ay içinde tekrar bir araya geleceğiz. Ayrıca Chris Potter ile çalıyoruz, Joshua Redman ve Trio’m ile konserler veriyoruz. Son zamanlarda trompet ve piyanonun dahil olduğu bir beste yaptım; Joel Ross ve Philip Dizack ile çalmak için ve sonuç oldukça tatmin edici oldu. Diğer yandan neredeyse her gün New York’taki evime birlikte bir şeyler çalmak ve üretmek için gelen insanlar var.

Son albümün “The Dream Thief” için nelerden ilham aldın?

Albümümü yeni davulcum ve lise arkadaşım Ofri Nehemya ile kaydettik. Ayrıca albümde uzun zamandır ortağım olan Jorge Roader’la çalıştım. Albümü hem onlara, hem bize yazdım. Bu yeni grubumuzla birlikte yeni bir renk paletini keşfetmeye çalışıyoruz. 

Müziğin günden güne nasıl değişiyor?

Söylediğim gibi, müziğim doğaçlamaya dayanıyor; bu yüzden çalarken ne hissettiğime odaklanıyorum. İnsanlar olarak sürekli değişiyor ve gelişiyoruz. İçimizde, ruhumuzda yeni yollar keşfederiz. Müziğin dürüst olmasına izin verirseniz, bu değişim kendini ifade eder ve böylece müzik gelişmeye devam eder. 

Hayatındaki en heyecan verici konser deneyimi hangisiydi?

Brezilya'da ki konserimiz; bir açık hava festivalinde 5000 kişilik bir gösteri! Çok güçlü bir deneyimdi. 

İstanbul Caz Festivali için İstanbul’a geliyorsun. İstanbul hakkında ne söylemek istersin?

İstanbul’u uzun zaman önce ziyaret etmiştim; seyircilerin enerjisini çok sevdiğimi hatırlıyorum. Konser sonrası vakit geçirdiğim insanları hatırlıyorum da, kendimi onlara çok yakın hissetmiştim; bana küçüklüğümü ve evimi hatırlatmıştı. Bu sefer de en çok yeni insanlarla tanışacağım için çok heyecanlıyım.

Bundan sonra gündeminde ne var?

Birkaç heyecan verici projede çalışıyorum. Yakında Tokyo Filarmoni Orkestrası ile birlikte çalacağım ve bu, belki de ardından solo piyano parçalarımı besleyecek bir şeye dönüşecek. Bir taraftan quartet çalışmalarım var. Ayrıca Chris Potter ile birlikte daha fazla şey keşfedeceğimiz bir duo çalışmamız var. Her şey bugünlerde yaratım sürecinde diyebilirim.

  

BY DERİN ÖVGÜ ÖĞÜN