Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Salı 07 Tem | Ceren Çerçiler

Travel with a Local: Madrid

Salı 07 Tem | BY SERDAR KARABATI

SHORT PROFILE

Name:Ceren Çerçiler

Serdar Karabatı'nın hazırladığı "Travel with a Local" röportaj serisinin ilk konuğu uzun yıllar Madrid’de yaşayan Ceren Çerçiler.

Her seyahat yeni bir keşifken, yeni medya ve dijital dünyanın sayesinde günümüzde bir şehre gitmeden o şehrin tüm ikonik yapılarını, ünlü kafelerini, restoranlarını, müzelerini, galerilerini oradaymış gibi gezip görebiliyoruz. Ancak teknolojinin bize hala sağlayamadığı bir gerçeklik var, o da gezeceğiniz yerde gerçekten yaşayarak tadını alabileceğiniz, keşfedebileceğiniz hisler, tatlar ve duygular. Bu yüzden bilinçli gezginler gittikleri yerde kaliteli ve keyifli yaşayan lokallerin peşine düşer ki bu kişilere ulaşmak her zaman mümkün olmayabilir. Ben de her ay bir lokalin gözünden yaşadığı şehri konuşarak o şehrin farklı bir yüzünü sizlerle paylaşmak istedim. İlk konuğum uzun yıllar Madrid’de yaşayan Ceren Çerçiler. Ceren’le Contemporary Istanbul, Global Gastro Ekonomi Zirvesi ve Boğaziçi Zirvesi gibi platformlarda moderatörlük yaparken karşılaşabilirsiniz. Aynı zamanda Angola’nın Türkiye’deki tanıtımlarını da uzun süredir yapmakta.  

Kendinden biraz bahseder misin?

Çok başlıklı bir iş hayatım var. 2017’de iklim değişimi ile ilgili  “In this Climate” adında bir belgesel filminin yapımcılığını yaptım. Mark Ruffalo, Cher, Viviene Westwood, Sir David Attengorough, Noam Chomsky gibi önemli kişilerin yer almasıyla Birleşmiş Milletler için tüm dünyada farkındalık yaratmak amacıyla bu filmi hayata geçirdik. Öncesinde uzun yıllar CNN International ile devam ettim, daha sonra kendi prodüksiyonlarımı da gerçekleştirdim. Şimdi de arzum, Türkiye ve İspanya iş birliği ile yapılan prodüksiyonları gerçekleştirmek. Birkaç adımını attık. Medya sektöründeki bu projelerimin yanı sıra şu anda Angola ile Türkiye arasında ticari iş birlikleri yürütüyorum. 

Sanırım Madrid her zaman hayat çizgimde vardı ki 12 yaşımda ek dil olarak Fransızca yerine İspanyolca’yı seçtim. İngiltere’deki okulumda master konusu olarak bir İspanyol filozof üzerine tez yazdım.  Beni İspanya’ya çeken bir şeyler hep vardı. Master biter bitmez kendimi Madrid’de çalışırken buldum. Şehir beni tüm samimiyeti ve sıcaklığıyla karşıladı. Eğlenceli insanları, canlı sokakları, keyifli açık hava bar ve kafeleri, bir o kadar da ciddi iş dünyası... 

10 senedir Madrid’de yaşıyorsun, bu şehir sana ne ifade ediyor?

Madrid benim evim. Sokakları tanıdık, insanları sıcak. Hızlıca insanı içine çeken ve mutlu bir şehir. Diğer yanıyla saklı bir kutudur. Bilen bilir şehri. Gerçek yüzünü turistlere pek göstermez. Tanıdıklara açar kapılarını. Çok eğlenceli, inanılmaz hareketli bir şehirdir. İş hayatı da çok hareketlidir. Çünkü ekonominin esas kalbi tabii ki Madrid’de atar. Sanat yönü çok kuvvetlidir. Her an yeni bir sanat sergisi, bir müzisyenin evinde özel davet, mimari güzellikleriyle gelir önünüze. Ama bir o kadar da geleneklerine bağlıdır.  

Madrid insanı dışarıda olmayı sever, yemeye içmeye bayılır, büyük arkadaş gruplarıyla hep beraberdir. Hafta sonları Madrid’in dışındaki “finca” denilen çiftlik evlerine çok gidilir. 

Her an bir hareket vardır yani. Boş kalmak için özel çaba göstermek gerekir Madrid’de.

Barselona ile Madrid hep karşılaştırılır? Bu iki şehrin farklılıkları, güzellikleri sana göre neler?

İki şehir arasında fark çok sorulur. Ben her ikisini de severim, ikisinin yeri ayrı. Barselona daha turistiktir çünkü deniz kenarı. Şehir turistlerin etrafında döner. Madrid ise “Madrid’liler" içindir. Hayat daha hareketlidir. Hafta içi Barselona’da akşam 7’den sonra hayat yavaşlar, Madrid ise her gün, her saat aktiftir. Barselonalılar daha içine kapanıktır... Lokaller yabancıları içine almaz. Madrid ise herkesi kabul eder.  Ama Madrid’i bilenle tanımak gerekir. Barselona’yı turist olarak da keşfetmek daha kolaydır. Kısaca şöyle diyebilirim, turist olarak Barselona, yaşamak için Madrid. 

Şehrin en sevdiğin semt ve sokağı? Buralarda neler var, neden seviyorsun?

Tabii ki oturduğum semti çok seviyorum. Barrio de Salamanca. Retiro parkının önünde, sabah kalktığımda en sevdiğim şey, parkta güzel bir yürüyüş ve dönüşte sevdiğim Capuccino Cafe’de bir arkadaşımla café con leche. 

Sokak olarak da tabii ki çok sokak var ama ikisinden bahsedeyim. Calle del Barquillo ve C/Jorge Juan. Barquillo Chueca mahallesindeki sokaklardır. O sokaklarda ne isterseniz bulabilirsiniz. Hafif bohemdir. Ama şıktır da. Tamamen organik ve doğal malzemelerden ürünleri olan kafesi, muhteşem et restoranı, ufak lokal butikleri, çok güzel resimler satan köşede bir fotoğraf galerisi, akşam canınız caz dinlemek isterse Madrid’in en eski caz barlarından Bogui Jazz Bar, köşede keyifli bir bar Válgame Dios, tasarım bir otel olan Only You Hotel... 

C/Jorge Juan, evimin iki sokak yanında olduğu için uğrak noktalarından biri. Madrid’in en bilindik restoranlarının olduğu sokak. Amazonico, Paraguas, La Maquina, Quintin, Los Gallos... Yemesi içmesi gece gündüz aktif olan bir bölge. Yaz kış keyifli insanlarla doludur. Çok hoş butikler ve galeriler vardır. Genelde de Madrid’e gelenler bu sokağa uğramadan gitmezler. 

En iyi tapas barlar hangileri? Senin en sevdiğin tapas lezzetleri hangileri?

Madrid’in her yeri tapas barlarla doludur. Hemen hemen hepsinde yediğiniz tortilla’dan ve içtiğiniz albariño’dan memnun kalırsınız. Yerliler Cinco Jotas ve Los Gallos’a çok sık gider. Kuzey İspanya lezzetleri için Paraguas yine olmazsa olmazdır. 

Eğer yazın şehir manzaralı bir teras isterseniz, Hyatt Centric Gran Via’nın 10’uncu katındaki terası deneyin derim. Muhteşem bir Madrid manzarası içerisinde oranın bar-tender’ının özel kokteyllerini içebilirsiniz. 

Madrid esasen bir gastronomi cennetidir. Horcher örneğin bir klasiktir. Öğlen veya akşam, fötr şapkalarını takan Madrid’liler şef mutfaklarını deneyimlemeye bayılır. 1940’larda açılmış bir restoran Horcher. Sanki zaman durmuş gibi bir havası vardır. Servis muhteşemdir. Salvador Dali zevkle yemek yermiş zamanında orada, John Wayne, Sofia Loren Madrid’e geldiklerinde muhakkak gittikleri bir restoranmış. Zamansız bir Madrid referansıdır. 

 Zalacain de yine aynı şekilde. Saymakla bitmez restoran önerileri Madrid için... 

Horcher

Sürekli uğradığın müze veya sanat galerisi? 

Sanat alanında tabii ki arkadaşım Marcia Levin’in galerisi Marlborough Gallery çok zevkle gittiğim bir nokta. Botero ile orada tanıştık, Calatrava’nın ilk sergisini orada onunla gezdik, Ahmet Güneştekin geldiğinde yine hep beraber oradaydık. Gerçekten de kaliteli sanatçıların eserlerini temsil ediyorlar. 

Bir de yine arkadaşım Fer Frances’in galerisi Javier Lopez & Fer Frances, modern sanatta çok özel sanatçıları temsil eden bir galeri. Yükselecek sanatçıları keşfeden bir galeridir. En son tam korona öncesi yaptıkları bir sergi Afrika’lı bir sanatçı olan Pascale Marthine Tayou’nun sergisiydi. 

Canım istediğinde de her zaman gidip gördüğüm bir eser de Velazquez’in Las Meninas eseridir. Prado müzesinin ikinci katına çıkıp, arada bir o esere bakıp çıkarım. Bence gelmiş geçmiş en iyi eserlerden biridir. Aynadaki yansıma, ressamın kendisini dışardan tanımlaması, gelecek neslin ön plana zekice alınması, semboller, başka ressamlara referanslar... 1650’lerde yapılan bir eserdir fakat bence zamanının çok ötesindedir. Herhalde bu yüzünden Picasso’nun da en çok etkilendiği resimlerdendir. 

Misafirlerin Madrid’e geldiğinde hangi oteli önerirsin?

Genelde Only You Barquillo veya Hotel Unico çok keyifli iki oteldir. Her ikisi de en sevdiğim iki bölgede yer alıyor. Özellikle Only You iç mimarisi ile öne çıkar. Yeri merkezi olsun ama fiyatı da bir o kadar uygun olsun diyen arkadaşlarıma da Jorge Juan Cadde’sinde Le Petit Palace’i öneriyorum. Bütün güzel mekanların ortasında, gayet keyifli, küçük ama tarz odalara sahip bir otel. Sabah kahvaltısını da Quintin’de veriyor... Güne başlamak için ideal.

Ama iş için Madrid’e gidiyorsanız da Villa Magna bir referanstır. Yakın zamanda da Four Seasons harika bir otel açıyor. 

En uğrak kafen hangisi? 

Son zamanlarda El Origen ve Cappucino. Arada bir de Perro y Galleta’da buluşuyorduk, korona öncesi tabii ki. 

Madrid’in gece hayatı çok konuşulur? Senin favori gece kulübün hangisi? Ne tarz bir konsepti var?

Son zamanlarda pek clubbing yapmadığım için en favori kulüp diyebileceğim bir yer yok aslında. Daha çok güzel yemekleri ve kokteylleri tercih ediyorum. Club olarak çok gidilen yerleri önerebilirim tabii; La Florida, Gunilla, Fortuny, Amante... Geç saatlerde gidilen bir klasik piano bar olan Tony 2 bence görülmeye değer. Çok lokal bir yer, bir gittiğinizde Almadovar diğer gittiğinizde Ana Botin ile karşılaşabilirsiniz. Bir uzun kuyruklu piyanonun etrafında arzu eden piyanonun başına geçip, herkesle beraber şarkılar söyler dans eder. İspanyollar eğlenmeyi iyi bilen bir toplumdur. 

Bar Le Coq ve De Diego da her zaman için vazgeçilmez barlardır. Uluslararası Sanat fuarı Arco zamanı Le Coq güzel partiler verir örneğin. Bir de Ponzano caddesinde çok sayıda bar ve restoran var. Orası da keşfetmeye dener.

Madrid’e gelenlere günübirlik kaçabilecekleri lokasyonlar önerir misin?

Madrid’den genelde Toledo ve Segovia’ya çok gidilir. Ben La Granja ve El Escorial’ı da öneririm. El Escorial’de II. Felipe’nin kurduğu Saray yer alır. Önünde de çok güzel bir bahçesi vardır. II. Felipe o dönemde astrologlarına ve bilim adamlarına özel bir çalışma yaptırarak Saray için en güzel yeri belirletmiş. Esasında inşaasına Manastır yapma amacı ile başlıyor sonra Saray’ını da ekliyor ve orada yaşıyor. Sarayı gezip sonrasında da güzel bir yemek için de ideal bir yerdir. Yine Madrid’e çok yakın Chinchon da çok tatlı bir köydür. Şehrin ortası bir boğa güreşi arenası var. Eğer doğaya düşkünlüğünüz varsa da Sierra de Gredos’u tavsiye ederim. Orada Tormes nehrinde Nisan ayından itibaren yüzebilirsiniz ve çok tatlı Casas Rurales adındaki butik otellerde kalabilirsiniz.  

Madrid’i 5 duyu ile tanımlamanı isteyeceğim:

Koku: ‘Tomilllo’ yani doğal kekik kokusu. Madrid’in doğasında çok bulunur tomillo. Mesela şehirden uzak ata binmeye gittiğimizde en çok burnuma gelen kokudur. Sanırım o yüzden doğal kekik diyebilirim

Ses/müzik: Tabii ki Flamenko tınıları. Belki de üst komşumun ünlü Flamenko dansçısı Joaquin Cortes olmasının da bir etkisidir. Flamenko için mutlaka Casa Patas’a gidilmeli. 

Tat: Güzel bir Rioja kırmızı şarap tadı ilk aklıma gelen. 

Doku/his: Madrid’in hissi sanırım elit, kaliteli bir his. Yani Paris gibi ‘glamour’ şehri değil, veya New York gibi modern bir şehir değil. Madrid’in kendine has bir kalitesi var. İnsanlar asla marka düşkünü değillerdir fakat şık ve klas giyinirler. Mekanlar da öyledir. Dengeli bir yaşam tarzı. Madrid için Avrupa’nın gizli cevheri derler. Fazla da bilinsin istemezler Madrid’liler. Bu yaşam kaliteleri bozulmasın diye. 

Renk: Gök mavisi... Madrid’in gökyüzünün mavisi ünlüdür. Hatta Velazquez’in resimlerindeki maviye Madrid mavisi derler. Elektrik bir mavidir. Hayat dolu bir mavidir. 

 

BY SERDAR KARABATI