Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Cuma 21 Ağu | Ceylan Sözer & Mete Göktürk

Hikayelerin Peşinde

Cuma 21 Ağu | BY LARA AKYEL

SHORT PROFILE

Name:Ceylan Sözer & Mete Göktürk

Bir yemeğin, yolun ya da insanın hikayesi; asıl kulak verilmesi gerekendir. Bir Aş Hikayesi ile Türk mutfağında yer edinen yemeklerin ve o yemekleri hazırlayan kıymetli ellerin hikayesini dinleyen Ceylan Sözer ve Mete Göktürk ile özgün hikayelerin, ağaçlarla çevrili yolların, gizli rotaların ve yolda olmanın sihirli yanını masaya yatırıyoruz.

Zorlu ve uzun karantina süreci sonrasında soluğu kafa dinlemek için ilk nerede aldınız?

Pandemi süreci başlamadan önce Bodrum’a çekim için gelmiştik. Karantina dönemine de Bodrum’daki evimizde girdik. Sevdiklerimizden uzak kalmak dışında bu bizim için bir şanstı diyebilirim. Haliyle biz bu dönemi daha dingin ve karmaşadan uzak geçirdik. Sürecin sonunda ise ailelerimizi görmek için önce İzmir’e sonrasında İstanbul’a gittik. 

Hayata dair nelerin farkına varmanızı sağladı bu süreç?

Evde kaldığım dönemlerde ilk başlarda özgürlüğümüzün kısıtladığını düşünsem de, bir zaman sonra belli konularda farkındalıklar oluştu zihnimde. Bir yandan da tabii, sevdiklerimizle temas kurabilmenin ne kadar önemli olduğunu anladık.

Birinizin yönettiği, birinizin sunduğu Bir Aş Hikayesi programı nasıl ortaya çıktı?

Ceylan: Proje, sinematografik ve içerik olarak Türk televizyonlarındaki yemek programlarından farklı bir ürün yaratma amacı ile kurgulanmaya başladı. Bu aslında bir keşif projesi. Sadece yemek değil, insan hikayeleri de Bir Aş Hikayesi’nin radarında. İnsan olmadan hikaye, hikayeler olmadan gerçek tabaklar ortaya çıkmıyor.

Mete: Birçok ülkede yaşamış, farklı kültürlerde özgün yemek ve yaşam biçimleri deneyimlemiş bir karakter, İstanbul’a gelip bu mutfağın sunduğu yemeklerin barındırdığı inanılmaz zenginlikleri keşfediyor. Bu beni çok heyecanlandırdı ve kendimi bu projeye hemen ait hissettim. Programda dinamizm ne kadar var ise romantizm de o kadar var. Bizi misafir eden işletmelerin yemeklerinin yanı sıra insan hikayelerini de ön plana çıkarıyoruz. Mesela sakatat bölümünde ciğer kasabını izlerken, anlatılan hikayeden dolayı insanların gözleri doluyor. Bu çok acayip bir etki bıraktı bende. Mutfağımız çok çeşitli ama yemekleri yapan insanların hikayeleri de bu toprakların zenginliğinden biri. 

Seni gastronomi alanında yönetmenlik yapmaya iten güç ne oldu Ceylan?

Farklı kültürlerden gelen geniş bir aileye sahibim. Baba tarafım, Selanik göçmeni sonrasında Tekirdağ’a gelmişler, anne tarafım ise Adanalı.. Hal böyle olunca hem evde, hem aile büyüklerimize yaptığımız ziyaretlerde hep farklı mutfakların ürünlerini tatma fırsatım oldu. Bunun dışında, küçüklüğümden beri seyahatlerimde gittiğim ülkeye ait lezzetleri tatmak, gezinin en önemli ve unutulmaz anları olmuştur. Hatta dönerken oraya ait yerel marketlere uğramak adetimizdir diyebilirim. 

Bununla birlikte, bir tabağın anlattığı çok şey olduğunu düşünüyorum. Malzemenin önemi, her bir ürünün bir araya geliş şekli, renk ve tat uyumları şey anlatabilir karşıdakine. Seçimlerin ortaya çıkardığı tabaklar ve arkasındaki hikayeler beni bu alana yöneltti diyebilirim.

Çok yönlü bir mesleğin var; moda çekimleri, müzik videoları ve yemek belgeselleri; bir hafta içerisinde programında üçünün de olması son derece mümkün. Üçünün farklılıklarını ve tahmin etmesi güç benzerliklerini konuşacak olursak, neler söyleyebilirsin bize Ceylan? 

Hepsi farklı alanlar olsa da aslında bir bütün olarak düşünülebilir. Her birinde bir hikaye, hayal ve insan var. Önce yaptığım işe kendimi yansıtmayı sonrasında ise hayalimin gerçeğe dönüştüğü noktada ortaya çıkan işi başkalarıyla paylaşmayı seviyorum.  Zamanla birbirlerini desteklediğini ve evrildiğini fark etmek ayrı bir heyecan yaratıyor. 

Bir fotoğrafçı ve yönetmen olarak hikayeler senin için tetikleyici unsur olmalı...

Öncelikli olan kişinin hikayesi; o yüzden yaptığımız işte benim gördüğüm ve yarattığım ne kadar önemli ise karşımdakinin anlatmak istediği hikaye de bir o kadar önemli. Bazen benim yarattığım bir hikaye karşımdakini yansıtırken bazen de karşı tarafın hikayesi benim ilham kaynağım olabiliyor. Aslında işin özü yine hikayelerin bir bütünün parçası olabilmesi. 

"İnsan olmadan hikaye, hikayeler olmadan gerçek tabaklar ortaya çıkmıyor."

Tabaklar da sana fısıldıyor olmalı... Nasıl hikayeler anlatıyorlar Mete?

Dünya tarihi ve insan hayatının değişimini izleyebileceğiniz bir hikayedir ve bu yolculuğun ta kendisidir. Her yemeğin bin bir hikayesi vardır, bir sürü evden ve elden geçmiştir. “Annemin yemeği gibisi yoktur” cümlesi aslında yemeğin lezzetinden çok içerisinde barındırdığı özlemin, hatıraların ve geçmiş güzel günlerin akılda bıraktığı tattır. Yemeğin değişimi ve hikayesi genellikle göç, savaş ve ticaret sebebi ile dolaşımıyla oluşur. Örneğin, Uzak Doğu’dan başlamış olan bir lezzet Orta Asya, Anadolu ve Avrupa yolculuğu süresince bulunduğu coğrafyada kullanılan ham madde, iklim şartları ve ağız tadı ile evrilir. Buna örnek olarak mantıyı verebiliriz. Mantı çeşitleri, aralarında şekil ve iç dolgu farkı olsa da birbirinin akrabası. Yemeklerin göç yolundaki değişimi ve coğrafyaya göre farklılaşması çok açık görülüyor. Sadece bir yemek türünün evrilmesini izlediğimiz zaman bile aslında geri planda dünya tarihinden bir bölüm okuruz. 

Yaklaşık 100’ün üzerinde işletmeye misafir oldum, her dükkanın her tabağın gerçekten kendine özel bir hikayesi var. Dört kuşaktır aynı yemeği yapıyoruz diyen de var, mesleğimi bıraktım dünyanın bir köşesinde yemek yapmayı öğrendim diyen de. Sahip olduğumuz bu zengin coğrafya ve kültürde, hikayeler bitmez.

Peki karantinada bir yemek keşfin oldu mu Mete?

Hamur ile uğraştım. Maya gibi bir canlı ile uğraşmak kolay değl; bazen o bazen ben uyum sağladık. Günü gününe, saati saatine uymayan bir canlı, hani havadan nem kapar derler ya, ta kendisi. Sonunda barış yaptık, ama uzun süre görüşmeyebiliriz. Ustalara saygı ile Bir Aş Hikayesi ekmek bölümünü dönüp tekrar izlediğimde, şeflerin maya ile ilişkilerini ve yaşadıklarını anlattıklarını gördüm. 

Hamur dışında, değişik çikolatalar yaptım, yapması ve süslemesi çok eğlenceliydi. Ancak bağımlılık yapabiliyor; en az üç kilo alma garantisi var. 

Hikayelerden bu kadar konuştuk. Hikayesiyle sizi bağlayan ya da üzerine bir hikaye yazdığınız bir rota var mı diye sorsam...

Bodrum’dan araba ile yola çıkıp, Günlük ağaçlarıyla çevrili orman yolundan Marmaris Karacasöğüt’e gitmek... Ormanda birkaç gün geçirip oradan da tekne ile açılıp haftalarca denizde kalmak... 10 yıldır yapmaya çalıştığımız bir rota. Dünyada çok az yerde yetişen Günlük ağacı çok enteresan ve ulu bir ağaçtır. Yaprakları parfüm ve kozmetik yapımında kullanılırken, kabuğu da güzel kokusundan dolayı tütsü olarak kullanılır, araba ile o dev ağaçların arasında gitmenin keyfi inanılmazdır. 

Bir de, Bozburun’da denizin ortasında bir kaya vardır. Kimse duymasın, bazen oraya gidip ateş yakıp balık pişiririz. Şehirde gezmeyi de severiz ama şimdi sorunca rotalarımız genellikle doğanın ortasında. 

Yolda olmak sizin için ne ifade ediyor?

Beslenmek ama duygusal ve görsel olarak... Hepimiz özellikle uzun yolculuklar sonrasında eve bir sürü şey öğrenmiş olarak döneriz. Zaten filmlerde de, ana karakter sevgilisinden ayrılınca veya işi bırakınca arabaya atlar, yola çıkar; bir kaçış gibi görünse de aslında bir arayıştır.

"Hepimiz özellikle uzun yolculuklar sonrasında eve bir sürü şey öğrenmiş olarak döneriz."

Yola çıkmak sizin için spontane verilen bir karar olabilir mi yoksa önceden yapılmış planları mı seversiniz? 

Ceylan: İkimiz de daha çok yolda olmayı seviyoruz sanırım. Hareket etmek, farklı iklimler tecrübe etmek, farklı bölgelerden geçmek bize büyük bir zenginlik katıyor. Ama yine de ben biraz daha organize olmayı tercih eden tarafım.

Arabaya atlayıp gittiğiniz ya da yakında gitmek istediğiniz bir destinasyon var mı?

Genellikle ara yollara sapmayı severiz. Ege’de birçok gizli rotamız var. Çok uzun zamandır Muğla ve çevresini keşfetmeye devam ediyoruz. Gözümüz şu anda Karadeniz’de, bahar gibi oraları keşfetmeye gideceğiz. 

Size şifa, huzur ya da ilham veren bir adres var mı?

Bu aralar Bolu’da gizli bir destinasyonumuz var oraya gidiyoruz; merkeze 50 dakika uzaklıkta 1600 metre rakımda, dağın tepesinde inanılmaz bir yer. Bir Aş Hikayesi programının dışında, yapımcı ekibinde yer aldığımız projede, büyük bir ekiple keyifli bir program çekme planlarımız burayı gördükten sonra şekillendi.

Fotoğraflar: Erbil Balta

Daha fazla rota keşfetmek için Volvo ile #hiddengem etiketine göz atabilirsiniz.

BY LARA AKYEL