Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Çarşamba 26 Şub | Christian Löffler

Sesler, Renkler ve Löffler

Çarşamba 26 Şub | BY ELİF BAYRAM

SHORT PROFILE

Name:Christian Löffler

Elektronik müzik sahnesinin dahi isimlerinden Christian Löffler Sonar Istanbul için İstanbul'a geliyor ve en sevdiği performanslarına tanıklık eden İstanbul dinleyicisini dans etmeye çağırıyor. Danstan önce Christian'la doğadaki sesler, renkler ve sanatı üzerine biraz konuştuk.

Christian, seni heyecanlandıran ilk sesi hatırlıyor musun?

Sanırım ormanda yürüyüş yaparken ayağımla ezdiğim ağaç dallarının çıtırdama sesiydi. Aynı zamanda müziğimde kullanmak üzere kaydettiğim ilk seslerden biri de budur.

Bildiğim kadarıyla 14 yaşında bilgisayarındaki programlardan müzik yapmaya başlamışsın. O zaman seni müziğe dair cezbeden neydi?

Altı yaşımdan beri müzikle ilgileniyorum. Birinci sınıftayken en yakın arkadaşımın babasının olağanüstü bir blues ve rock koleksiyonu vardı; çok ilgimi çekerdi. Sürekli arkadaşımın evinde müzik dinleyip konser videoları izliyorduk.

Aşağı yukarı 10 yaşlarındayken müzikle gerçekten ilgilenmeye başladım. En yakın arkadaşım gitar dersleri alıyordu ve örnek olması adına Joe Satriani ve Steve Vai albümleri dinliyorduk. Beni elektronik müziğe yönlendiren, 14 yaşındayken yalnızca bilgisayar kullanarak müzik yapabileceğimi öğrenmek oldu. Pek iyi bir takım oyuncusu değildim; dolayısıyla her şeyin benim elimde olması ve fikirlerim üzerinde kendi başıma çalışabilecek olmak bunu benim için oldukça çekici bir hale getirdi. Başlarda çok zorlandım; fakat sınırsız ihtimaller içerisinde vakit geçirmek ve değişik sesler, melodiler aramak bir yandan da çok eğlenceliydi.

2012’de çıkan “A Forest” albümünden bu yana müziğinde neler değişti?

Bir sanatçı olarak kendime duyduğum güven arttı. Yeni albümüm “Lys”te kendi sesimi içeren daha fazla şarkı bulunuyor. Tıpkı benim gibi müziğim de, çalışmalarım da yıllar içerisinde değişiyor. İlk albümüm 2012’de çıktı ve o dönemde bir turneye çıktım. Bu turne sırasında çok fazla şehir ziyaret ettim ve çok fazla insanla tanıştım. Bana kalırsa yaşadığınız ve deneyimlediğiniz her şey, ister pozitif ister negatif olsun, çalışmalarınıza yansıyor ve çalışmalarınızı şekillendiriyor. 

“Beirut”, “Versailles”,“Nil”, Young Alaska”, “Pacific”, “Lys”, “A Forest”... Parçalarının ve albümlerinin isimlerini nasıl seçiyorsun?

Çoğu zaman parçayı yaratırken hissettiğim bir duygu ya da 2014 yılında ilk kez ziyaret ettiğim Beyrut gibi bana ilham olan bir yer parçalarıma ismini veriyor. Aynı zamanda yaratım sürecimde odaklanmama yardımcı olan ve bir sanatçı olarak üretkenliğimi besleyen yerlerden ilham alarak adlandırdığım bir parçalar da var. İlk albümüm “A Forest” evimin yakınlarındaki bir ormanda yaptığım yürüyüşlerde huzur bulmaya çalıştığım bir dönemini anlatıyor. O zamanlar ormanda kaydettiğim sesleri, prodüksiyonlarımda kullanmaya devam ediyorum. Birkaç yıl sonra, denize daha yakın bir yere taşındım. Baltık Denizi’nden yalnızca 300 metre uzakta yaşamak, ikinci albümüm “Mare” için ilham kaynağım oldu. 2017 yılında yeniden resim yapmaya başlayışım da bana müziğim hakkında yeni bakış açıları sağladı. Resim, ışığın; özellikle de görsel sanatların müziğim üzerindeki önemini fark etmemi sağladı. Danimarka’nın muhteşem kuzey ışıklarını fotoğraf çekerek ve resim çizerek takip ettiğim birkaç hafta sonrasında, yeni albümümü Danca ışık anlamına gelen “Lys” olarak adlandırmaya karar verdim.

Dünyanın “karanlık” tarafının sana ilham verdiğini ve müziğindeki melankoliyi hissedebiliyorum. Sana göre melankoli nedir? 

Bunu tanımlayabilmek çok zor; fakat kısmen hüzünlü müzikler ve sanat eserleri benim için daima daha ilgi çekici olmuştur. Aklım bu şekilde çalışıyor. Her şey hakkında oldukça çok düşünüyorum ve etrafımdaki her şeye karşı çok duyarlıyım. Kimi zaman çok boğucu olabilse de bir sanatçı olarak beni besliyor.

Albüm kapakların ilhamını doğadan alıyor; en azından öyle görünüyor. Doğada kendi kulüben dışında bulunmaktan en keyif aldığın yer neresi?

Dürüst olmam gerekirse, en sevdiğim yer yaşadığım yer. Evimin sahil kıyısı boyunca yürüyüş yapmaya ya da koşuya çıkmaya bayılıyorum. Sahilde yürüyüş yapmak zihnimi temizliyor.

Neden doğanın kalbinde yaşamayı tercih ediyorsun?

Almanya’nın kuzeyinde, Baltık Denizi’ne yakın yeni bir yerde yaşıyorum. Sanatıma odaklanabilmek için, dış etkenlerden etkilenmeyeceğim sessiz bir yere ihtiyacım var. Dünyanın pek çok yerinde değişik şehirlere seyahat ettiğim için bu huzur dolu alanın benim için ne kadar büyük bir anlam taşıdığını daha da iyi idrak ettim.

Aynı zamanda resim yaptığını ve fotoğraf çektiğini biliyorum. Görüntüler sana müziğin için nasıl ilham veriyor?

Bir şey yaratırken, aklımda o yaratımın nasıl görünmesi gerektiği ile ilgili güçlü bir imgelem oluşur. Tam da bu nedenle kendi markamı yarattım, böylece her şey benim elimde olabilecekti. Aynı zamanda bir ressam ve fotoğrafçı olarak çalışıyorum. Estetik benim günlük işimin bir parçası. Yalnızca müziğime odaklanarak geçirdiğim yıllardan sonra, resim ile beraber maddesel çalışmaya dönmek çok ilham verici oldu. Tuvalimi kurarak ve renkleri karıştırarak geçirdiğim vakit, bilgisayarlardan ve ekrandan uzaklaşmama yardım eden bir ritüel haline geldi. Özünde aynı yaratım güdüsünden doğuyor olsa da, resim yapmak bambaşka bir çalışma biçimi. 2016-2017 yıllarındaki yoğun turnelerim sonrasında, yaratıcılığımı geri kazanmak için bir ara vermem gerekiyordu. O dönemde müzik yapmayı bıraktım ve üniversiteden mezun olduktan sonra neredeyse tamamıyla bıraktığım resim sanatına döndüm. Çok yenileyici bir deneyimdi; zihnim müzikal anlamda yepyeni fikirlerle doldu.

Sonar İstanbul için İstanbul’a geliyorsun; bu İstanbul’a ilk gelişin de değil. İstanbul elektronik müzik sahnesi ve kulüp kültürü hakkında neler söyleyebilirsin?

2015 yılında ilk kez İstanbul’a geldiğim geceyi hala hatırlıyorum, çok yoğun ve sıcak bir karşılamaydı. İnsanların müziğimi anladıklarını ve beğendiklerini hissediyorum. Müziğime karşı çok dikkatli ve hevesli yaklaşıyorlar. Kesinlikle hayatımdaki en iyi performanslarımdan birkaçını İstanbul’da gerçekleştirdiğimi söyleyebilirim. 

Elektronik müzik ve kulüp kültürü olarak değerlendirdiğin zaman senin için öne çıkan bir şehir var mı?

Kendim çalmaya başIamadan önce, neredeyse hiç gece kulübüne gitmiyordum. Genellikle mekanları ve festivalleri sanatçı tarafından gözlemleme şansım oldu. Fakat Japonya ve Çin’de muhteşem vakit geçirdiğimi söyleyebilirim. Genellikle çalmayı en sevdiğim yerler Türkiye, Polonya, Ukrayna, Birleşik Krallık ve Fransa. Neredeyse her yerde müziğimi takip eden ve beni dinleyen muhteşem insanlar olduğu için böyle bir ayrım yapabilmek gerçekten zorlayıcı. Hala daha her gittiğim yeni yerde beni dinlemeye gelmiş insanları gördüğümde şaşırmaya devam ediyorum ve çok mutlu oluyorum.

Kendini her türlü sesten ve uyarandan soyutlama ihtiyacı duyduğunda ne yapıyorsun?

Kaykay yapmaya bayılıyorum. Her şeyden uzaklaşmamı ve kopmamı sağladığı için hala çok severek yapıyorum.

Biz senin müziğinle dans ediyoruz, peki sen?

Yakın bir zamanda Hior Chronik’in yeni albümünün demoları elime ulaştı. Tek kelimeyle inanılmaz. Şu andaki favori sanatçılarım Aparde ve Fejka, aynı zamanda yeni Pantha du Prince parçasını da çok seviyorum. Şu sıralar takip ettiğim sanatçılardan biri de Henry Green.

BY ELİF BAYRAM