Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Cuma 14 Ağu | Emine Boyner Kürşat

İyileştirici Bir Yolculuk

Cuma 14 Ağu | BY DAMLA KÜRKLÜ

SHORT PROFILE

Name:Emine Boyner Kürşat

Kedi Kız, Ezo, Şira, Emine ve Ali’nin bahçesinde cırcır böceklerinin senfonisi eşliğinde bitkilerle yolculuğa çıkıyoruz. Ayvalık’a olan bu yolculuğumuzda yüzlerce zeytin ağacı bize eşlik ediyor, Atölye Patika’ya uğruyor ve cadı kazanındaki şifalı bitkilerin, kokuların, sabunların ve seramiğin iyileştirici ve büyütücü gücünü keşfediyoruz.

Pandemi sonrası hayatın değişti mi?

Sosyal anlamda çok fazla etkilenmedim. Ama tabi aile özlemi oldu. Normal zamanda başka şehirlerde yaşadığımız için çok görüşemiyorduk ama ara ara bir araya gelmek iyi oluyordu, bunu dilediğimce yapamamak biraz üzücüydü. İçe dönük yaşamayı, kendi kendine çalışmayı ve vakit geçirmeyi seven biri olduğum için bu dönemde çok zorlanmadım; atölyemde daha çok vakit geçirebildim eve daha çok vakit ayırma fırsatım oldu. Pandemi öncesi evde çok az vakit geçirebiliyordum, devamlı bir yerlere gidiyorduk; biraz evde kalmak, bahçeyle ilgilenmek iyi geldi. Ve tabi online atölyeler düzenlemek...

"İnsan nerede olursa olsun yolculuğu, yola çıkmayı özlüyor."

Konuşmalarında Şira ile gün içinde Zeytin Arası’na yürüyüşe gittiğinizden bahsediyorsun. Nerede Zeytin Arası?

Ayvalık'ı çevreleyen zeytin ormanları. Yüzlerce yıldır bu topraklarda yaşayan, hem yabani canlıları kucaklayan hem de zeytini, yağı ile yöre halkının besini, yaşam kaynağı zeytinlikler. Bu toprakların esas sahipleri diyebiliriz.

Burada, doğanın ortasındasın, ağaçlarla toprakla iç içesin. İnsan bu durumu kanıksıyor mu yoksa başka doğal alanlara gitme tutkusu hep baki mi kalıyor?

İnsan nerede olursa olsun yolculuğu, yola çıkmayı özlüyor. Yolculuk etmeyi çok seviyorum. En çok Karadeniz’i özlüyorum. Plato’da Mola’da ailemiz kadar sevdiğimiz arkadaşlarımız var. Karadeniz’in bambaşka bir bitki örtüsü, farklı bitkileri, mantarları var. 2009 yılından beri Pokut Yaylası’na gidiyoruz. Her gittiğimde farklı bir bitki keşfediyorum. Her mevsimi farklı, her senenin mevsiminin getirdiği de. İnsan şehirde de olsa doğayla iç içe olabilir. O gözle bakarsan her yerdeki yabani bitki örtüsünü görüp onunla bütünleşerek yaşayabilirsin. Burada kendimi doğa ile bir bütünlük içinde hissediyorum. Fakat aslında yine de yaban hayatı ile bir tık ayrılaştırılmış bir düzen sayılabilir kasaba hayatı. Kendimi doğanın daha göbeğinde yaşarken hayal edebiliyorum.

"Doğadan yalnızca gıda ve şifa değil renk de hasat edebilmek, bitkiler ve doğa ile olan ilişkime ayrı bir bağ kattı."

Okuldan mezun olduğun zaman bu kadar doğayı kucaklayan bir sanat yapıyor muydun? Buraya taşındıktan sonra daha mı çok bütünleştirmeye başladın?

Aslında yapmıyordum, Liberal Arts College’da okudum; son sene landscape art dersi aldık, ondan çok etkilendim. Benim için doğada olmaya bir bahane daha doğmuştu. Çocukluğumdan beri hep bir şeyler yetiştiririm, bitkilere merakım vardı. Kendi baharatlarımı yetiştirmeye çalışırdım. Okul yıllarımda sanat işlerime daha çok toplumsal konular yansıyordu. Şimdi geriye dönüp baktığımda bazı işlerimi didaktik buluyorum, bir şey anlatma derdim varmış. Yeni dönem işlerimde o an içimde ne varsa o çıksın diye yaklaşıyorum. Bir şey ifade etmeye çalışmak değil de zaten varsa o kendini gösteriyordur diye düşünüyorum. 

Üniversitede de tohuma gıdaya kafa yoruyorduk ama kendi yediklerimle bağlantısının çok farkında değildim her şey çok teoride kalıyordu. Sonra bu bilgilerin gündelik hayatımda nerede durduklarına baktım. Sanat malzemelerimi sorgulamaya başladım. Sanat malzemelerimi musluğa döktüğümde “nereye gidiyor, zarar vermiyor mu?” sorusunun çok farkında değildim. Bennington College çok yönlü ve öğrenci duyarlılığı yüksek bir okuldu. Kendi hayatımı sorguladıkça o bağı daha çok kurmaya başladım. Buraya ilk taşındığımda çok resim yapmadım; atık olarak lavaboya döktüğüm malzemeden soğudum. Sonra kil kullanmaya başladım. Bitkilerden yaptığım mürekkepleri kullanmak bana başka kapılar açtı. Doğadan yalnızca gıda ve şifa değil renk de hasat edebilmek, bitkiler ve doğa ile olan ilişkime ayrı bir bağ kattı.

Hayatında birçok bitkinin ayrı ayrı yeri var eminim. Ama uzun zamandır zeytin ağaçlarının nefes verdiği bir toprakta yaşıyorsun. Senin için zeytin ağacı ne ifade ediyor?

Çocukluğumuzda zeytin ağaçlarının arasından eve dönüyorduk. Hep bir şeyler karalarken de zeytin ağacı çizerdim. Doğadaki tüm canlıların başka bir yeri var bende ama zeytin ağaçları ailenin büyükleri, büyük büyük babaanne ya da dedeleri gibi bir his veriyor bana. Çok yaş almışlar ama meyve veriyorlar. Ailenin tanıyamadığım büyüklerini tanıyor gibi hissediyorum. 500 yaşındaki ağaçlarla birlikte vakit geçirmek muhteşem bir duygu. 

"Bitkisel tedavi konusunda beni en çok heyecanlandıran şey gıda ve şifanın iç içe olması."

Zeytinler hayatına sabunları ve Atölye Patika’yı da soktu…

Zeytin ağacı belirleyici oldu. Bitkilerle harmanlar yapmak ve bitkisel tedavi öğrenmek istiyordum. Sabun çok aklımda yoktu ama onu da Ali soktu aklıma. “Zeytinle bu kadar şey yapıyoruz kendi sabunlarımızı yapsak ne güzel olur” diyordu. Oradaki simya ilgimi çekiyordu. Çok vakit geçirdik sabunlarla, denemeler yaptık bambaşka bir yere getirdik. Zeytin ağacı benim için orada da bambaşka bir yerde. Cadı Kazanı’nda da zeytinyağı olmayan bir ürün yok; şifası beni büyülüyor. Başlı başına hem gıda hem şifa. Bitkisel tedavi konusunda beni en çok heyecanlandıran şey gıda ve şifanın iç içe olması. Bir şeyin içindeki etken maddeyi ayrıştırdığınız zaman o başka bir şey oluyor. Yediğin şeylerin sana şifa vermesi çok daha bütüncül bir şey. Geçmişteki şifa yöntemleri de bunun üzerine kurulu. Gün içinde yediğin içtiğin şeylerin sana iyi geliyor olması…

Seni en çok şaşırtan bitki hangisi oldu?

Isırganı hep çok severdim; çocukken de beni rahatsız etmezdi. Orada olduğunu hep söyleyen bir tip. Bir yerden geçiyorsan mutlaka kendini hissettirir, bitkiyle hiç alakası olmayan birine bile. Bu yönünden çok etkileniyorum. Hocam Rosemary Gladstar “ısırgan hep aklı havada olanı ısırır” derdi. Seni ana çekmek için… Isırgan hasat ediyorsan onunla o an orda olmalısın o saygıyı senden alan bir bitki. 

“Biraz daha yakından tanısa ve keşke herkes bu özelliğini bilse” dediğin bir bitki var mı?

Bitkilerin mucizevi diyebileceğim etkisini daha çok Şira ile keşfettim. Mucizevi demek de çok doğru değil aslında bu onların doğasında var ama biz beklemediğimiz için bize mucizevi geliyor. Tıp ilaçları bir semptom varsa çoğu zaman onu baskılıyor. İlaç daha çok sessize almak gibi geliyor bana. Bitkiler o semptomun nedenini kökünü çözmekle ilgileniyor. Civanperçemi, kedi nanesi otu, mürver çiçeği… Biz çoğu zaman basit soğuk algınlıkları gibi durumlarda bitkilerle kendimizi tedavi ediyoruz. Kantaron da çok kuvvetli bir bitki.

Peki arabaya atlayıp ilk yola çıktığında nereye gitmek istiyorsun?

Antalya’daki Geyikbayırı’na gitmek çok istiyoruz; doğası muhteşem ilk defa geçen sene tırmanmaya gittik kayaların içinden çıkan sukulentler ve bitkiler inanılmaz güzeller. Pokut Yaylası’nı da çok özledik. Her sene gidiyoruz mutlaka, bu sene gidemedik. 

Fotoğraflar: Erbil Balta

 

Daha fazla rota keşfetmek için Volvo ile #hiddengem etiketine göz atabilirsiniz.

BY DAMLA KÜRKLÜ