Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Cuma 18 Eyl | Eren Levendoğlu

Türkiye'nin İlk Yeşil Festivali

Cuma 18 Eyl | BY DERYA GÜRSEL

SHORT PROFILE

Name:Eren Levendoğlu

17. yılına giren Gümüşlük Klasik Müzik Festivali'nin hikayesini Eren Levendoğlu'ndan dinliyoruz.

Festivalin 17. Yılında geldiği noktayı nasıl görüyorsunuz? Hayal ettiğiniz noktada mı? Ötesinde mi?

Festival, hayal ettiğimizin ötesinde bir konuma geldi. Aslında başlarken 17. yılımızı düşünmemiştik. Ancak festival yıllar içinde, dünya müzik çevrelerince kabul gördü, beğenildi ve müzisyenlerce tercih edildi. Gümüşlük’ten mutsuz ayrılan tek bir sanatçı hatırlamıyorum. Bunun yanında öğrencilerimizden, izleyicilerimize kadar herkes bu çok mutlu tablonun bir parçası oldular.

Peki festivali ilk kez kurgularken neler vardı aklınızda?

Dediğim gibi 17. yılı yoktu. Hatta ilk yıl 5 konserden oluşan bir piyano festivali olarak başladık. 400 yaşındaki Gümüşlük’ün en çarpıcı mekanlarından biri diyebileceğim Eklisia’da başladık. İçeriye ancak 50-60 kişi girebiliyordu. Ancak dışarıya yerleştirdiğimiz perdeye de içerdeki görüntüyü aksettiriyorduk. Böylece bir 100-150 kişi daha izleyebiliyordu. İlk yıl, yani 2004’te İdil Biret, Hüseyin Sermet, Hande Dalkılıç, Steven Gutman ve bu yola birlikte çıktığımız sevgili dostum ve meslektaşım Gülsin Onay birer konser verdiler. Çok büyük eksiklikler ve zorluklar içersinde gerçekleşmesine rağmen tahminimizin çok üstünde bir ilgi ile karşılaştık. Zaten bize güç veren ve sonraki yılları ardı ardına getiren de hep bu ilgi ve bize verdiği haz oldu. Ben bir yıl önce İngiltere’den gelmiştim, yerleşip yerleşmemeyi düşünüyordum. İngiltere’de edindiğim kariyeri burada bir kültür sanat hizmetine dönüştürmeyi hedefliyordum ve bu sanırım gerçekleşti. 

Programın yapısının yıllar içerisinde değişimini/ gelişimini nasıl gözlemliyorsunuz?

Program her yıl biraz daha dallanıp budaklanıyor. Yeni disiplinler ekliyoruz. Çünkü artık buna gücümüz yetiyor. Güçten kastettiğim sadece maddi değil, hatta daha ziyade, akıl, deneyim ve çevre ile ilgili bir tecrübeden/güçten bahsediyorum. Bu kendiliğinden doğal bir süreçte oluyor. Konserlerimiz çoğaldıkça, mekanlarımız çoğalıyor. Mekanlara uygun konser ihtiyacı ve izleyicinin talebi müzik çeşitliliğini, farklı disiplindeki sanat dallarını festivale dahil etmek, hepsi bir süreç ve zaman kavramıyla ilintili. Bu iyi mi? Diye soruyorsanız, biz izleyicimizin reaksiyonundan yol alıyoruz. Bu kertede cevap; evet…

Festivalin önemli bir amacı da genç müzisyenleri desteklemek; bu yönünden de biraz bahsedebilir miyiz?

Aslında festivalin temel amacı genç müzisyenleri desteklemek; Festival bu amaç çevresinde şekilleniyor. Uluslararası Gümüşlük Müzik Festivali kapsamında gerçekleşen ustalık sınıfları Gümüşlük Festival Akademisi (GFA) çatısı altında gerçekleşiyor. GFA, ilk defa 2006 yılında Eklisia Yaz Müzik Okulu adıyla genç nesil müzisyenler için bir eğitim kurumu olarak hizmet vermeye başladı. Kuruluşundan bu yana GFA, her yıl festival boyunca sürmekte olup, dünyanın birçok ülkesinden konserler vermek için gelen virtüözleri, geleceğin müzisyenleriyle bir araya getiriyor. Genç müzisyenlerin ufuklarını ve tecrübelerini geliştiren okul, bugüne kadar 1600’ün üstünde yeteneğe sertifika verdi. 2006 yılından bu yana akademide piyano, keman, viyola, viyolonsel, flüt, obua, arp, orkestra şefliği, şan, kompozisyon ve gitar dallarında ustalık sınıfları verildi; 10 öğrenci yurtdışında tam zamanlı eğitim görme olanağına sahip oldu. Bir yaz kampı havasında geçen ve yurdumuzun en güzel ve bozulmamış sahil kasabalarından biri olan Gümüşlük sahilinde kurulu merkezimizde gerçekleşen ustalık sınıfları öğrencilerin tam bir verimlilik içinde eğitimlerini sürdürdükleri, eğitmenlerince de referans olarak gösteriliyor. Ustalık sınıfı sonunda gerçekleşen öğrenci konserleri festival programına dahil ediliyor; bu konserler öğrenciler için farklı bir sahne deneyimi olurken konser bilet gelirleri bir sonraki yıl GFA öğrencileri için burs fonu oluyor.  

"Burada iş devletin uygulayacağı kültür politikalarına kalıyor. Sanatçıya ve sektör çalışanlarına yönelik yardım paketlerinin acil olarak yapılması gerekiyor."

Covid koşullarında festival düzenlemekten bahsetmek istiyorum... Çoğu festivalin bir bir iptal olduğu bir dönemde festivali düzenlemek çok büyük bir efor ve cesaret... Karşılaştığınız zorluklardan bahsedecek olursak? Bugün kültür endüstrisini en çok neler zorluyor?

Gerçekten çok ilginç. Normal şartlarda Eylül sonu gibi biten festivalin değerlendirmesi yapılıp, faaliyet raporları tamamlandıktan sonra önümüzdeki yıl için çalışmaya başlıyoruz. Festival programı, sanatçı, yeni sponsor ve destekçi görüşmeleri derken Mart ayına gelmiştik ki tüm dünyayı etkisi altına alan salgınla biz de şaşkına döndük. 16 yıldır ilk defa, festivali bu yıl gerçekleştiremeyeceğime inandığım bir noktaya geldim. Ancak dediğiniz gibi tüm dünyada festivaller bir bir iptal olurken bizim açımızdan mucizevi şeyler oldu. Özellikle son birkaç yıldır çok zorlandığım sponsorluk konusunda bu yıl şans bizden yana oldu. Umudumu yitirdiğim bir noktada bu yaşanan kabusun içinden yepyeni bir umutla, yepyeni bir bakış açısıyla çıktım. Önce ana sponsorumuz Bosfor Turizm’in tamamen sanata duyduğu saygı; sanata, dolayısıyla sanatçıya özellikle bu kötü dönemde arka çıkma isteği Uluslararası Gümüşlük Müzik Festivali’nin bu yıl da gerçekleşmesini sağladı. Ardından Hollanda Kraliyeti Büyükelçiliği ve Hollanda Kraliyeti İstanbul Başkonsolosluğu’nun desteği ile Festival 17. yılında yepyeni bir yola girdi. Hollanda’da bulunan bir enerji şirketi Volta-Energy, festival süresince kullanılmak üzere güneş panelleriyle çalışan bir jeneratör gönderdi. Bu sayede 17. Uluslararası Gümüşlük Müzik Festivali, Türkiye’nin ilk yeşil festivali oldu. Garip biliyorum ama pandemi dönemi bizim açımızdan olumlu bir şeylere vesile oldu. Festival düzenlemek, biliyorsunuzdur diye düşünüyorum, her zaman heyecanlı, bir o kadar da streslidir; her ne kadar plan program yapılsa da son dakika sürprizleri festivalin ruhunda vardır. Ancak bu dönem 17 yıldır benzerini yaşamadığım bir dönem. Festivalin açılış gününe kadar, festival programının her gün, gün içerisinde defalarca düzenlemek zorunda kaldım. Her sabah uyandığımda yeni bir gelişme ve ona uygun yeni bir çözüm üretmem gerekiyordu; B planı, C planı, D planı derken bir noktada dur demek gerekiyordu. Artık kabul etmek gerektiğini, bu yılın da “olduğu kadar” gerçekleşeceğini sindirmeliydim. Normal şartlarda 2 ay süren festival boyunca yaklaşık 20 konser gerçekleşirken; bu yıl sadece 6 konserimiz var. Bunun yanı sıra film gösterimi ve sergi gibi daha önce festival programında olmayan yeni etkinlikler ekledik. 

Covid-19 nedeniyle dikkat edilmesi gereken kurallar ve kısıtlamalar festival programını şekillendiriyor. Her gün değişen uluslararası seyahat sınırlamaları, gelmesini planladığımız bazı sanatçıların gelememesine neden oldu. Festival programında yer alan Hollandalı bir grup ve İsrailli iki grup Türkiye’ye gelemedikleri için festivale özel hazırladıkları konser kaydıyla beyaz perdeden izlenebilecek. Biz de ilk defa deneyimleyeceğimiz bir formatta konserleri gerçekleştireceğiz. Bunun yanı sıra izleyici kapasitesinin yarı yarıya düşmüş olması; açık hava bile olsa izleyicilerin etkinliklere katılmaya çekinmesi festival bilet satışlarını önemli ölçüde etkiliyor. 

Kültür ve sanat sektörü pandemi döneminden en çok etkilenen sektörler arasında. Sosyal izolasyon kuralları gereği toplu etkinliklerin yasaklanmasıyla kapanan tiyatro, sinema ve canlı performans alanlarıyla beraber, güvencesiz çalışma koşulları bu sektörün emekçilerini ciddi anlamda zor durumda bıraktı. 

Kültür sanat etkinliklerinin büyük bir kısmı bu dönemle beraber dijital platforma geçmek zorunda kaldı. Pek çok kurum, dernek, organizasyon bu ani ve zorunlu dönüşüme hazırlıksız yakalandığı için adapte olmakta zorlandı. Ekonomik kaygılarının, sanatsal üretimlerinin önüne geçtiği bir dönem olduğunu da düşünüyorum.

Bu dönemde sanatçıların ne gibi zorluklarla karşılaştığını gözlemlediniz? Sizce ne gibi çözümler üretilebilir? 

Öncelikle hiçbir güvencesi olmayan sanatçıların, bağımsız üretim yapanlar ekonomik anlamda çok büyük bir kriz içerisindeler. Pek çok festival, etkinlik ertelenirken ya da tamamen iptal edilirken sanatçılar ve sanat emekçileri işlerinden oldu. Daha önce de belirttiğim gibi böyle bir ekonomik baskı altında sanatçılar için yaratım süreci de zor oluyor. Ancak olumlu tarafından bakacak olursak bu tip kriz dönemleri sanatçılar için ilham kaynağı oluyor ve yaratıcı süreçlere vesile oluyor. 

Burada iş devletin uygulayacağı kültür politikalarına kalıyor. Sanatçıya ve sektör çalışanlarına yönelik yardım paketlerinin acil olarak yapılması gerekir; ki dünyada pek çok örneğini gördük. 

"Kültür ve sanatın iyileştirici gücüyle, tüm dünyanın daha farklı bir gözden, büyük bir uyanışla ve farkındalıkla yeni ve yaratıcı çözümler üreterek bu dönemin içerisinden çıkacak."

Ziyaretçinin katılımını nasıl değerlendiriyorsunuz? Nasıl bir katılım bekliyorsunuz? 

Pandemi döneminin getirdiği belirsizlik, katılım hakkında da bir tahmin yürütmeyi imkansız kılıyor. Şimdiye kadar “pandemiye rağmen” katılımın iyi olduğunu düşünüyoruz. Kapasite zaten %50 düştü. Festivalin yıllar içerisinde oluşturmuş olduğu kemik bir izleyici kitlesi var; tanıdık yüzler bu yıl da bizimle beraber. Onlar için festivalin bu döneme rağmen yapılıyor olması zaten mutluluk. Çok güzel tepkiler alıyoruz. 

Bu yıl ilk defa programa kattığımız film gösterimleri, bizim için de yeni bir deneyim oluyor. Festivalin izleyici profilini de etkiledi diyebilirim. Bazı filmler, kapasitemizi dolduruyoruz; bazılarındaysa katılımın azlığı bizi şaşırtıyor. Söylediğim gibi bu dönemin getirdiği belirsizlik sebebiyle katılım da çok değişken oluyor. 

Özellikle kreatif endüstrilerin büyük yaralar aldığı bu dönemde festival nasıl bir söz söylüyor?

Festival olarak, kültür ve sanat dünyası için “sürdürülebilirlik” konusunda yeni politikalar, yaratıcı yaklaşımlar geliştirilmesinin şart olduğuna inanıyoruz. Özellikle bu dönemde büyük zarara uğrayan sektörün, acilen kamu, sivil toplum ve özel sektörün birlikte geliştireceği uzun vadeli bir destek modeline ihtiyacı var. Sektörün ihtiyaçlarına yönelik, tüm disiplinleri kapsayan bir destek modeli düşünülmeli. 

Özellikle bu dönemde işbirliklerinin ve ortak projelerin daha da fazla önem kazandığına inanıyoruz. Dijital platformlar aracılığıyla hem ülke çapında hem de uluslararası düzeyde yeni bağlar oluşturmak daha da kolay bir hale geldi ki bugün bu ortaklıklara daha fazla ihtiyacımız var. 

Festival olarak biz, zor bir dönem içerisinde olsak da bu dönemin olumlu sonuçları olacağına inanıyoruz. Kültür ve sanatın iyileştirici gücüyle, tüm dünyanın daha farklı bir gözden, büyük bir uyanışla ve farkındalıkla yeni ve yaratıcı çözümler üreterek bu dönemin içerisinden çıkacak. 

Programın yapısını bu anlamda nasıl değerlendirirsiniz? Çok önemli isimler de var... Jean-Marc Luisada, Jamal Aliyev... 

Festival, dünya genelinde, özellikle de klasikçiler olmak üzere, 17 yıla yayılan saygın bir imaja erişti. Yurt dışında, Gümüşlük’te bir müzik festivali yapıldığını bilmeyen müzisyen sayısı artık pek az. Biz hiçbir zaman bir lobi ya da kulis oluşturmadık bu çevrelerde ama yıllar içinde birbirlerinden duyuyorlar, hem yabancı kaynaklardan okuyorlar ve burası dört duvarı kapalı bir alan değil. Bizim konser salonlarımızın tepesi yıldızlarla kaplı. Şehir ortamının karbon monoksiti burada yok. Festivale konser vermeye gelen müzisyen sabah masmavi bir denize bakarak uyanıyor. Zengin Türk mutfağının tadına bakıyor, güneşleniyor, provasını yapıp akşam da konserini veriyor. Açıkçası bir müzisyen için de tercih nedeniyiz. Diğer yandan dediğiniz gibi Ecole Normale de Musique de Paris’de müzik profesörü olan Fransız piyanist Jean-Marc Luisada’yı konuk ettik. Masterclasslarımıza katıldı, genç yeteneklerimizin kariyeri için önemli unsur teşkil ediyor bu tabii; kendisi de müziğe 6 yaşında başlamış bir sanatçı. 29 yaşına geldiğinde Asya, Avrupa ve Amerika’da konserler vermiş, “deha sanatçı” sıfatıyla anılan bir isim. Ayrıca çok da deneyimli bir oda müziği sanatçısı. Jamal Aliyev’e gelince, dediğiniz gibi çok önemli bir isim. Genç yaşına karşın, inanılmaz bir kariyere ulaştı.  New York’ta düzenlenen “Concert Artists Guild”e layık görüldü, ki bu çapta bir ödüle layık görülen ikinci müzisyenimiz kendisi. Sahneye beraber çıktığı, Can Çakmur ve Deniz Şensoy da kesinlikle ondan aşağı kalır isimler değil. Açılış konserimizi Rosanne Philippens & Michail Lifits tarafından gerçekleştirildi. Rosanne Philippens, son dönemlerin konserlerde aranan isimlerinden, klasik müzikteki engelleri yıkmaya inanan bir sanatçı. Yüksek kaliteli konserler sunduğu, “The Amsterdam Salon Pop-Up”la büyük ilgi ve beğeni topluyor. Sahneyi paylaştığı Michail Lifits ise, Avrupa’nın bir çok prestijli, konser salonunda sahne almış, çok güçlü bir müzisyendi. Gümüşlük’te bizimle olmalarından büyük onur duydu.

Bu sene festival aynı zamanda yeşil festival olmasıyla da dikkat çekiyor. Doğa ile olan ilişkimizi ve alışkanlıklarımızı sorguladığımız şu dönem açısında da aslında çok kritik bir söylem... Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Doğa, bizden üstündür. Bir gün tüm dünyayı karbon ayak izimizle, atıklarımızla, kimyasallarla yok etsek dahi, aslında yok olacak olan biz ve diğer masum türlerdir. Dünya bir zaman sonra yine kendini var edecek, kabuğunda ormanlar yükselecek, havası kendi kendini temizleyecektir. Biz insan ırkı olarak, dünya ile ilişkimizi uzatmak istiyorsak, öncelikle dünyanın sadece bize ait olmadığını ve diğer yaşam formları ile paylaştığımızı idrak etmesi lazım. Bunu anladıktan sonra ise yapılacak tek şey, pişmanlıktan geri dönüşümüzün çok net sınırları olmalıdır. Alışkanlıklarımızdan vaz geçeceğimiz ve buna mecbur olacağımız bir gün gelecek. İşte bu yüzden, “sıfır atık”, “sıfır emisyon”, “sürdürülebilirlik”, “dönüşüm”, “yeşil enerji” gibi kavramlarla bir an önce tanışmamız gerektiğine hep inanmışımdır. Toplumu yönetecek ya da topluma etki edecek kurumların artık bu bilinçle hareket etmesi ve ellerindeki gücü olumlu yönde kullanmaları gerekiyor. Biz bir festival olarak üzerimize düşeni yapmak istiyoruz. Bu sene, inanılmaz bir fırsatla karşılaştık. Sponsorumuz Hollanda Kraliyeti Büyükelçiliği ve Hollanda Kraliyeti İstanbul Başkonsolosluğu, bu bilinçte olduğu için, yapacağı katkıları da bu yönde yaptı. Bize de topluma böylesine kritik bir dönemde bir mesaj vermek istedik. Umuyoruz ki, bunu önümüzdeki yıllarda da sürdürebiliriz ve diğer tüm festivaller de enerjilerini fosil atık ya da kirli enerjiler üzerinden sağlamak zorunda kalmazlar. Uluslararası Gümüşlük Müzik Festivali, enerjisinin büyük bir kısmını güneş panellerinde kendi ürettiği elektrikten sağlamaktadır. Özellikle yıllara yayıldığında, güneş panellerinden üretilen temiz enerji ekonomik yönden de, diğer enerjilerden çok daha avantajlı bir sistemdir. Günümüzde Covid-19 global bir felakete dönüşürken, elimizdeki doğal kaynakları çok daha dikkatli kullanmalıyız. Gelecek kuşakların sağlığı ve hayat standartlarını, bugün temiz enerjiler ve sürdürülebilirlik konusundaki farkındalıklarımız belirleyecektir.  

Önümüzdeki yıllar için planlarınızdan bahsedebilir miyiz?

Normale dönersek, bu dönemden hepimizin ders alarak çıkması gerektiğine inanıyorum. Bu zor dönem aslında hangi konularda eksik kaldığımızı da bize gösterdi. Dijital platformu daha etkin ve verimli kullanmamız gerektiğini gördük. Bu nedenle önümüzdeki yıllarda bu konuya özellikle hassasiyet göstereceğiz. 

Bu yıl festival için bir dönüm noktasıydı. Türkiye’nin ilk yeşil festivalini gerçekleştiriyoruz. Bu nedenle zaten önümüzdeki yıllar “sürdürülebilir yaşam” çerçevesinde daha kapsamlı etkinlikler festival programına dahil olacak. 

BY DERYA GÜRSEL