Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Cuma 20 Ara | Eric Loubser

İkinci Kuşak Mücevher Tasarımcısı

Cuma 20 Ara | BY LARA AKYEL

SHORT PROFILE

Name:Eric Loubser

Eski mücevherler onun dokunuşuyla reenkarne oluyor... İkinci kuşak mücevher tasarımcısı Eric Loubser; aile geleneğini sürdürürken oyuncu stili ve özgün hikayeleriyle de çağdaş mücevher dünyasına farklı bir soluk getiriyor.

Mücevher tutkusu bir Loubser geleneği mi?

Çocukluğum annemin stüdyosunda, mücevherlerin etrafında geçti. Sanata zaten her zaman ilgim vardı, üstelik el becerim de kendimi bildim bileli iyiydi. Mücevher tasarlamak tam bana göreydi.

İkinci kuşak mücevher tasarımcısı olarak, tasarımlarında Studio Loubser’ın önceden belirlenmiş standartlarına uyum sağlama ve gelenekleri sürdürme zorunluluğu hissettin mi?

Açık konuşmak gerekirse, hayır. Spesifik bir marka kimliğine bağlı kalmaktansa, özgün tasarımlar sunmaya çalışıyoruz. Tabii, kalite anlamında belli bir çizginin altına düşmemek kaydıyla. Annemle stillerimiz epeyce farklı, kimi müşteriler Eric Loubser tasarımlarını tercih ederken, kimileri özellikle Liz Loubser üretimleriyle ilgileniyor.                          

Eric Loubser stilini nasıl tanımlardın?

Sadece ortaya bir ürün çıkarmak için tasarlamıyorum. Tasarımlarımın kavramsal yönünün güçlü olmasına her zaman özen gösteriyorum; uygulamaya geçmeden bu konuya epeyce kafa yorduğum bir evre var. Bununla birlikte, işin içine oyunculuk katmayı hep sevmişimdir.

Mücevherleri bir sanat eseri olarak mı yoksa bir moda aracı olarak mı değerlendiriyorsun?

Aslına bakarsanız mücevherler birçok kategoriye girebilir. Fakat ben sanat eseri olarak görüyorum. Tasarımlarım bir görünümü tamamlayacak binlerce alternatifi olan herhangi bir aksesuar olmaktan ziyade, farklı hikayeler anlatıyor. Bu hikayeler, kullandığım materyallerin kendisinden ya da benim herhangi bir şeyden ilham alarak yazdığım, çizdiğim veya gizlediğim küçük detaylarda ortaya çıkabiliyor.

Mücevherlerinin hikayelerini tamamlaması için özellikle tercih ettiğin materyaller var mı?

Her materyali kullanabilirim. Hatta farklı materyallerle denemeler yapmak işin en sevdiğim kısımlarından. Uygun olmayacağını düşündüğüm materyalleri değerlendirmek için farklı yöntemler aramayı seviyorum.

Sanatçılar köklerinden beslenir; Güney Afrika sana ne yönlerden ilham veriyor?

Tasarımlarım çok yönlü, ki bazıları bunu sanatçının veya tasarımcının stilini bulamaması olarak değerlendiriyor fakat bence bunun temelinde Güney Afrikalı oluşum var. Burada tek bir baskın milli kimlik yok, aksine çeşitlilik kucaklanıyor. Bu da beni yeni metotlar denemeye ve farklı materyalleri keşfetmeye itiyor.

Güney Afrika’nın çağdaş mücevher tasarımlarına yaklaşımı nasıl?

Mücevher dünyasında, çağdaş tasarımlar son derece niş bir kategori. Güney Afrika’da hitap ettiği kitle ise ağır ama emin adımlarla genişliyor. Fakat bu alanda üreten tasarımcılar olarak, bu kitleyi genişletmeye yönelik çalışmalar yapıyoruz. Kurucu ortağı olduğum Tinsel Gallery, her gün daha fazla insanı çağdaş mücevherlere çekiyor. Mücevherlere ilgi duyan kişilerin, birbirine benzeyen seri üretim mücevherlerle arasına mesafe koyarak, tasarımların özgünlüğüne, hikayesine, nerede ve nasıl üretildiğine verdiği değerin her gün artacağını düşünüyorum.

Dünya çapında düşünecek olursan sana ilham veren çağdaş mücevher tasarımcıları arasında kimler var?

Otto Kunzli, Felieke van der Leest, Kim Buck, Lin Cheung, Ted Noten, David Bielander, Benedikt Fisher ve Akiko Kurihara bu isimlerden bazıları.  

Tinsel Gallery çağdaş tasarım alanında Güney Afrika’ya ne sunuyor?

Güney Afrika’da çağdaş mücevher tasarımlarının bilinirliğini artırmak ve yerel tasarımcıları desteklemek adına satış yapan bir mağaza olarak açıldı. Fakat ilerleyen dönemde özenle seçilen mücevherlerin sergilendiği bir platforma evrildi. Beş yıl kadar önce, daha büyük ve aslında galerinin amacına daha uygun bir yere taşındığımızda, Tinsel’i gerçek bir galeriye dönüştürmeye karar verdik. Galerinin bir bölümünü, yerel ve uluslararası tasarımları barındıran koleksiyonumuzun sergilendiği küçük bir müzeye dönüştürdük.

Galerideki solo sergin “Gone But Not Forgotten”dan bahsedebilir misin?

şterilerin çoğunlukla taş veya başka malzemelerle takas etmek istedikleri kullanmadıkları, “eskimiş” mücevherleri biriktirerek bir seri oluşturdum. Bir zamanlar değer verilen mücevherlerin orijinalliğini tamamen bozmaya içim elvermediği için onları birkaç küçük değişiklik dışında olduğu gibi sakladım. Bahsettiğim bu küçük dokunuşlar mücevherlere çağdaş bir yorum ve sempati kattı. Bu seriyle aynı zamanda modern dünyanın tüketimi körükleyen kullan-at yaklaşımını da irdeleme fırsatı buldum. İnsanlar bir dönem duygusal bağ kurdukları objelerden beklenmedik bir hızla soğuyabiliyor. Onları heyecanlandıran bir sonraki objeye geçiş yaparken, artık değerli görmedikleri parçalar bir kenarda unutulmaya yüz tutuyor. Bu seri, bu hikayeye sahip parçaları bir araya getiriyor.

Seride yer alan, üzerinde 'I used to be a brooch/Eskiden bir broştum’ yazan yüzük, kendi hikayesini anlatıyor. Tasarımlarını çağdaş kılan etkenin bu olduğunu söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle. Yüzüğün ona bakan kişiyle iletişim kuruyor olması, onu bir ziynet eşyası olmaktan çıkararak çağdaş sanatın bir parçası haline getiren en temel etken.

Son birkaç yılda, farklı sektörlerden tasarımcıları aynı yaratıcı çatı altında buluşturan iş birliklerinin sayısı epeyce arttı. Sen hangi tasarımcılarla iş birliği yapmak isterdin?

Japon sanatçı Takashi Murakami, Hollandalı mobilya tasarımcısı Maarten Baas ya da İngiliz moda tasarımcısı Paul Smith birlikte çalışmak istediğim isimler arasında.

BY LARA AKYEL