Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Pazartesi 13 Oca | Esk Reyn

Sokak Sanatının Son 50 Yılı

Pazartesi 13 Oca | BY ELİF BAYRAM

SHORT PROFILE

Name:Esk Reyn

Sokak kültürünün içinde büyümüş ve kendini yetiştirmiş graffiti sanatçısı ve heykeltıraş Esk Reyn ile sokak sanatının son 50 yılını ve “süper star’larını” konuştuk.

Sokak sanatı ve graffiti hayatına nasıl girdi?

Çocukken Cartel’in popüler olduğu zamanlarda Pendik’te Kabus ve Tuzak yazan iki graffiti gördüm; aslında dikkatimi çeken renkli yazılardı. Graffiti’ye ilgim o zamanlarda başladı. Sonrasında hip-hop kültürüne yakınlaştım. Graffiti’nin bu kültürde kendini ifade etme yolu olduğunu öğrendim. Graffiti’cilerin isimlerini, insanların nasıl graffiti yaptıklarını ve tekniklerini araştırdım. Adım adım kültür beni içine çekti. Zaman geçtikçe benim de ifade biçimimin bu olduğunu fark ettim; zaten benim doğamda bu varmış, kendi yolumu bulmuşum.

Şimdi dönüp baktığında, o yaşlarda graffiti’ye neden ilgi duyduğunu düşünüyorsun?

Aslında bu bir var olma çabası. Sokağın iletişim gücü beni çekiyordu. Sokakta da işlerimle var olmalıyım diye düşündüm. O zamanlarda çizgi romanlar da çok ilgimi çekiyordu; ama paramı ya çizgi romanlara yatıracaktım ya graffiti dergilerine... O sırada bütün odağımı graffiti’ye yönelttim.

Esk Reyn
Fotoğraf: Erbil Balta

Üniversitede heykel okumaya nasıl karar verdin?

Sanat okulu okumak istememin sebebi hayatım boyunca graffiti yapabilmekti. Mesleğim de, işim de, hayatım da bu olsun istedim. Harfleri sevdiğim için başta grafik tasarımcı olmayı düşündüm. Fakat işler öyle ilerlemedi. 2006 yılında İlhan Koman’ın retrospektif sergisi vardı Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat Galerisi’nde. Onun işlerini görünce “Heykel okumak istiyorum,” dedim. Kullandığı materyal metal, zaten benim küçüklüğümden beri babamın işi dolayısıyla yakından bildiğim ve Tuzla’da büyüdüğüm için aşina olduğum bir materyaldi; bambaşka formlarda kullanılabildiğini görünce büyülendim. 2006 yılı da heykel için inanılmaz bir yıldı; İlhan Koman sergisinin yanında ülkemizin büyük heykeltıraşlarının İstanbul Modern’de grup sergisi vardı. Eminim bu atmosferin de kararım üzerinde etkisi olmuştur.

Sokak sanatı ve graffiti nedir, ne değildir?

Sokak ve sanat o kadar iç içe kavramlar ki; aslında bizim ipin ucunu nereden tuttuğumuza göre değişiyor. Sokak sanatı çok eskiye dayanıyor diyebiliriz. Mağara duvarlarındaki resimleri de, Roma döneminde duvarlara yazılan sloganları da buna dahil edebiliriz. Fakat graffiti kelimesinin etimolojik olarak ilk geçtiği yer İzmir’deki lahitler; karalamak ve yazmak anlamında kullanılıyor. Bir ritüel ya da iz bırakmak için yüzyıllardır insanlar duvarlara yazı yazıyor. Bugünse durum çok daha karmaşık. Graffiti’nin başka bir tabiri doğmak üzere mesela; “Grafitti hip-hop değildir” diye. Hip-hop kültürüyle alakası olmayan ve graffiti yapan insanlar da var çünkü.  

Şu an sokak sanatı olarak adlandırdığımız şeyse birçok materyalle yapılıyor: boya, sprey, kağıt, üç boyutlu malzemeler... 1970’li yıllarda bugün graffiti olarak andığımız formuyla graffiti var; fakat sokak sanatı diye bir kavram yok. O zamanlarda graffiti de sanat olarak görülmüyor. Bugünse graffiti ve sokak sanatını ortak paydada buluşturan şey dışa vurum. Graffiti geleneğinden dolayı biraz daha konservatif ve kurallı bir şey. Sokak sanatı çok daha esnek.

"Bildiğimiz anlamda graffiti tarihi yakın geçmişe dayanıyor. 1970 yılında Taki183 diye bir postacı adını her yere yazmaya başlıyor. Akabinde ghetto’daki çocuklar da ondan etkilenerek, plak kapakları ve karikatür kitaplarından ilham alarak sokaklara ve trenlere yazılar yazıyor."

Fotoğraf: Erbil Balta

Sokak sanatı ve graffiti'nin tarihsel gelişiminden ve ilklerinden bahsedecek olsan...

Bildiğimiz anlamda graffiti tarihi yakın geçmişe dayanıyor. 1970 yılında Taki183 diye bir postacı adını her yere yazmaya başlıyor. Akabinde ghetto’daki çocuklar da ondan etkilenerek, plak kapakları ve karikatür kitaplarından ilham alarak sokaklara ve trenlere yazılar yazıyor. Sonrasında kendi yazı stillerini çıkarıyorlar.  80’lerde graffiti writer’ları kendi yazı tarzlarını geliştirmeye ve kapıştırmaya başlıyor. Yine 80’lerde Ketih Haring ve  J. M. Basquiat  NYC’de, Blek le Rat Paris’te daha sonradan sokak sanatı diyeceğimiz akımın ilk örneklerini yapıyor.

Blek le Rat

Bütün bu tarihsel süreç düşünüldüğünde kulağa mantıklı gelse de; sokak sanatı ve graffiti neden vandal ve illegal kabul ediliyor?

İnsanlar bir ritüel olarak ya da bir iz bırakmak için yüzyıllardır duvarların üzerine yazılar yazıyor. Sokak herkesle iletişim kurmanın mümkün olduğu en etkin alan, biz bu alanları içimizden geldiğince sahipleniyoruz. İşlerimizle bazen sosyo-politik konuları eleştiriyor, bazen sadece kendimizi ifade etmek için boyuyoruz. Bunu yaparken herhangi bir yerden izin ya da onay beklemiyoruz. Graffiti samimi bir dışa vurum. Vandal ve suçlu görünmesinin sebebi de bu.

Geçmişte vandal kabul edilen ve dışlanan bir grubun dışa vurumu olarak değerlendirilen graffiti, bugün nasıl ve neden bu kadar popüler oldu?

Graffiti’nin bugün bu kadar popüler olmasında Martha Cooper ve Henry Chalfant’ın parmağı var. New York’ta yaşayan bu iki sokak fotoğrafçısı arka sokaklara girip graffiti’lerin fotoğraflarını çekmeye başlıyor ve sonunda “Subway Art” isimli bir kitapla graffiti’leri gün yüzüne çıkarıyor. Sonrasında graffiti film ve sergileriyle kültür yayılıyor.

İnsanlar graffiti’yi ve sokak sanatı eserlerine diğer sanat eserlerinden daha kolay ve direkt ulaşabiliyor. Günümüzde sosyal medyanın etkisiyle bu görünürlük sokakların da dışına taşıyor.

"İnsanlar bir ritüel olarak ya da bir iz bırakmak için yüzyıllardır duvarların üzerine yazılar yazıyor. Sokak, herkesle iletişim kurmanın mümkün olduğu en etkin alan; biz bu alanları içimizden geldiği gibi sahipleniyoruz."

Peki graffiti kültürü Türkiye'ye nasıl taşındı?

Türkiye’ye graffiti Almanya’dan 1980’lerin sonu, 1990’larda gurbetçiler aracılığıyla break dans ve hip-hop ile birlikte geliyor. Türkiye’de yapılan, bildiğimiz ilk graffiti Niğde’de bir köyde evin kapısına yazılan yazı. Münih’ten ABC grubundan Halis a.k.a. Cash’ a ait. Tabii bu graffiti’nin pek görünürlüğü olmuyor. Birkaç sene sonra yine aynı gruptan Cowboy69 ve Won Beşiktaş’a “İstanbul” diye tam anlamıyla bir graffiti eseri yapıyor.


Cash
Fotoğraf: Harun Işık

Türkiye’de bugün graffiti’nin geldiği nokta çok başka tabii... Tarihsel gelişimi hakkında neler söylemek istersin?

1990’ların başından 2000’lere kadar Türkiye’de graffiti illegal ya da organik bir şekilde ilerliyor. Diğer yandan graffiti gruplarının isimlerinin kısaltması siyasi parti ismi gibi olduğundan da çok dikkat çekiyor ve bu bir problem yaratıyor. Ancak graffiti 90’larda Turbo sayesinde Blue Jean’de yer almaya başlayıp, 2000’lerde televizyonlarda görünürlük sağlayınca insanların sempatisini kazanıyor. Şu an Türkiye’de boyayanların bir çoğu Blue Jean dergisi ile büyüyen jenerasyon.

Türkiye’de sokak kültürüne katkı sağlamaya çalıştığını da görüyoruz. Mural İstanbul’u düzenlemen buna bir örnek. Tüm bunların arkasındaki motivasyonun nedir?

Biz Mural İstanbul ekibi olarak ülkemize sokak ve graffiti sanatının, iyi teknik ve tarzlarına sahip örneklerini şehrimize dahil etmeyi hedefliyoruz. Bunun yanında şehrimizde bu alanda işler üreten sanatçıların da işlerinin dünyada görünmesini, ve sanatçıların tanınmasını amaçlıyoruz. Mural İstanbul ile birçok önemli isim sokaklarımıza  gelerek yaşadığımız şehri, sokak sanatı alanında daha görünür  hale getirdi. Ülkemizde de bu sanatı, dünya ile eş zamanlı yaşayıp; global anlamda başarılı eserler üretebilmek ana motivasyonum.

“Graffiti is not a crime” diye bir söylem var. Çünkü insanlar gerçek bir dışa vurum yapıyor;
ne satmak ne de
bir galerinin duvarlarına asılmak için; sadece kendilerini ifade etmek için."

Fotoğraf: Erbil Balta

Graffiti’yi sanat anlamında nasıl değerlendiriyorsun? Graffiti, bir sanat mıdır?

“Graffiti is not a crime” diye bir söylem var. Çünkü insanlar gerçek bir dışa vurum yapıyor; ne satmak ne de bir galerinin duvarlarına asılmak için; sadece kendilerini ifade etmek için. Mesela ben sanatsal güdüler taşıyorum; ben graffiti’ci değil, graffiti/sokak sanatçısıyım. Bu tamamen yapan kişinin kaygıları ve tavrıyla alakalı.

Mesela sanat camiasında ve tüm dünyada Banksy diye herkesin tanıdığı bir karakter var; galerinin içine giren ve yüzünü saklamaya devam eden...

Banksy bence tek bir kişiden çıktı; etkisi o kadar büyüdü ki bir fikir, bir projeye dönüştü. Aslında çok daha vurucu, çok daha politik işler üreten insanlar var. Banksy’nin popülerleşmesinde işleri kadar, başka insanların ticari çıkarlarının da etkisi olduğunu düşünüyorum.

Sokak sanatının organik olarak devam ettiği şehirler var mı?

Berlin ve Sao Paulo özellikle çok iyi örnekler. Güney Amerika kıtasında da bu iş çok iyi yapılıyor diyebilirim. Barcelona, Paris, Mexico City, Los Angeles yine organik sayabileceğim şehirler arasında. Son zamanlarda bu konuda Atina’nın da adını sıkça duyuyorum.

"Zamanında old school çocuklar ve break dansçılar Superstar’ları kendileri isteyip giymiş; hatta Run-DMC adidas’a şarkı yazmış. Dolayısıyla o ayakkabılar ve marka kültüre ait bir objeye dönüşmüş."


Fotoğraf: Erbil Balta

Bugün bir çok marka, hatta dünyanın en lüks markaları bile sokak sanatı ve kültüründen ilhamla iş birlikleri yapıyor. Sokak kültürünü gerçekten yansıtabilen bir marka olduğunu düşünüyor musun?

Evet, adidas bunu yapabiliyor mesela. Sokaktaki özgür ruhu tanıyor ve dolayısıyla yansıtabiliyor. Çünkü yıllar önce kültürün içine organik bir şekilde yerleşmiş. Zamanında old school çocuklar ya da break dansçılar Superstar’ları kendileri isteyip giymiş; hatta Run-DMC adidas’a şarkı yazmış. Dolayısıyla o ayakkabılar ve marka kültüre ait bir objeye dönüşmüş.

Gelecekte graffiti’nin özgünlüğünü, ruhunu ve çeşitliliğini korumak için neler yapılmalı?

Graffiti kültürünü anlatan ve araştıran insanlara ihtiyacımız var. İnsanlar graffiti’nin ne olup ne olmadığını anlayıp ona göre yorumlamalılar. Mesela biz graffiti’ci arkadaşlarımla bir araya gelip tartışmalar yapıyor, konular özelinde makaleleri ve belgeselleri takip ediyor ve bir arşiv yaratmaya çalışıyoruz. KMROne tarafından 2019’un sonunda ikincisi çıkarılan “Style is the Message” kitabı bunun bir örneği. İşin düşünsel ve teknik tarafıyla da ilgileniyoruz. Materyal olarak bu kültüre ne kazandırabiliriz, onun peşindeyiz.

Birbirinden çok farklı şekillerde işler yapan graffiti’ciler var. Ben mimariden ilham alırken bir diğeri popüler imgelerden ilham alıyor olabilir. Çeşitlilik ve kendi tarzını yaratmak, bunu mümkün olduğunca çok alanda icra etmek bu işin özünde var.

BY ELİF BAYRAM