Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Pazartesi 20 Nis | Güneş Güner

Değişen Hayat Stilimiz ve Moda Üzerine

Pazartesi 20 Nis | BY ANIL ATALAN

SHORT PROFILE

Name:Güneş Güner

İmaj danışmanı, eğitimci, tasarımcı, stilist, kreatif direktör ve daha fazlası... Ben Güneş Güner’i Türkiye’nin yetiştirdiği ilk ‘moda filozofu’ olarak görüyorum; o ise kendisini sektörün her alanında çalışmaya, üretmeye devam eden bir jokere benzetiyor. Korona döneminin giyim ve yaşam alışkanlıklarımıza etkisini, 2020’nin hızla revize olan trend öngörülerini Güneş Güner’e sorduk.

Eğitmen, kreatif direktör, stilist, tasarımcı, kurumsal imaj danışmanı... Hangisi sizi daha meşgul ve mutlu ediyor bu aralar? 

Son bir aya kadar kendimi en çok Alice’in tavşanına benzetirdim. Elimde hangi kart olursa olsun temel görevim, zamana yetişmek ve yenilmemekti. Şu an ise kafa karıştıran Tırtıl’a dönüşmüşüm gibi. 

Bir arada düşünebilmeyi, ortak hayaller kurabilmeyi, bildiklerimizle bilmediğimiz bir gelecek için tahmin yarışına girmeye tercih ediyorum. 

Yaratıcı çözümler ve öneriler oluşturmak için sakin bir küvezin içerisindeyiz adeta. Birlikte düşünmek, birlikte üretebilmek için fırsatlar yaratmak şu an en zevkli meşguliyetlerim. Aklıma takılan her konuda, bir grup kurup tartışabilmek çok zevkli. Gelecek senaryoları ile ilgili tahminde bulunmak değil de içinde bulunduğumuz zamana kolektif çözüm önerileri oluşturabileceğimiz küçük gruplar oluşturuyorum sıklıkla. Birlikte düşünebilmek hem süreç olarak hem de kolektif  tasarım olarak müthiş bir uğraş. Birlikte boş zamanı hoş zamana çevirmek leziz.

Evlerimizden çalışmaya başladığımız bu dönemde, daha önce üzerine düşünmediğimiz dertler de ortaya çıkıyor. Her gün görüntülü toplantılara girip yaşama alanlarımızı iş arkadaşlarımıza, müşterilerimize veya üst yönetime açıyoruz. Bu yeni rutine alışık olmayan çoğunluk için hayat kurtarıcı birkaç öneriniz var mı? Kamera konumu, formül kombinasyonlar, asla yapmayın dedikleriniz gibi...

İlk olarak mekan ve ışık yönetimine özen göstermeliler. Uzaktan görüntülü toplantıların amacı ofistekilerden farklı değil. Ofisteki özenli ve kuralcı kurumsal görünümün temel sebebi dikkat dağılmasına fırsat vermemek. Dikkat dağıtacak her tip görsel detaydan kaçınmak. Evden görüntülü katıldığımız toplantılar süre olarak daha da limitli. Kısa zamanda verimli olabilmek için yüksek konsantrasyon isteyen bir süreç. Kamera açısı evin en dağınık ya da kişiye özel detaylarına açıksa, onu dinleyeler söylediklerinden çok arka plana takılabiliyorlar. Önemli üç öncelik; uygun bir arka plan seçimi, ışığın yönetilmesi, kamera açısı ve mesafesinin ayarlanması. Kişinin kameraya aşırı yakın olması tüm cilt detaylarını incelememize gerek yok.  Aşırı uzak olup göz temasını da yitirmemesi gerek. Kişinin aşırı bakımsız ya da aşırı frapan olması aynı derecede dikkat dağıtacaktır. Denge her zamanki gibi önemli. Yüz yapısına uygun taranmış saç, temiz ve sağlıklı görünen bir cilt; beyaz, siyah ya da ekoseli olmayan bir gömlek her toplantıyı kurtaracaktır. Kadınlar için daha detaylı öneriler mümkün. Daha bakımlı görünmek isteyenler hafif ve doğal makyaj yapabilir, kolye ya da küpe gibi aksesuarları kullanabilir. Kişinin gün içerisinde giydiği düz rahat bir triko ya da tişörtü fular, yelek, kolye gibi aksesuarlarla ofis ortamına adapte edebilmesi de mümkün.

Ekran kesitinde floresan ya da parlak renklerden uzak durmakta fayda var. Büyük baskılı ya da sloganlı tişörtler bu toplantılar için uygun değil. Yine bu tişörtlerin üzerine giyilecek önü açık bir gömlek de durumu değiştirmeyecek. Erkekler için en pratik çözüm, odalarının ya da dolaplarının bir kenarına pastel tonlarda birkaç gömlek asmaları olacaktır. Düz kumaşlar, mavi ve tonları ekranda her zaman iyi görünür, algı olarak da samimiyet ve formalite dengesini korur.   

Bu dönemde ortaya çıkan ‘Zoom-call-casual’ gibi yoruma açık giysi kodları günü kurtarmaya yetecek mi? WFH sisteminin yeni dünya düzeninin parçası olmasıyla yalnızca bireysel seviyede değil, kurumsal şirketlerin de görüntülü toplantılar için sağduyulu bir plan oluşturmalarını bekliyor musunuz? 

Hatırlamakta fayda var; birçok kurum kıtalar aşırı toplantıları için ofislerden yıllardır görüntülü toplantıları zaten yapıyor. Ofis, mekan olarak bu toplantılara uygun, kişilerde ofis kılıkları ile kamera karşısındalar. Ancak bu yaşadığımız süreçte bir ayı geçen bir süredir herkes evinden toplantılara katılıyor. Her evin koşulları da oldukça farklı. Kimileri geniş çalışma odaları ya da kütüphanelerinin önünden katılırken; kimileri 6-7 kişi ortak yaşadıkları yüz metrekarede sessiz mekan ya da alan bulamamaktan şikayetçi. Kimileri ev işlerinden ofis toplantılarına geçerken uygun kılıkta görünmenin mümkün olmadığını dile getiriyor. Kimileri inci loye küpeleri ile sanki her daim toplantıya hazır bir kılıkta.  Kabul etmeliyiz ki; evden çalışma hali ile birlikte, ev çalışma alanını, zamanını ve imajını yönetmek bu yeni dünyada iş hayatımızın  yeni sorumlulukları. Bu sebeple bu konuda daha fazla  dönüşüm yaşayacağımıza inanıyorum. Çocuklar için online eğitime katılabilecekleri özel bir alan. Günlük rutin toplantıları olan yetişkinler için de arka plan ve ses düzeni düşünülmüş en az iki metrekarelik bir alan her evde kurgulanacak. Arka planlarını dijital giydirip oturma odasından toplantıya katılanlar, kendileri konsantre olamadıkları gibi, mevcut ortamlarını ve gürültülerini toplantıya karıştırarak tüm dikkati dağıtabiliyorlar. 

Bu geçiş sürecinde deneyimlediğimiz toplantılar sayesinde birçok kurum yeni eğitim listelerine online görüşme formatlarını eklenmeye başladı bile. Hatta görüntülü toplantılarda imaj yönetimi ile ilgili atölyelere de başladık.

"Sezonsuz, hafif, anti-moda’nın yeni moda olduğunu düşünüyorum."

 

Evden çalışma sisteminin, özellikle buna elverişli sektörlerde, karantina sonrasında da devam edeceğine dair yaygın bir kanı var. Bu durum iş gardıroplarımızı nasıl etkiler? Yakın gelecekte iş ve günlük giyim ayrımının ortadan kalkacağını söylemek doğru olur mu?

İş giyimi, kurumsal imaj meslekten mesleğe, sektörden sektöre değişkenlik gösterir. Yaratıcı endüstrilerde uygun olan görünüm finans ve hukuk gibi mesleklerde özensiz ya da kural dışı algılanabilir. Evden ve ekrandan çalışırken de bu farklar henüz kendilerini koruyor. Finans sektörü, ipek buluz ve inci kolyesi ile ekran başına geçerken; moda, tekstil ya da iletişim ajansları ‘hoodie’ leri ile toplantılara katılabiliyorlar. 

Ortak alanda söylenebileceklerin başında gömlek yeni ceket, çorap da yeni ayakkabı olacak diyebiliriz. Bu sebeple özellikle dokuma iş elbiseleri, takımları ya da takım elbise üreten markaların koleksiyonlarını süratle dönüştürmelerinde fayda var. Klasik ceket, kravat kullanımının azalacağı öngörülen bir gerçekti. Korona ile ivme kazandı. 

Diğer bir yandan da ekranda kişisel farkını yansıtmak isteyenler alternatif yollar arayacak. Yüz şekillerine göre yaka şekilleri, ten rengine uygun ürün seçimleri gibi kapsül bilgiler değer kazanacak. Ekrandan fark yaratmanın en güçlü destekçileri de saç şekilleri ve aksesuarlar olacak. 

Günlük giyim ve iş giyimi ayrımı belirli mesleklerde özellikle de hukuk ve finans alanında netliğini kısa vadede yitirmez. Önümüzdeki üç yıl içerisinde ise bu ayrımı yapamayabiliriz. Kişi ve kişisel stiller belirginleşir.

Yıllarca yüksek modayla iç içeydiniz, birçok lokal ve global markayla çalıştınız,  Damat Tween’i uluslararası platforma taşıdınız, sayısız koleksiyona imza attınız ve marka kimlikleri yarattınız. Bütün bunların üzerine, 2015 yılında ‘Royal Gang’ isimli temel parçalardan oluşan, yüksel kalite materyalin ve dayanıklılığın öne çıktığı bir marka kurdunuz. Aslında tam da zamanın ruhunu yansıtıyor. Anti-moda yaklaşımın ve sezonsuz tasarımların içinde bulunduğumuz dönemde daha da önem kazanmasını bekliyor musunuz?

Kişisel gardırobum da temel parçalara dayalı. Giysilerin kişinin iyi görünmesi ve hissetmesi için araçlar olduğuna ve kişinin görünümünün önüne geçmemeleri gerektiğine inanıyorum. Bu inançla Royal Gang’i kurdum.

Royal Gang, kişinin stiline ayak uydurarak, iyi görünmesine ve iyi hissetmesine katkı sağlamak amaçlı tasarlanmış bir koleksiyon. Rahat olmak ve iyi hissetmek iyi görünmenin en temel gerekleri. 

Uzun zamandır yaşadığımız bolluk ve çokluk, bize sunulan sonsuz seçenekler az ve basit olanı daha da kıymetli kıldı. Az ürünle yaşamak hafiflik. Kolay bir yaşam şekli. Bu hafifliği deneyimleyenler birkaç haftada modası geçecek parçaları almaktansa uzun vadede farklı stillere dönüştürebilecekleri parçalara yatırım yapacak.

Sezonsuz, hafif, anti-moda’nın yeni moda olduğunu düşünüyorum.

Önceliklerimizin değişmesiyle alışveriş alışkanlıklarımız ne yönde şekillenir? 2020 senesi için revize ettiğiniz trend öngörüleriniz var mı?

2020’ nin üç trend başlığı ‘Hız, Dijital ve Değişim’di’. Dijital ve Değişim ivme kazandı. Hız ise paradoks yarattı ve revize oluyor. Hızla değişsek de, yavaş yeni bir yaşam türettik. Hiç olmadığı kadar boş zamanımız olmaya başladı. Yavaşlamak arzulanan ama öngörülemeyen bir trend idi. Hızla gerçek oldu.

Revize olacak bir diğer trend de ‘co-living ve co-working’. Yüklü yatırım alanı ve gelişen bu alanın 2020 ikinci yarısında hızla dönüşeceğine inanıyorum. 

2020’de dimdik kalan güçlü iki  trend ise yerel tüketim ve kolektif üretim olacak. Kendi mahallesi, yerel esnafı ile daha güçlü ilişki kuran tüketici, tüketirken üretim ya da üretime katkı sürecine de girdi.  

Korona krizinin birçok sektörde yıkıcı veya yenileyici etkilerinin olacağı konuşuluyor. Li Edelkoort gibi trend yorumcuları ve fütüristler, lokal üreticilerin, zanaatkarların ve sürdürülebilir modanın artık insanlar tarafından daha çok kucaklanacağına inanırken, daha karamsar senaryolar da azımsanmayacak kadar sık karşımıza çıkıyor. Türkiye’deki moda ekosistemi bu reset döneminden nasıl çıkar, dersler çıkarır mı, öngörüleriniz veya umutlarınız var mı?

Korona süreci farklı paradoksları yaşatıyor bize. Hızla yavaşlamaya alışıyoruz. Çevreye özen hayali kurarken susuz kalma korkusu ile bir gecede binlerce küçük pet şişe su tüketebiliyoruz. Maske ve eldiven gibi tabiattan kolay kolay yok olmayacak çokça yeni çöp üretiyoruz. Yeni giysilere pek de ihtiyacımız yok diye birbirimizi avuturken karantina biter bitmez kılık kıyafet alışverişine koşmayacağımızı da garanti edemiyoruz. Pratik her zaman teoriyi terbiye eder. Tekrardan sokaklara çıktığımızda kısa vadede çok bilinçli ve duyarlı bir gelişim göstermeyeceğimiz inancındayım. Kaldı ki çevre bilinci Türkiye’de neredeyse yok. 98’de Milano’daki evime taşındığımda apartman görevlisinin bana ilk gösterdiği çöplerimi nasıl ayrıştıracağımdı. Eğitim için İngiltere, Amerika’da geçirdiğim tüm süreçlerde çöp özenli bir ayrışım gerektiriyordu. 2020’de İstanbul’un en gelişmiş semtlerinde dahi tek tip çöpümüz var. 90’ların sonlarında al götür kahve rekabetinde gelişmiş ülkelerde tüketici kahve tercihlerini geri dönüşümlü karton bardak ve peçeteler sunabilen markalara çevirmişti. Biz 2020’de poşet bedelini tartışıyoruz. Bunu eleştirel yaklaşmaktansa her trendin her kültürde farklı tepkiler yaratığını örneklemek için belirtiyorum. 

Zanaat ve Türkiye arasında da ilginç ve dünya trendlerine oranla ters bir ilişki var. Silikon vadisinde dahi el emeği yüceltilirken, el emeği konusunda çeşitli yetenek ve değerlere sahip olan Türkiye konu ile pek de ilgili değil. Tel kırmadan el dokumasına, dikimden ahşap oymacılığına birçok kabiliyet ve yetenek uzun süredir raflara kaldırılmış, hatta raf ömrüne dayanamayıp kaybolmak üzere. Daha da üzücüsü bu alanlar yeni kuşak için dünyada yeni ilgi alanı iken bizim coğrafyamızda sıkıcı ve gereksiz kategorisinde yer alıyorlar. Zanaatkar yetiştiren meslek liseleri de bu sebeple kapanıp azalıyor. Uzun süre evde kalma süresinin yaratım motivasyonu belki de bu gidişatı değiştirir. Umarım değiştirir.

Bir dönem İstanbul Moda Haftası’nın Kreatif Direktörlüğü’nü yaptınız. Korona’nın Milano Moda Haftası çıkarmasıyla şiddetlenen moda haftalarının geleceği tartışmasıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? Moda dünyası eskisi gibi seyahat etmeye devam edebilecek mi? İşin yüksek çevresel maliyeti ve artan ‘in-season’ çağrısı da işin diğer bir yanı…

New York, Londra, Milano, Paris. Bu dört büyük moda haftası dahi Korona öncesi varlıklarını ve iş yapış şekillerini sorguluyorlardı. İster moda basını isterse satın alma uzmanları sadece bu şehirlerin kadın ve/veya erkek moda haftası takvimlerine yetişmek için yılın en az yarısını seyahatle geçirmek zorunda kalıyorlar. Cruise ve Pre koleksiyonları da eklediğimizde kalan her organizasyona yetişmek için neredeyse tüm yılı seyahat ederek geçirmeleri gerekiyor. Bu durum hayal ya da hedeflediğimiz sürdürülebilir dünya ile asla uyumlu değil. Gerek yoğun ve hızlı tüketim, gerek karbon üretimi, gerekse yarım saat gösterilecek şov için üretilip çöp olan dekor üretimi, kurulumu ve atığı, gerekse markaların yaptıkları harcamalar, bunların hiçbiri sürdürülebilir değil. Tüm markaların ve tasarımcılarım son birkaç yıldır ortak kaygısı defilelerin eder-değer paradoksu.  Tasarımcılar ve markalar için defileler yaratımlarını sergiledikleri, tüm ilham ve hikayelerini anlatabildikleri bir platform. Kaldı ki, yatırımlarının karşılıklarını bulamadıklarını da sıklıkla dile getiriyorlar. 

Moda haftaları içerik değerinden çok, ne kadar kalabalık kitlelerin ziyaret ettiği ile anlam karmaşası yaşıyor. Moda endüstrisine katkı sağlamaktan çok gerçekleştirildikleri şehirlere turistik katma değerleri oluyor. Sorular ve sorgulamalar da çoğalıyor. 2019’un sonuna kadar yücelttiğimiz ‘en kalabalık’ etkinliklerin her biri en azından kısa vadede yeni çözümler aramak zorunda.

Kalabalık önceliği yerini içerik ve vaad’e bırakacak. Kalabalık yeni alternatif anlamlar edinecek. Bir etkinliğe canlı katılım sağlaması gereken kişiler limitli sayılarda öncelendirilecek. Katılım kelimesi de uzaktan ya da dijital olarak türeyecek. Sürdürülebilirlik de son iki yıldır bir pazarlama enstrümanı olarak kelepçelendiği esaretinden kurtulacak. Nitelik Korona sonrası Niceliği bir kez daha alt edecek. Moda alanında söz sahibi olmayan ülkeler de tasarımsal fark yaratamadıkları sürece bu etkinlik girişiminden geri çekilmek zorunda kalacaklar. 

Bu dönem size iyi gelen kitap, dizi veya filmler neler? Nelerden ilham alıyorsunuz?

Kitap; Bertrand Russel; The Conquest of Happiness. Bertrand Russel’ın yaşamdan biriktirdiği samimi hayat dersleri. Harika bir kitap. Yavaş yavaş tadını çıkararak  okuyorum. Bir de Ishak Alaton’un Lüzumlu Adam’ını okuyorum. Arada J.D  Salinger’ın Gönülçelen’i de tekrar  okumaya başladım. Üçünü bir arada okumak, ergen ve olgun anlatımların tezatlığı şapşahane. Gözüm yorulduğunda Selçuk Şirin’in Yetişin Çoçuklar’ını podcast olarak dinliyorum. 16 yaşında her şeye yanıtı olan bir oğlum var. Sanırım yetişemediğim yerler için ben de ona yanıt arıyorum.  

Diğer taraftandan da sevdiğim köşe ya da blog yazılarını takip ediyorum.  En çok da Sarah Mower, Jo Ellison ve Ayşim Özgür’ü okumaktan zevk alıyorum. Her 

zaman yalın, besleyici ve ilham vericiler.  Nasıl olmuş anlayamadım ama Mad Men’i izlememişim. 10 günde tüm bölümlerini  izledim. 60’lı yıllarda takıldım kaldım. Çok tuhaf zamanlar. Peşi sıra JFK’i bir daha izledim. Birkaç gün moladan sonra New York’da geçen 8 gerçek aşk hikayesi; Modern Love’ı izledim.  Çok ama çok sevdim. Her bir hikaye insan tüm güzel duygularınızı tetikliyor. Bu döneme denk gelen Leyla Gencer belgeselini de hayranlıkla izledim.

Sürekli Glenn Gould’dan Bach ve Vikingur Olafsson’dan Rameau dinliyorum, aralarda da Vivaldi allegroları. Piyano ve keman zihnime çok iyi geliyor. Bir de Mirgün Cabas’ın Nasıl Gidiyor Karantina’sını zevkle dinliyorum.

Karantina döneminden sonrasına gerçekleştirmeyi hayal ettiğiniz projeleriniz ve seyahat programınız var mı? 

İşim sebebi ile hayatımın yarısını çokça seyahat ederek geçirdim. Seyahat müthiş bir keyif olduğu kadar tatlı yorgunluk benim için. Hiç istemediğim kadar bir noktada kalmak isterken buluyorum kendimi ve bundan da keyif alıyorum ilk defa. Hayalim kuzey Ege’de denize yakın bir zeytinlik. Sevdiğim insanları davet edebileceğim büyüklükte bir arazi bulup, kolektif bir mekan tasarlayıp, birlikte hayal kurma ve üretim atölyeleri düzenlemeyi hayal ediyorum. İstanbul’dan biraz uzakta yaratıcı kişilerin bir arada düşünüp üretebildikleri bir mekan. Şu an tüm hayalim bunun üzerine. Son dönemlerde en şahane seyahat arkadaşım oğlum. Onsuz gittiğim ve ona göstermek istediğim iki şehir var. İlk fırsatta onunla Tokyo ve/veya Merida’ya gitmek istiyorum. 

BY ANIL ATALAN