Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Salı 12 Oca | Melisa Tapan

Disiplinlerarası Sanata Açık Bir Kapı: "Gate27"

Salı 12 Oca | BY SEVAL AKBULAK

SHORT PROFILE

BY SEVAL AKBULAK

Name:Melisa Tapan

Bazı kapıların bize kapalı görünmesi, önünde değil arkasında bulunduğumuz içindir. Bu ‘kapı’ ise bizi yan yana olmaya çağrıyor. Yeni sanat üretimlerine alan açan, disiplinlerarası etkileşim ve paylaşıma zemin yaratan ve yeni iş birlikleri ortaya koyma amacıyla hareket eden Gate 27, sanatı bir araştırma yöntemi olarak inceliyor. Bu ‘kapının’ ardındakilerini kurucu Melisa Tapan ile konuşuyoruz.

Uluslararası düzlemde yaratıcı sanat merkezi olarak tasarlanan Gate 27 hakkında bilgi alabilir miyiz?

Gate 27, yaratıcı düşünceyi ve üretimi teşvik eden, farklı disiplinlerden kişi ve kurumları bir araya getiren genç bir platform. Amacı sanatçılar, akademisyenler ve kültür üreticileri için özgürce üretim yapabilecekleri ve paylaşımda bulunabilecekleri bir alan yaratmak. Yeniköy ve Ayvalık’ta yer alan konuk evlerimizde Türkiye’den ve yurt dışından katılımcıları ağırlıyor ve onlara üretimlerine odaklanabilecekleri atölye ve kaynaklar sunuyoruz. 2019 yılı sonundan bu yana da etkileşim alanımızı ve iletişim ağımızı her geçen gün genişletiyor ve uluslararası bir sanat köprüsü inşa ediyoruz.

¨ADİL, DOĞAYLA UYUMLU, FARKINDALIĞI YÜKSEK BİR GELECEK HAYAL EDİYORUM. GATE 27 DE BU HAYALİN BİR ÜRÜNÜ.¨

Gate 27 için sosyal etki ne ifade ediyor? Sosyal etki ve sanat nerelerde ve nasıl biçimlerde kesişiyor? Bir konuk sanatçı programı sosyal etki yaratmada nasıl bir rol oynayabilir? 

Yeryüzünde var olan binlerce krizin çözümünde yaratıcı düşüncenin, sanatın ve kültürün önemine inanıyorum. Özellikle kendi jenerasyonumun, yaptığı her işte sosyal bir etki yaratma sorumluluğuna sahip olduğunu düşünüyorum. Daha adil, doğayla uyumlu, farkındalığı yüksek bir gelecek hayal ediyorum. Gate 27 de bu hayalin bir ürünü. Bunun etkilerini kendi projelerimde ve çevremde görmek beni bu alanda çalışmaya daha da motive ediyor. Kültür ve sanat, sadece sanatçılar ve sanatseverler nezdinde değil, her anlamda düşünce ve değişimin alt yapısını oluşturuyor. Sosyal etkinin insanların birbirleriyle kurdukları güçlü ilişkilerde başlağını düşünüyorum. Ve bu diyalog kurmaktan geçiyor. Sanat da bir diyalog biçimi, insanlar arasında etkileşim başlatan güçlü bir kıvılcım. Buna alan açmanın ve benzer ilkelerle yola çıkan farklı gruplarla iş birliği yapmanın önemine gönülden inanıyorum. Bu anlamda sanat kurumlarının esas rollerinden birini sosyal bağlar geliştirmek, farklı özgeçmişlere sahip bireylerin etkileşimini teşvik etmek olarak görüyorum. Örneğin, Gate 27’nin gündemindeki projelerden biri geçmişte programda yer almış yerli ve yabancı katılımcılardan oluşan bir sosyal ağ yaratmak. Farklı dönemlerde konuk olmuş olsalar da bu kişilerin birbirleriyle tanışmalarını ve birbirlerinin projelerinden haberdar olmalarını istiyoruz. Gate isminde de atıfta bulunduğumuz gibi, insan ilişkilerine aracı olarak katkıda bulunmak, insanlara birbirlerinin dünyasına açılan bir kapı sunmak istiyoruz. 

Bir konuk sanatçı programı sosyal etki yaratmada nasıl bir rol oynayabiliyor? 

Konuk sanatçı programlarının ilginç tarafı, katılımcıları gündelik hayatın düzeni ve sorumluluklarından kısa bir süreliğine çıkarması ve yeni bir günlük rutin sunabilmesi. Bunun amacı, üretimi desteklemek ve teşvik etmek. Bu zaman diliminin katılımcılara daha sürdürülebilir alışkanlıklar aşılaması ve kolektif bir yeşil düşünce yapısı oluşturabileceğini de öne sürüyoruz. Gate 27 olarak, öncelikle kendi yapımız ve kaynakları kullanımımız üzerine düşünüyor, çalışıyor ve hedefler koyuyoruz. Enerji tüketimini ve karbon salınımını azaltma yöntemlerinden, besinlerin tedarik edildiği yerlere kadar araştırmalar yapıyor, programımızı ve işleyişimizi çevreye daha duyarlı bir hâle çevirmeye çabalıyoruz. Hayalimizde plastik tüketimini minimumda tutan, yemek atıklarını kompost yaparak toprağa çeviren, hatta belki de kendi mahsullerini yetiştiren bir Gate 27 var. Bunun yanı sıra, sosyal etki ve sürdürülebilirlik gibi kavramları önemseyen, hayata bilinçli bir noktadan yaklaşan sanatçıları konuk olmaya davet ediyoruz. Üretimlerini sürdürmeleri için onlara gerekli alan ve imkanları sağlamanın yanı sıra, fikir ve üretimleriyle çevrelerini ve toplumu etkileyen bu kişilerle bilgi alışverişine girerek ortak sosyal ve ekolojik değerlerimizi gerçekleştirmeyi amaçlıyoruz.

Sürdürülebilirlik Gate27 için önemli ilkelerden. Sürdürülebilirlik kapsamında nasıl projeler gerçekleştiriyorsunuz?

Sürdürülebilirlik, üretim ve çeşitliliğin devamlılığı sağlanırken insanlığın yaşamının doğa ile uyumlu kılınabilmesi olarak tanımlanıyor. Bu anlamda biz de sürdürülebilirliği iki alanda ele alıyoruz; ilki inisiyatifin yani sanat konuklama programının sürdürülebilirliği, ikincisi de varlığımızı ve faaliyetlerimizi sorumlu ve duyarlı bir şekilde devam ettirmek, doğayı korumak ve daha yaşanabilir bir dünya oluşturmak adına gösterilen çabaları kapsayan çevresel sürdürülebilirlik. İnisiyatifin sürdürülebilirliğine baktığımızda, Gate 27’nin programlarını bir kişiye bağlı olmadan devam ettirebilmesi önemli. Yarattığım oluşumun ben olmadan da var olabilmesini, kendi ayakları üzerinde durabilmesini ve attığı adımları kendi başına atabilmesini istiyorum. Çevresel sürdürülebilirlik konusuna ise, ekip olarak çok önem veriyoruz. Zaten ekip olarak içselleştirmezsek, bu konudaki hedeflerimize ulaşmamız çok zor olur. Bu konuda gerek profesyoneller ve uzmanlarla görüşüyor, gerek Gate 27’deki günlük hayatın karbon ayak izini azaltmak için hedefler oluşturuyoruz. Böylece gelecek sanatçılarımızın da bu konudaki farkındalıklarını geliştirmeyi umuyoruz. 

Gate27 bir atölyeden ne gibi farklarla ayrılıyor?

Gate 27 bir atölye, çalışma alanı olmanın yanı sıra farklı açılımları ve bileşenleri olan bir sosyal ağ ve öğrenme noktası. Her şeyden önce üretimler kapalı, bireysel bir atölyenin dışında, katılımcıların birbirleriyle etkileşim içinde olduğu, birbirlerinden öğrendikleri bir ortamda gerçekleşiyor. Bu yönüyle çeşitli iş birliklerine açık, biriktiren, yapılanların üzerine ekleyen, sorgulayan, araştıran herkes için bir ilham kaynağı olma potansiyeline sahip. Aynı zamanda farklı kurumlarla yaptığımız iş birlikleriyle, konuk ettiğimiz sanatçı ve araştırmacılara atölyenin ötesinde kendilerini geliştirebilecekleri yeni kapılar açan bir alan sunuyoruz. Sabancı Üniversitesi ve Sabancı Müzesi ile olan yakın bağımız, Türkiye’de güçlü kurumlarla geliştirdiğimiz projeler her bir konuğumuza ayrı bir fırsat sunuyor. Katılımcıların programa gelmeden önce tanışmak istedikleri kişi ve kurumlar hakkında bizi bilgilendirmelerini istiyoruz ve bu kaynaklarla katılımcılar arasında bir iletişim kanalı işlevi görüyoruz. Hedefimiz sanata daha çok kaynak yaratabilmek.

Sanatçıların atölyeleri kullanım süreleri neye göre değişiyor?

Sanatçılar Gate 27’ye, burada kalacakları süre boyunca üzerine çalışacakları bir projeyle başvuruyorlar. Bu projenin ihtiyacı olan süre, ana belirleyici faktör oluyor. Çoğu zaman belirli temalar üzerinde çalışan sanatçıları araştırarak biz davet ediyoruz ve benzer konular üzerinde çalışan sanatçıları bir araya getirmeye çabalıyoruz. Bu konuda güçlü bir danışma kurulumuz var, adayları onlarla birlikte değerlendiriyoruz. Bazen de iş birliği içerisinde olduğumuz kurumlardan tavsiyeler alıyoruz. Sanatçının programının yoğunluğu ve Gate 27’deki atölyelerin uygunluğu da diğer önemli faktörler. Örneğin, yakın zamanda Covid-19 salgınında ara verdiğimiz Yeniköy programına, Şubat ayında İKSV’nin düzenlediği 5. İstanbul Tasarım Bienali kapsamında Türkiye’ye gelecek Portekizli sanat inisiyatifi Colectivo Berru ile devam edeceğiz. Planladıkları proje kapsamında 15 günlük bir atölye ihtiyaçları olacak, bizimle kalacakları süre de o kadar. Ardından üretimleri Gate 27’nin bahçesinde izleyiciyle buluşacak.

Michael Bishop: Sub Arctic Village, 2019

Türkiye’deki sanatçılar, üretimlerini destekleyecek inisiyatifler bulmakta zorlanabiliyor. Bu bağlamda Gate 27 sanatçılara neler sunuyor?

Gate 27 sanatçılara hayatın normal akışında endişe duydukları konuları bir kenara bırakıp üretimlerine odaklanabilecekleri bir alan, geniş bir sanatçı ve uluslararası profesyonel ağı ile akademik anlamda da araştırma yapabilecekleri bir ortam sağlıyor. Bu olanaklar yalnızca konukların Gate 27’de kaldıkları süre için geçerli değil. Sanatçılarla süregiden bir iletişim halinde olmayı, onların üretimlerini takip etmeyi ve birbirleri arasında bir iletişim kurulmasını da önemsiyoruz. Türkiye’de büyük kurumların dışında faaliyet gösteren sanat ve kültür girişimlerinin, özellikle de sanatçılar tarafından başlatılan ve yönetilen organizasyonların sesini duymak zor. Bu anlamda iş birliği geliştirebileceğimiz farklı girişimleri araştırıyoruz ve Gate 27’yi bu tür oluşumlarla ilgili bir bilgi kaynağına dönüştürmeyi de istiyoruz. Yakın zamanda bizim gibi yeni bir konuk sanatçı programı olan TAPA’nın, yeni bir girişim ve alternatif bir sergi mekanı olan Barın Han’da düzenlediği sergisini ziyaret etme şansı bulduk. Değerlerimizin bu denli uyuştuğu insanlarla tanışabilmek çok güzel bir fırsattı, özellikle de herkesin birbirinden uzaklaşmak zorunda kaldığı bu dönemde. Şu anda somut bir projemiz olmasa da, geleceğe dönük etkinlikler geliştirmek adına bu tür ekiplerle iletişim hâlindeyiz.Gate 27 gibi bir sanat platformu oluştururken, başka girişimlere de alan yaratmak ve uzun vadede sanatçıların yararlanabileceği bir sistem oluşturmak bizim için çok önemli.

¨TÜRKİYE’DE HERKESİ VE HER ŞEYİ SINIFLANDIRMA KONUSUNDA SABIRSIZ DAVRANIYORUZ. BU DA BİZİ YENİLİKLERE KAPATIYOR VE POTANSİYELİMİZİ ORTAYA ÇIKARMAMIZA ENGEL OLUYOR.¨

Dünyadaki ve Türkiye’deki sanat endüstrisini karşılaştırdığınızda ne gibi farklılıklar gözlemliyorsunuz?

Farkı ülkelerde kültür sanat alanındaki tüm girişimlere devlet ve özel girişimlerin desteğinin çok daha yoğun olduğunu görüyorum. Ülkeler, sanatsal gelişimin ve özgür düşüncenin önemini ve topluma etkilerini doğru bir şekilde ölçümleyerek ona göre programlar geliştiriyorlar. Türkiye’de ise maalesef bu alanda yetersiz kalıyoruz. Özellikle Türkiye’den sanatçıların seslerini dünya çapında duyurmaları ekonomik imkansızlıklarla giderek zorlaşıyor. Öte yandan dünyada disiplinler biraz daha geçişken, Türkiye’de ise herkesi ve her şeyi sınıflandırma konusunda sabırsız davranıyoruz. Bu da bizi yeniliklere kapatıyor ve potansiyelimizi ortaya çıkarmamıza engel oluyor. Her şeye rağmen, burada kendini adamış sanatçılar ve kurumlar son derece motive bir şekilde üretmeye, kendilerini geliştirmeye ve tartışmaya devam ediyorlar. Umuyorum bu çabalar dünyada da hak ettiği yeri bulur.  

Özgül Kahraman: Post-It, 2020

Gate 27 sanatın dijitalleşmesi konusunu nasıl değerlendiriyor? Dijital ortamda da sanatçılara destek veriyor musunuz?

Sanatın ulaşılabilir olması çok önemli, pandemi döneminde bunu hep beraber tecrübe ettik. Bu anlamda dijitalleşmenin de sanata ulaşım için büyük bir kolaylaştırıcı olduğunu gördük. Fakat aslında dijital mecrada sunulmak adına üretilmemiş her sanat eseri izleyicinin birebir deneyimlemesine ihtiyaç duyar; bir sergiyi dijital olarak gezmekle mekanın atmosferini solumak, bir parçayı bilgisayardan dinlemekle konserde dinlemek veya bir performansı canlı ya da ekrandan izlemek arasında aşılmaz farklar var. Dolayısıyla dijital dünyaya kendimizi bu kadar kolay teslim etmek doğru gelmiyor. Gate 27 de elbette şu anda pandemi koşulları sebebiyle kimi buluşma ve etkinlikleri dijitalde organize ediyor ancak gelecekte dijitale dair herhangi bir projemiz yok. Sanatın dijital olarak deneyimlenmesinin yanı sıra, dijital sanat projeleri elbette bizi de heyecanlandıran bir olgu. Ayvalık’ta ağırladığımız, Selçuk Artut ve Alp Tuğan’ın RAW adlı grubu bize dijital yaratıcılığı birebir deneyimleme şansı verdi. İzlediğimiz dijital ‘canlı kodlama’ performansı, gelecekte destekleyebileceğimiz üretim biçimleri hakkında vizyonumuzu genişletti.  

Gate27’ye başvurmak isteyen sanatçılar nasıl bir yol izlemeli? Başvuru koşulları hakkında bilgi alabilir miyiz?

Belirli bir açık çağrı sürecimiz yok, sanatçıların başvurusuna her daim açık bir yapımız var. Bu dönemde daha çok ekoloji, sürdürülebilirlik, erişilebilirlik ve yerel yaratıcı ağlar etrafında diyalog kuran projelere öncelik veriyoruz. Başvurmak isteyen kişilerin internet sitemizi incelemesi ve hazırladığımız sanatçı videolarını izleyerek daha önce kimleri, ne tür projeleri desteklediğimizi araştırması yararlı olacaktır. Başvuru hakkında bilinmesi gereken her şeye gate-27.com adresinden ulaşılabilir. Bizim tavsiyemiz, başvurmadan önce sunduğumuz kaynakları nasıl değerlendirmek istediklerini iyice düşünmeleri. Böylece biz de onlara ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılayacak bir program tasarlayabiliriz.

Yakın gelecekte Gate27 hem ulusal hem de uluslararası arenada neler yapmayı planlıyor?

İş birliklerine odaklanacağımız bir sene bizi bekliyor. Bu sene İKSV ile hem Tasarım Bienali hem de İstanbul Bienali kapsamında bir iş birliği içerisindeyiz. Nisan-Haziran aylarında Marina Abramovic Institute iş birliği ile performans üzerine yoğunlaşan iki sanatçı inisiyatifini ağırlamayı planlıyoruz. Farklı ülkelerde yaşayan sanatçılardan oluşan ve normal şartlarda internet üzerinde bir araya gelen bu kolektifler, ilk defa Gate 27’de yüz yüze tanışacak ve projelerini hayata geçirecekler. Yiannis Pappas, Côme Ledésert, Virginia Mastrogiannaki ekibi ile Indigo Perry ve Maria Herranz ikilisi bu programın konukları olacaklar. Dünya ile Türkiye arasında bir köprü olma ve yeni iletişim ağları kurma amacıyla bu tarz iş birliklerini geliştirmeye odaklandığımız bir yıla hazırlık yapıyoruz.