Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Çarşamba 09 Eki | Pascale Habis

70'lerden İlham Alıyor

Çarşamba 09 Eki | BY ELİF BAYRAM

SHORT PROFILE

Name:Pascale Habis

Diamondogs'un kurucusu ve kreatif direktörü Pascale Habis, 70'lerden ve Beyrut'tan aldığı ilhamla kurduğu markasını anlatıyor.

Çocukken neyi düşlerdiniz?

Çocukken bir sanatçı olmayı hayal ederdim; ancak büyüdükçe hem yetenekli olmadığımı hem de gereken fedakarlık ve dayanıklılığa sahip olmadığımı fark ettim...

Sanat iletişimi ve grafik tasarım okudunuz. Bu durum markanız Diamondogs’taki kreatif süreci yönetmenizi nasıl etkiliyor?

Aldığım eğitim bana marka pozisyonlandırmasının, tek bir güçlü mesajı benimsemenin, odak ve tutarlılığın önemini öğretti. Aynı zamanda en basit ve saf tasarımların gerçeğe dönüştürülmesi en zor olanlar olduğunu öğrendim.

Stilinizi nasıl tarif edersiniz?

Çabasız, zamansız ve feminen.

Bir parçayı “zamansız” kılan şey nedir?

Öyle görünüyor ki; duygularla ve bütünlükle yaratılan her şey, gelip geçen trendlere aldırmadan zamandaki yolculuğuna devam ediyor. 

Bize Diamondogs kadınını tarif eder misiniz?

Diamondogs kadını feminenliğiyle oynar, onu sahiplenir ve ondan keyif alır. İlham perilerim Jane Birkin, Françoise Hardy, Jacqueline Bisset, Romy Schneider ve Nastassja Kinski gibi 70’lerin doğal güzellerinin tümü diyebilirim. Tarzlarının çok sade olmasına rağmen her zaman mükemmel görünürlermiş. Yapacak daha iyi işleri olduğundan sanki hazırlanmak için 15 dakikadan fazla zaman harcamamışlar gibi... Diamondogs’un kadınları gibi. 

Eminim ki markanın adı “Diamondogs”, David Bowie’nin şarkısından geliyor! 70’li yıllar size ne ifade ediyor?

Evet aynen öyle. 70’ler, sınırsız yaratıcılık ve cesaretin her formu demek: edebiyat, müzik, sinema, sanat, moda ve daha birçoğu. Şahsen o zamanlarda yapılmış olan sanatın zamansız olduğunu ve genç nesillere kendilerini daha yakın hissettirdiğini düşünüyorum. İki genç yetişkin çocuğum var ve ikisi de o zamanların müziğini dinlemeye, filmlere, kültüre ve kitaplara bayılıyorlar. 70’ler aynı zamanda belli bir özgürlük anlayışını, spontaneliği heyecanı, çılgınlığı ve maalesef artık kaybetmiş olduğumuz özgünlük demek benim için.

Showroom ve mağazanızı neden Gemmayze’de açtınız?

Gemmayze sokağını çok seviyorum; çok özel, eski binalarla dolu. Birkaç yıl önce yalnızca orada yaşayan insanların, mağazaların ve eski evlerin olduğu sakin, kasvetli, boş bir sokaktı. Şimdi mahallenin eski sakinlerini her gün dükkanlarından ve pencerelerinden başlarını çıkarıp sokağın nasıl evrildiğini hayret eder şekilde izlerken yakalıyorum. Olumlu şekilde mi olumsuz mu bilemiyorum; açıkçası ben de merak ediyorum. Sokaktaki eski-yeni karışımını seviyorum. Gemmayze, Diamondogs’la uyumlu, özel bir enerjiye sahip.

Beyrut asıllı birçok tasarımcı, zanaatkarlarla birlikte çalışıyor. Bunun sebebi geleneği koruma çabası mı, ne düşünüyorsunuz?

Biz özel olarak lokal zanaatkarlarla çalışıyoruz ve bununla gurur duyuyoruz. Evet, farkındalık yaratıp kültürümüzü korumaya çalışıyoruz, bir prensip meselesi. Zanaatkarlarımız için çok daha fazlasını yapabilmeyi isterdim. Tasarım veya modada iyi bir ürün elde edilmesi için zanaatkar vazgeçilmezdir, uzmanlığı ve tekniği ortaya çıkan ürünü paha biçilemez kılar. Gerçek bir iş birliği. Zanaatkarlar gölgelerde çalışır ancak spot ışığını hak ederler, her iyi tasarımcı bu görüşe katılır. 

Bu bilgilerin ışığında, Diamondogs sürdürülebilirlik için ne yapıyor?

Parçalarımızın her biri lokal zanaatkarlar ve esnaf tarafından el ile yapılıyor, fabrikalarda değil. Diamondogs’un asıl amacı zamansız parçalar yaratmak, böylece kadınları daha az alıp daha çok aynı parçayı giymeye teşvik etmek. Az miktarda üretim yaparak atığı minimuma indirmeye çalışıyoruz. Plastik kullanmamak için elimizden geleni yapıyoruz ve tabii ki geri dönüşüm yapıyoruz.

Öte yandan, “Beirut Cooks” isimli bir kitap da yazdınız. Bu kitabın arkasındaki fikir neydi?

Başlangıçta, Beyrutluların yaşam sevgisini anlatmak için bir kitap yazmaktı kafamdaki. Sonra “Bu konuyu anlatırken yemeklerimizi de konuya dahil etmekten daha iyi bir yol olabilir mi?” diye düşündüm. Arkadaşlarımıza yemek hazırlamaya gösterdiğimiz özene bayılıyorum, tüm cömertliğimizi ve neşemizi ortaya koyduğumuz bir olay. Lübnanlılar paylaşmaktan, gülmekten ve iyi yaşamaktan zevk alır, en kötü günlerimizde bile.

Yemek yapmak sizin için ne ifade ediyor?

Benim için yemek yapmak sevgi ve cömertlik demek; kültürel ve psikolojik bir şey. Yemek yapmaya bayılıyorum ama sanırım insanları yemek yaparken izlemekten daha da keyif alıyorum. Yemek programlarını saatlerce izleyebilirim. Yemek yapmak deneme-yanılmaya dayalı, her şeyi birbirine karıştırmaya... Belli tatlar ve kokuların tetiklediği nostalji, bazı tabakların yarattığı mutluluk ve diğer insanları memnun etmek için harcanan zaman… Farklı insanlar yemek pişirmeye farklı şekillerde yaklaşırlar, bunu gözlemlemek çok ilginç ve açıklayıcı, bunu kitabımı hazırlarken öğrendim.

İç savaşın üzerinden sadece 20 yıl geçmiş olmasına rağmen Beyrut sanat, tasarım, moda ve gastronomi açısından oldukça gelişmiş ve zengin bir şehir. Son 20 yılı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Beyrut’ta hiçbir şey kolay yoldan olmaz; insanların kendilerine inanması gerekiyor, bireysel girişimler burada her şey demek. Aynı zamanda şehirden kültür fışkırıyor. Son 20 yılda her şeye rağmen şehrin kültürel anlamda ne kadar geliştiğini, işlek hale geldiğini görmek muhteşem. Beyrut’taki sanatçılar, tasarımcılar ve girişimciler kendi eşsiz kimliklerini yarattı. Bence bu, Lübnanlıların her işin altından kalkabilir, zor durumlara hızlı adapte olabilir oluşuna bağlı.

Beyrut’taki favori mekanlarınız nereler?

En sevdiğim kahveci Gemmayze’deki Cortado. Lübnan’daki en iyi kahve onlarınki. Favori manoushe’um kalın hamurlu ve kekikli, Achrafieh’deki eski bir fırın olan Furn Baydoun’da. Eviniz için en rafine ve güzel el işi ürünler Orient 499 adresinde. Moda için Rabih Keyrouz; favori restoranım ise evdeymişim gibi hissettirdiği için Marinella.

Beyrut’u hiç görmemiş birine şehri nasıl tarif ederdiniz?

Beyrut güzelden çok karizmatik. Canlı, kaotik ve Cortadoeğlenceli. Her şey insanlarla anlam kazanıyor tabii, sıcaklıklarıyla ve misafirperverlikleriyle…

BY ELİF BAYRAM