Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Pazartesi 01 Nis | Philip Colbert

Yeni Nesil Pop Art

Pazartesi 01 Nis | BY ELİF BAYRAM

SHORT PROFILE

Name:Philip Colbert

Neo Pop Sürrealizm’in ilk temsilcisi Londralı sanatçı Philip Colbert ile patlamış mısırlar, yumurtalar ve ıstakozlar arasında bir yerde popüler kültürün izini sürüyoruz.

Çocukken neyin hayalini kuruyordun?

Çocukken Amerikan filmlerinden çok etkilenirdim; “Goonies” en sevdiğim filmdi. İskoçya’nın kırsalında yaşayan bir çocuk için çok etkileyici bir dünya sunuyordu. Bu yüzden sürekli kaçıp gitmenin ve kendi macerama atılmanın hayalini kurardım… Sık sık da okuldan kaçardım!

İlk eserini hatırlıyor musun?

Yeşilbaşlı bir ördek çizdiğimi hatırlıyorum. Oldukça gerçekçi göründüğü için çok sevinmiştim.

Gençlik yıllarında odanın duvarlarını kimin posterleri kaplıyordu?

Nirvana’ya deli oluyordum; bir sürü Nirvana posterim vardı.

Felsefe yüksek lisansı yapmış olmak hayat bakışını ve sanatını nasıl etkiledi?

Felsefe okurken hayata karşı tutumuma ve neden bir şeyler üretmek istediğime karar verdim. Sonunda felsefemi hayata geçirmek ve dünyayla etkileşim kurmak için üretmeyi seçtim.

Senin sözlüğünde “pop art”ın tanımı nedir?

Pop art, günlük deneyimlerin bir yansıması olarak ortak bir dil yaratıyor. Bu ortak dilin başlattığı diyalogu soyut resme benzetiyorum; her ikisi de zaman içinde gelişmeye devam eden bir fikir gibi. Bu yüzden de bugün pop art, 60’lardakinden çok daha farklı hatta bence her zamankinden daha “pop”!

Bazıları seni “Warhol’un vaftiz oğlu” olarak anıyor. Bu konuda en düşünüyorsun?

Kimileri bunu çok ciddiye alıp Noel’de Warhol’un bana ne hediye ettiğini bile soruyor! Bence komik!

Patlamış mısırlı ya da göz yumurtalı takımlarını görünce yiyeceklerin sana ilham verdiğini düşünmek çok güç değil…

Yemek yemeyi çok seviyorum ve yemeğin çok güçlü ve küresel bir pop art sembolü olduğunu düşünüyorum. Çünkü bence hem yiyeceklerle aramızdaki samimi bağ hem de görsel olarak belleğimizde geniş bir yer tutması onları etkileyici birer figür haline getiriyor.

Sanatı geleneksel galeri sisteminin dışına nasıl çıkarabiliriz?

Farklı medyumlar ve platformlar kullanmak yardımcı olabilir. Mesela giysilerin dünyayı dolaşabilmesini ve galeri sisteminin dışına çıkıp pek çok insanı etkileyebilmesini seviyorum; bu modayı güçlü bir platform haline getiriyor. Ayrıca günümüzde internet ve özellikle de sosyal medya, geleneksel sanat sistemi dışında iletişim kurmak ve sanat icra etmek için çok güçlü bir araç.

Sosyal medya ve internet demişken... Dijital dünyanın sanat için nasıl bir platform oluşturduğunu düşünüyorsun?

Bence dijital dünya sanat için sıra dışı bir gelecek senaryosu vadediyor. Bir sanatçının dünyasını, izleyicisine daha yeni ve özgür bir platformda deneyimleme fırsatı sunabilmesi çok heyecan verici. Mesela ben de son günlerde meşhur ıstakoz karakterimin yaşadığı bir VR dünyası olan “Lobster Land”i yaratmaya başladım.

Sence Instagram kopyalama ve tüketimi mi yoksa yaratıcı üretimi mi daha fazla teşvik ediyor?

Her ikisi de. Hepimiz birer hiper tüketici ve hiper üreticiyiz. İnternet ve sosyal medyanın sunduğu olanaklarla gerçekleşen büyük ölçekli ve demokratik bir hareket var. Instagram, herkesin kendine özgü ve kendini özgürce ifade edebildiği bir platform sunuyor; bu Warhol’un rüyasıydı! Bence kopyalama ve tüketim kültürünü etkileyen tek bir şey var; o da birtakım politikaların yaratıcılığı ve bağımsızlığı öldüren; zihinleri işgal eden yalan yanlış bilgi baloncukları… Araştırmacılar genç insanlarda yaratıcılığın şimdiye kadarki en düşük seviyede olduğunu ortaya koyuyor ve bence bunun sorumlusu Instagram ya da başka bir platform değil.

Eserlerin sosyal ve politik meselelere dikkat çekiyor; özellikle de iklim değişikliği ve tüketici toplum ilgilendiğin başlıca konulardan... Sanat aracılığıyla nasıl bir yankı uyandırmayı amaçlıyorsun?

Çağdaş kültürle bir çeşit “pop” gerçeklik yakalamaya çalışıyorum. Sanatım, bir tartışma başlatmak için ayna görevi görüyor.

Son günlerde en çok hangi meseleler üzerine kafa yoruyorsun?

Acil çözüm gerektiren çok mesele var! Mesela küresel boyutta siyasi bir çatışmayı önlemek ve sürdürülebilirliği sağlamak adına derhal doğayı korumak için ciddi önemler alınması gerekiyor. Diğer yandan sosyal medya politikalarını değiştirerek onu bireyselliği ve özgürlüğü destekleyen bir platforma dönüştürmek gerek. Bir de tabii elbette yine sosyal medyanın psikolojimiz üzerinde yarattığı olumsuz etkileri ortadan kaldırmak....

Bugüne kadar yaptığın en ilham verici seyahat hangisiydi? Gözlerini kapat ve bize anlat...

Japonya her defasında ilham verici. Bir keresinde Tokyo yakınlarında 200 yıllık bir tören evinde unutamadığım bir çay seremonisine katılmıştım. Ağaçlarla bezeli dağların ve klasik bir Japon bahçesinin çevrelediği evin tasarımı inanılmazdı; geleneksel bir şekilde döşenmiş bu evde her şey spiritüel bir anlam taşıyor gibiydi. 

Gözlerini açma... Şimdi kendini tarihi bir zaman diliminde hayal et. Neredesin?

Çağının ilerisinde bir yaşam süren o en eski uygarlıklardan birine dönmek ve oradaki yaşamı gözlemlemek çok isterdim. Bu yüzden de M.Ö. 5000 yıllarında, gelecekten gelen bir misafir olarak Mezopotamya’dayım.

Şimdi bugüne gel ve gözlerini aç. Neler yapıyorsun?

VR’da “Lobster Land”i geliştirmeye çalışıyorum. Orada kendi sanal müzemi kurdum ve Lobster Coin ile bir Lobster Bank oluşturdum.

Bir sanatçı ve tasarımcı olarak Londra’da yaşamak seni nasıl etkiliyor?

Londra’nın birçok kültürü bir araya getirmesini ve enerjisini seviyorum. Benim için enerji her şeyden daha önemli; çünkü enerji her şeyi mümkün kılar. Bu yüzden Londra’da yaşamaktan çok memnunum.

Peki senin Londra’n nasıl bir yer?

Yıllardır Doğu Londra’da yaşıyorum, stüdyom da Shoreditch’te. Benim Londra’mda her şey sürekli değişiyor. Sokaklar rengarenk graffiti’lerle dolu.

Gökdelenlerin ve gecekonduların yan yana gelebildiği çılgın ve gri bulutların aksine “renkli” bir şehir.

Hiç başka bir şehre yerleşmeyi düşündün mü?

Özellikle kış aylarında Los Angeles göz kırpmıyor değil…

 

BY ELİF BAYRAM