Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Pazartesi 22 Tem | Reflect Studio

Her Ürünün Bir Hikayesi Var

Pazartesi 22 Tem | BY LARA AKYEL

SHORT PROFILE

Name:Reflect Studio

Sürdürülebilir Türk markası Reflect Studio kendine has bir çizgiye, görüşe ve hikayeye sahip tasarımlarıyla yakın markajımızda.

Sürdürülebilirlik üzerine fazlasıyla konuşuluyor. Sizin için ne ifade ediyor?

Roma İmparatoru Stoik düşünürlerden Marcus Aurelius'un "Arı kovanı için iyi olmayan, arı için de iyi olamaz." diye bir sözü var. Biz sürdürülebilirliği dokunduğumuz, etkilediğimiz her paydaşın (çalışanlar, tedarikçiler, çevre/doğa) zarar görmediğinden emin olarak, yarattığımız değerden de hakkını alarak bir arada yaşaması olarak görüyoruz.

İnsanlar sürdürülebilir ürünler kullanmak konusunda ne kadar bilinçli? Nasıl daha fazla bilinçlenebilirler?

Ne yazık ki ülkemizde sürdürülebilirlik bilinci hala çok düşük. Ürünlerin maliyetinin sadece ürünler için ödenen ücret olduğu düşünülüyor. Bu ürünlerin çevreye ve üretiminde yer alan çalışanlara nasıl bir maliyeti olduğu ne yazık ki düşünülmüyor. Bu konuda farkındalığın artması için bilgi ve iletişim çağında olmamızın avantajlarını kullanırken, dikkat aralığının azalması ve empati duygumuzun körelmesi gibi sorunlarla karşılaşıyoruz. Bu noktada sanatçılara ve kreatif yapıdaki kişilere, insanların ufak algı aralığında çarpıcı etki bırakacak ve duygularına ulaşabilecekleri içeriklerin üretilmesi gerekiyor. Çünkü oran ve sayı vermek ne yazık ki birçok kişide karşılık bulamıyor.

Moda dünya kirliliğinde başı çeken endüstrilerden. Bu konuda markanızın ötesinde daha büyük düşünmeniz gerekirse, neler yapılması gerekiyor sizce?

Bu konuda öncelikle tüketim alışkanlıklarının değişmesi gerekiyor. Çok fazla ve çok hızlı tüketiyoruz. Her yeni akımı takip edip her sezonun rengine göre dolapların güncellenmesinin durması gerekiyor. Yine hızlı tüketimin bir sonucu olarak ürün kalitesine verilen önemin azalmasının bir an önce durması gerekiyor, alınan bir tekstil ürününün onlarca yıl giyilebilir olmasının mümkün olduğunu bilmek ve talep etmek gerekiyor.

Üretim tarafında ise biraz daha kar elde etme kaygısıyla doğaya zarar veren üretim metotlarının hem yasalar nezdinde hem de şirket politikaları olarak engellenmesi gerekiyor. Üretimde bazı ürün türleri dışında Polyester kullanımının sıfırlanması, pamuk kullanımında ise GOTS sertifikalı Organik Pamuk kullanımına geçilmesi gerekiyor.

Aynı zamanda tekstil sektörü çalışan sömürüsünün en yüksek olduğu endüstrilerden. Markaların nasıl atölyelerde, ne şartlarda üretim yaptığına dair transparanlık talep edilmesi, mümkün olduğunca Adil Ticaret sertifikalı ürünlerin tercih edilmesi gerekiyor.

Türkiye’de sürdürülebilir markaların sayısı neden az dersiniz?

En büyük sebebi tabii ki talebin sürdürülebilir ürünler için düşük olması yer alıyor. Bu da hem son yıllarda ülkemizde yaşanan ekonomik problemlerden hem de bu konudaki farkındalığın hem üretici tarafında, hem de tüketici tarafında düşük olmasından kaynaklanıyor.

Hedef kitlenizde kimler var? Doğaya saygı duyan bilinçli tüketici mi? Markanın büyüyebilmesi adına, hedef kitlenizi genişletmeniz ve bu doğrultuda daha çok yönlü bir satış politikası geliştirmeniz gerekiyor mu? Bu sizi arada bırakan bir konu mu?

Hedef kitlemiz doğanın yanı sıra insana, insan haklarına, özgürlüğe ve eşitliğe önem veren insanlardan oluşuyor. Markamızın büyümesinin bizim başka kitleleri hedefleyen ürünler üretmemizle değil, insanların tüketim alışkanlıklarını değiştirmemizle olacağını düşünüyoruz. Maddi kaygılarla, doğa dostu ve çalışan haklarına önem veren üretim şeklimizden taviz vermek hiç tartışma konusu olmadı.

Reflect Studio nasıl doğdu? Kısaca anlatır mısınız?

Reflect Studio aslında bazı “rahatsızlıklar”dan doğdu diyebilirim. Dünyada bu kadar çok sosyal ve çevresel sorun varken yapacağımız işin bu sorunlara bir şekilde dokunması gerektiğini biliyorduk. Tekstil sektörünün dünyayı en çok kirleten 2. sektör olduğunu öğrendiğimizde çok şaşırdık. Üstümüze giydiğimiz bu masum, yumuşacık giysiler nasıl bu kadar zararlı olabilirdi? Biraz araştırma yapınca çevresel zararın büyük bir kısmından yapılacak bazı üretim tercihleri ile kurtulabileceğimizi fark edip sürdürülebilir giyim markası Reflect Studio’yu kurduk.

Ürün tasarımlarımızda dokunmak istediğimiz sosyal konuları ele alabileceğimiz, insanları kendilerini giydikleri kıyafetler üzerinden ifade edebilecekleri, doğaya ve insana saygılı bir giyim markası doğmuş oldu.

Şimdi ise Reflect Studio, bir giyim markası olmasının yanında, sürdürülebilirlik çerçevesi içinde birçok kuruma, şirkete veya organizasyona ürünler tasarlayıp üreten ve bu yapılan üretimin konvansiyonel yöntemlere göre çevresel etkisini raporlayan bir stüdyo haline gelmiştir.

Reflect Studio yalnızca bir marka olmanın ötesinde özel bir topluluk yaratmayı ya da exclusive bir kulüp olmayı hedefliyor gibi. Bir manifestosu var; sanat, sanatçı, müzik gibi konularda önerileri var. Doğru çözümlediysek, biraz da sizden dinleyebilir miyiz, Reflect Studio müşterisiyle nasıl bir iletişim kurmaya çalışıyor?

Manifestomuzun en önemli maddelerinden biri “Every Purchase is an Endorsement” yani “Her satın alma bir onaylamadır”. Harcanan her bir lira bir şirketin var olmasına, büyümesine destek olmak anlamına geliyor. Ama çok az anlarda alışveriş yaparken aldığımız üründen çok buna bakabiliyoruz.

Biz müşterilerimizin sadece aldıkları ürün karşılığında para vermediklerini aynı zamanda bizi biz yapan tüm elementlerimizle, duruşumuzla, görüşlerimizle bizim var olmamıza destek olduklarını bilmelerini istiyoruz. Bunun da bizi her açıdan daha yakından tanımaları ile mümkün olduğunu düşünüyoruz. Her koleksiyonumuzda tüm müşterilerimizi davet ettiğimiz lansmanlar yapıyor; her perşembeleri şirketimizin kapısını müşterilerimize açıyor; blog, mail ve paylaşımlarımızla şirket içinde konuşulanları dışarıya açmaya çalışıyoruz.

Storytelling sizin için oldukça önemli. Ürünlerinizde bulunan QR kodlar sayesinde ürünün o noktaya kadar kat ettiği yolculuğa tanıklık edebiliyoruz. Bu fikir nereden geldi aklınıza?

Manifestomuzun diğer bir maddesi “Radical Transparency Establishes Trust” yani “Radikal Transparanlık Güven Verir”. Biz bu ilke ile tüm üretim sürecimizi müşterilerimiz ile paylaşmak istedik. Ama gördük ki endüstrinin üretim süreci ile ilgili bilgi paylaşma standardı, “Made in Turkey”den ibaret. Hangi şartlarda, nasıl yöntemler kullanılarak üretildiğine dair hiçbir bilgi yok. Bu nedenle “Made in Turkey” yerine bir QR kod koyup, üründe kullanılan pamuğun hangi şartlarda nerede yetiştirildiğinden, nerede kumaşa döndüğüne, nasıl boyandığına, kimin kesip kimin ütülediğine dair tüm bilgileri paylaşmaya başladık. Kullandığımız ürünlerin ne şartlarda üretildiğini öğrenmeyi talep edersek tüm endüstrilerin çevresel ve sosyal yönde etkilerini iyileştirmeye gideceğini düşünüyoruz.

İnsanların giydikleriyle karakterlerine ya da yaşam tarzlarına dair neleri açık edebileceğini düşünüyorsunuz?

Aslında birçok durumda giydiklerimiz karşımızdaki insanlara ağzımızdan çıkan sözlerden daha fazla kişiliğimize veya düşüncelerimize dair izlenim bırakıyor. Her gün hiç konuşmadığın yüzlerce insan ile iletişim kurmanı sağlayan bir araç. Bunu fark etmemizle birlikte “Her giydiğin bir hikaye anlatır” mottosuyla tasarladığımız ürünlere bir duruş, bir hikaye kazandırmaya çalıştık. Bugün ürünlerimizde LGBT haklarından, cinsiyet eşitliğine, ırkçılıktan mülteci sorununa kadar birçok konunun ele alındığı tasarımları görebilirsiniz.

Reflect Studio; tekstil ürünlerinin bir hevesle alınıp birkaç kez kullanıldıktan sonra kenarda bekleyen alelade nesnelere dönüşmemesi için elinden geleni yapıyor. Ürünlerinizin seri üretim olmamasının ve bir hikayeye sahip olmasının yanı sıra yapım aşamasındaki emeğin ve doğa dostu oluşlarının altını çizerek, bu ürünleri iyi bir amaca hizmet neden, anlamlı nesneler haline getirmeye çalışıyorsunuz. Peki, emeğinizin karşılığını alabiliyor musunuz?

Etki etmeyi karlılığın üstünde tutan bir şirket olarak yaptığımız işten fazlasıyla tatmin oluyoruz. Daha fazlası yapılabilir mi? Tabii ki...

İstanbul ve Londra merkezlisiniz. İki büyük şehrin müşteri profilleri arasında nasıl farklar var?

Hem alım gücünde hem de farkındalık seviyesinde ciddi bir fark var tabii. Bu nedenle İngiltere’de satışlar daha kolay olsa da, Türkiye’nin etkileşimi ve projeye olan bağlılığının çok daha yüksek olduğunu gözlemliyoruz. Bu da bize gelecek için umut veriyor.

BY LARA AKYEL