Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Çarşamba 04 Ara | Roman Aebersold

Zürih'te Tasarım Üzerine

Çarşamba 04 Ara | BY DERİN ÖVGÜ ÖĞÜN

SHORT PROFILE

Name:Roman Aebersold

Her noktası ayrı ilham veren şehir Zürih, aynı zamanda Avrupa’nın en önemli tasarım ve görsel iletişim enstitülerinden birine ev sahipliği yapıyor. Museum fur Gestaltung Zürich yardımcı direktörü Roman Abersold’la şehrin tasarım ve sanat sahnesinin değişimi üzerine konuştuk.

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Üniversitede endüstriyel tasarım okudum ve bir süreliğine tasarımcı olarak çalıştım. 2012 yılından beri Zurich University of the Arts’da eğitim veriyor ve bünyesinde bulunan Museum fur Gestaltung Zurich’te yardımcı direktör olarak çalışıyorum. 

Museum fur Gestaltung göz alıcı üç binada hizmet veriyor. Bize bu farklı yapılarla ilgili bilgi verebilir misiniz?

Ausstellungsstrasse’de yer alan ana müze binası çok özel bir tasarıma sahip; onlarca güzel manzaranın ortasında, etrafında dolanabildiğiniz ve sadece birkaç merdivenle içeri girdiğiniz, sokak seviyesinde yer alan bir Bauhaus tarzı bir bina. Toni-Areal’de koleksiyonların yer aldığı ikinci bina da en az ilki kadar özel. Çağdaş mimari alanında Zürih’te tanınmış EM2N Architects’in, bir süt fabrikasından dönüştürdükleri yapı, geniş terası, kafe ve mağazalarıyla kampüs konseptini küçük bir şehre sığdırmayı başaran nadir tasarımlardan. Üstelik ışığı içeri davet eden tasarımıyla bir müze için alışılmamış bir deneyim vadediyor. Pavillon Le Corbusier ise Zürih Gölü’nün hemen yanında yer alan mimari bir mücevher. 2019’dan bu yana Museum für Gestaltung Zürich tarafından kamuya ait bir müze olarak yönetiliyor. Çatısından Zürih Gölü’nün kıyısını görebildiğiniz, tasarım ve mimariyi bir araya getiren inanılmaz bir bina.

Müzede dört koleksiyon sergileniyor; tasarım, grafik sanatlar, dekoratif sanatlar ve poster. Bu obje ve eserler sadece tarihin belli dönemlerini mi kapsıyor yoksa büyüyen koleksiyonlardan mı bahsediyoruz?

Üniversite müzelerinin arkasında “öğrencilere ilham olacak iyi örnekleri bir araya getirme” fikri yatıyor. Tam olarak bu sebepten büyüyen koleksiyonlarımız var. Biz de hala her gün tasarım dünyasını takip etmeye, daha iyi anlamaya çalışıyoruz. En önemli tasarımları bir araya getirerek gelecek nesle aktarmak gerçekten zor bir görev. Her koleksiyon farklı bir strateji ve öncelik gerektiriyor. Her ne kadar odağımız İsviçre tasarımı olsa da sürekli büyüyen poster koleksiyonunun fazlasıyla uluslararası olduğunu söyleyebilirim.

Poster koleksiyonunuz oldukça ilgi çekici ve anladığım kadarıyla dünyanın en büyük koleksiyonlarından biri... 

Swiss Design koleksiyonun başlangıç noktası. 1950’li yıllarda geliştirilen tipografi stili ve grafik tasarımı; Max Bill, Josef Müller-Brockmann gibi isimler koleksiyona ilham verenlerden. Şuan baktığımızda dünyanın pek çok noktasından postere sahibiz. Kısa bir araştırmayla İstanbul’dan posterler bulacağımıza eminim.

Pek çoğumuz Swiss Design akımına aşinayız. Kökleriyle karşılaştırıldığı zaman bu akımın bugün hala onurlandırıldığını düşünüyor musun? Prensipleri çağdaş sanat içerisinde hala etkisini gösteriyor mu? 

Bugün hala etkilerini görmek mümkün ama grafik tasarımı artık daha çok çeşitlilik barındırıyor. Günümüzde prensiplerden bahsetmek güçleşiyor ve çeşitliliği arttıranda aslında bu durumun ta kendisi. Tasarım tarihindeki yerimizden gurur duyuyoruz ve bu ruhu korumak istiyoruz. Üstelik Swiss Design prensipleri ve ruhunu görebilmek için çok uzağa gitmeye gerek yok. Tasarım kültürünü besleyen bir akımdan bahsediyoruz. Havaalanı, reklamlar, kamusal alanlar… İsviçre’ye ayak bastığınız andan itibaren tasarıma verilen emek ve ilgiyi fark edeceğinize eminim.

Zürih’i Dadaizm’in doğduğu yer olarak biliyoruz ama şehir uzun bir süredir tasarımın, dansın, tiyatronun ve performans sanatının da duraklarından biri. Her noktasından sanat fışkıran şehir ilhamını nereden alıyor?

Tam olarak saptamak zor ama İsviçre’nin zengin ve istikrarlı duruşuna bağlamak iyi bir çıkış noktası olabilir. Yaratmak ve tasarlamak için zamana ihtiyaç var; o zamanı bize veren şeylerden ilki onlarca yıldır sabit düzende ilerleyen politik sistemin kendisi. Sağlıklı ve dengeli bir çevrenin besleyiciliği yadsınamaz bir gerçek.

Zürih dışarıdan bakıldığında kurallı ve geleneksel bir şehir olarak algılanabiliyor. Sizin şehrin atmosferi hakkındaki düşünceleriniz neler?

Turist rehberine bakarsanız hep aynı şeyleri görürsünüz: Old Town, Lake Zürich. Bana kalırsa bunların her biri şehrin cephesini oluşturan ama aslında yaşamayan elementlerinden ibaret. Bu noktadan bakıldığında kurallı ve geleneksel bir şehir olarak düşünülmesi çok normal ama şehrin dinamik bölgeleri de var. Zürih’in batısı bu anlamda daha genç, daha kuralsız. Şehrin kurallı ve geleneksel tarafı aslında madalyonun sadece tek bir yüzünü oluşturuyor. Her şeye rağmen eski ve yeniyi harmanlayan bir şehirde yaşamak kesinlikle ilham verici.

Röportajın devamı bone Aralık sayısında.
Sipariş vermek için https://bonemagazine.com/tr/shop/magazine/2019-zurih

BY DERİN ÖVGÜ ÖĞÜN