Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Pazartesi 01 Haz | Sam Bompas

Yemekle Keşfetmek

Pazartesi 01 Haz | BY DERYA GÜRSEL

SHORT PROFILE

Name:Sam Bompas

Evde olduğumuz sürede yemekle olan ilişkimiz fazlasıyla değişti; kaliteli vakit geçirmenin ve sağlıklı beslenmenin yollarını aradığımız bu dönemde yemeğe farklı yaklaşan Bompas & Parr ekibiyle Bone Magazine 2018 Kasım sayısında yaptığımız röportaja tekrar göz atıyoruz.

Bompas & Parr nasıl ve hangi fikirle kuruldu? 

Artizan jöle şirketi olarak başladık, ilk etkinliğimiz için 2 bin bilet sattığımızı öğrenince, misafirlerin bizden sadece bir jöle koleksiyonundan daha fazlasını beklediğini fark ettik. Onları ses ve ışıkla nasıl “canlandırabileceğimiz” üzerine kafa yormaya başladık, parlayan jöleler ya da sallanan jöle sesi gibi. Bunu gerçekleştirdikten sonra iş sadece bir sunum olmaktan çıkıp duyuları harekete geçiren deneysel bir etkinliğe dönüştü. Sonunda yemekle eğlendirme fikri kazara ortaya çıkmış oldu. 

Çalışmalarınızda tasarım ve pişirmek arasına biraz fizik ve kimya karışıyor. Formüllerinizi nasıl hazırlanıyorsunuz?

Her işte genel olanın altına ekstradan bir hikaye katmanı ekleniyor. Bu ürün ya da marka hakkında bir ekleme olabilir ya da biraz daha fizik ve kimya gerektiren bir iş olabilir. Bu ekstra eklentiler işimize güvenilirlik ve orijinallik sağlıyor, eğlenceli bir fikrin aslında sandığımızdan daha faza maddeye ihtiyacın olduğunu gösteriyor. Zaten ne zaman bir kimyagere ihtiyacımız olsa stüdyomuzda beraber çalışıyoruz.

İşiniz hakkında sizi en çok heyecanlandıran şey nedir? 

Herkes kendini birer yemek eksperi sanıyor. Yaptığımız işin heyecanlı tarafı insanları bildiklerini sandıkları bir şeyin üzerine yeni bir yorum ekleyerek cesaretlendirmek ve takdirlerini kazanmak. 

Teknolojiyle hepimiz işin en hızlı ve kolay yolunu seçmeye alıştık. Siz ise insanların hayal kurmalarını, oynamalarını ve keşfetmelerini sağlıyorsunuz. Sizce insanlar neden hayal kurmayı bıraktı? 

İnsanlar cep telefonlarına yapışık yaşıyorlar. Etkinliklerimiz insanlara cep telefonlarına bir kenara koyma mazereti ve gerçek bir deneyim edinmelerini sağlıyor. Demek ki insanlar buna fazlasıyla ihtiyaç duyuyor. Aslında bir yandan dijital hakimiyetten kaçmak diğer yandan sosyal medyaya içerik çıkarmak için... Halbuki teknoloji bize her zaman hayal gücümüzü yeni yollarla ifade etmemizi sağlıyor, bu daha önceden imkansız olan bir şeydi. O yüzden hepsi için kötü denilemez!

Türkiye’de yemekle oynamak kötü bir şeydir, siz ise tam tersini yapıyorsunuz! Çalışırken oyun oynayan çocuklar gibi hissediyor musunuz?

Yemekle ve tatla çalışabilmek büyük ayrıcalık fakat işimizi her zaman ciddiye alıyoruz, sonucu ne kadar eğlenceli olsa da. 

Hangisini seçersiniz: tasarımcı, mimar, sihirbaz, şef ya da bilim adamı?

Bazı günler bunların hepsiymiş gibi hissediyoruz. Eskiden kendimizi açıklamakta zorlanırdık şimdi ise “deneyim tasarımcılar”ı üzerine karar kıldık.

Bir tasarımcı ya da şef olarak kimi örnek alıyorsunuz? 

En sevdiğimiz şeflerden ve kahramanlardan biri Parisli şef Alexis Soyer. Kendine İngiltere’de isim yapmış birisi ve bizim kullandığımız fırınlardan birini de yarattı. Bugün yarattığımız deneysel aktivitelerin Viktorya dönemindeki ustasıdır bizim için. 

Aynı anda hem iyi bir yapıya hem de iyi bir tada sahip olmak zor olmalıdır. Lezzetli tasarımlarınızı nasıl yapıyorsunuz? 

Jöle ya da başka tip yemekler üzerine yeni konseptler yaratan özel bir geliştirme şefimiz var. Bu yüzden aralıksız bir şekilde yeni tarifelerle oynayabiliyor ve deneyebiliyoruz.  

O kadar yemekle çalıştıktan sonra kendinizi tok hissediyor musunuz? Jöleye daha fazla bakamadığınız bir an oldu mu? 

Jöleyle hala uğraşıyoruz. Bize durmadan fotoğraf çekimleri ve moda etkinlikleri için jöle siparişi geliyor ve yiyebilmek istiyorlar. Hala jöleye büyük bir istek var, asla eskimiyor. 

Eğer zaman yolculuğuna çıkabilseydiniz ve bir ziyafete katılabilseydiniz hangi döneme ve nereye gitmek isterdiniz?

1851’de gerçeklemiş olan “The Great Exhibition” zamanında yaşıyor olmak isterdim. İnsanlığın en önemli, kültürel, teknolojik ve bilimsel keşifleri sunulduğu zaman. Bunu tekrardan yaşamak ve 21.yüzyılda neler yaptığımıza bakmak isterdim. 

Başka bir “Museum of Food” olacak mı? Neden yemeği müzede sunmak istediniz? 

İngiltere’deki ilk British Museum of Food’u açtığımız zaman başka hiçbir müze yemeği olduğu gibi kutlamıyordu. Londra’da sabit bir kültürel merkez açmakta azimliyiz. Herkesin yemekle bir bağı vardır, bu illaki gastronomi seviyesinde olmak zorunda değil, sosyal, ekonomik hatta politik olarak hayatımızda büyük bir yere sahip. Herkesin etkileşime geçebileceği ve geleneksel bir müzeden beklenen sabit koleksiyon anlayışına karşı yepyeni şeyler üretebiliriz.

BY DERYA GÜRSEL