Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Pazartesi 13 Tem | Selman Hoşgör

Zamana, Mekana ve Karakterlere Dair

Pazartesi 13 Tem | BY DERYA GÜRSEL

SHORT PROFILE

Name:Selman Hoşgör

Onun işleri bu ülkenin sınırlarını çoktan aştı; Paris'te, New York'ta panolarda yerini aldı; büyük markalar onun renkleriyle kitleleri etkisi altına aldı... Son dönemin en başarılı sanatçılarından Selman Hoşgör ile kolaj çalışmalarının ardında yatan motivasyonu, sayıları hızla artan marka iş birliklerini ve bunlar arasından son dönemde imza attığı Pirelli faaliyet raporu ilüstrasyonlarını konuştuk.

Tasarımla ilişkin nasıl başladı?

Aslında görece geç olabilecek bir zamanda başladı diyebilirim. Üniversite hayatıma kadar aktif olarak spor gündemimdeydi. Sonrasında ilgimi farkedip üzerine ağırlık vermeye başladım. Üniversitede grafik tasarım bölümüne girmemle artık tasarım hayatımın vazgeçilmez bir parçası oldu.

Kolaj her zaman ilgi odağın mıydı?

Üniversitedeyken illüstrasyon dersinde kolaj disiplinini işlediğimiz gün net bir şekilde bu alan üzerine yoğunlaşmak istediğime karar vermiştim. O günden bugüne üretmeye devam ediyorum. 

Eğitiminin bir bölümünü Central Saint Martins’de tamamladın. Önemli bir ekol; sana nasıl bir bakış açısı kazandırdığını düşünüyorsun?

Central Saint Martins tasarım alanında gerçekten imza bir eğitim grubu. Sizinle birlikte farklı disiplinlerden ama aynı amaçla orada olan insanları ortaya çıkan işler gördükçe gerçekten kamçılanıyorsunuz. Bence bana en büyük katkısı en önemli sanat şehirlerinden biri olan Londra’yı bambaşka bir gözle deneyimlemek oldu. Hepsi iç içeydi. Bu yüzden eşsiz bir deneyimdi.

Eğitim sürecinde “elle üretmenin” yeniden farkına vardığını belirtmişsin.. Sence gitgide dijitalleşen dünyada elde üretilenin yeri nerede?

Bu gerçekten zor bir soru. Hayatımızın her alanında öyle yoğun bir dijitalleşme içindeyiz ki. Ve fakat tarzını ortaya koyabilen, kendi konuşan elde üretilen eserlerin hep olacağına inanıyorum. Tıpkı dijitalde kitap okumanın asla fiziki olanla aynı olmayacağını veya analog fotoğrafın eşsizliğini bilmek gibi.

Yurtdışında okumuş ve global arenada üretim veren bir tasarımcı olarak Türkiye’deki tasarım eğitiminin geldiği noktayı nasıl görüyorsun?

Tasarım eğitiminde öne çıkan belli başlı okullar var. Benimle iletişime geçen öğrenciler sayesinde ilgili olduklarını da anlayabiliyorum ama açıkçası okulları yakından takip etmiyorum. Fakat burada eğitim kadar önemli olan konu sanatın hayatın bir unsuru olması bence. Türkiye olarak ben bu konuda hala gidilmesi gereken yol olduğunu düşünüyorum.

Tüm bu karakterler, renkler... Bize biraz kendi dünyandan bahseder misin? Selman günlük hayatında neler yapar? 

Plan yapmadan yaşamayı ve özgür olmayı seviyorum. Şehrin her yeri görüp öğrenecek şeylerle dolu dolayısıyla her daim yeni olanı keşfetmeyi, gözümü ve zihnimi besleyen şeylerin etrafında olmaya çalışıyorum. Sanat galerilerini ve güncel sergileri yakından takip ediyorum. Projelerimi üretirken genelde müzik ve sinemadan ilham alıyorum. Bu alanlarda da oldukça aktifim diyebilirim. Uzun yürüyüşler ise günlük hayatımın olmazsa olmazı.

Bu karakterleri düşününce çok iyi bir gözlemci olduğunu düşünüyorum... Covid-19 salgını nedeni ile evde geçirdiğimiz bu dönemin seni nasıl etkilediğini ve üretimlerine nasıl yansıdığını da konuşmak, nelere farklı bakmaya başladığını duymak isterim... 

Tüm insanlığı olduğu gibi bu dönem beni de hayli etkiledi. Özellikle sevdilerimden uzak kalmak ekstra zorlayıcı oldu fakat öte yandan benim için pek çok işbirliği yaptığım fazlasıyla üretken hissettiğim bir dönemim oldu. Hepimiz için zorlu olan bu süreçte işime daha da sarılıp daha pozitif çalışmalar ortaya çıkarmaya çalıştım. Daha iyi şeyler görmeye ihtiyacımız vardı ve bunu kendi çalışmalarıma yansıtmak önceliğim oldu.

Kreatif sektörlerde çalışanların işsizlik oranlarının pandemi sonrası hızla arttığı bir döneme girdik. Salgının sektörün geleceğini nasıl etkileyebileceğini düşünüyorsun? 

Pandemi tüm dünya için öyle beklenmedik ve hazırlıksız oldu ki haliyle ilk olarak temel ihtiyaclara yöneldik. Kreatif sektörler bu nedenle darbe aldı. Maddi sıkıntıları olduğu gibi insana biraz değersiz hissettirebilecek bir şey ne yazık ki. Ben olumlu bakmaya ve düzeleceğine inanmaya çalışıyorum. Ama henüz bir ilerleme kaydedilemediği için sanırım bu iyileşme süresi de biraz uzayacak.

Bir marka için ya da kafandaki bir proje için... Çalışmaya nasıl başlarsın?  

Öncelikle zihnimde bana verilen brief doğrultunda kolajın nasıl olabileceğini ve bununla ilgili adımları belirlerim. Pratikte ise projede kullanacağım görselleri ve renk paletini seçerek  yoğun bir şekilde çalışmaya başlarım.

İşlerinde pek çok zaman dilimi, teknik ve belki de farklı bir dil bir arada gözlemlenebiliyor... Bu bilinçli bir dışa vurum mu? 

Bunun sizlere de bu kadar net geçmesine çok sevindim. Bu kesinlikle bilinçli bir dışa vurum. Neredeyse hepimiz anda kalma öğretisi üzerine düşünüyoruz ama sebepler ve bağlantılar pek çok başka değişkenlede ilintili. Bu nedenle bu bağlantıları verebilmeyi, hafıza tazelemeyi ve şaşırtmayı seviyorum.

Senin için bir kolajın olmazsa olmaz bir öğesi var mı ya da tamamlayıcı bir unsuru?

Benim için olmazsa olmaz öğe kompozisyonda kullanacağım görsellerdir.  Bu yüzden brief doğrultusunda en iyi ve uygun görseli seçmeye özen gösteriyorum.

Bvlgari’den Longines’e pek çok uluslararası marka ile iş birliği yaptın. Bu kadar köklü markalarla çalışmış olmana rağmen çalışmalarında özgün kimliğini iş birliğine güçlü bir şekilde yansıtmayı başarıyorsun; bunun sırrı nedir? 

Burada şöyle düşünüyorum; eğer tarzınız yeterince dikkat çekici ve farklı ise marka işbirliği için gelen markalar da zaten sizinle bu ayrışan tarzınız için çalışmak istiyorlar. Buradaki denge unsuru ise marka istekleri ile kendi tarzınızı bir potada eritebilmek. Eğer kendi tarzımı değiştirmek durumunda kalsaydım sanırım iş birlikleri olmazdı çünkü o zaman o işleri yapan insan ben olmamış olurdum. 

Bu çalışmalardan seni çok zorlayan ya da hafızana kazınan bir iş oldu mu?

Longines ile işbirliği yaptığım dönemde çok zor bir süreçten geçiyordum. Bu sürecin içerisinde bu kadar büyük bir marka ile çalışmaya başlamak ve bu sorumluğu almak gerçekten zorlamıştı. Fakat sonrasında posterlerini yaptığım Paris, New York, Hong Kong ve Lozan şehirlerinden aldığım inanılmaz geri dönüşler ile bu işi ve süreci üzüntüsüyle, endişesiyle ve mutluluğu ile hafızama kazıdı diyebilirim.

Son dönemde Pirelli’nin faaliyet raporunun illüstrasyonlarını yaptın. Yapay Zeka, Değişiklikler, Geleceğin Şehri, Bağlantı, Esneklik, Akıllı mobilite, Sürdürülebilirlik ve Hız gibi kavramlar üzerinden şekillenen projeyi biraz anlatabilir misin?

Pirelli ile yaptığımız çalışma benim için kesinlikle sıradışı bir projeydi. Bir şirketin en önemli değerlendirme yönteminden biri olan faaliyet raporunda sanat çalışmaları ile yer alabilmek ve hatta bunun bir bir gelenek olması kesinlikle ilham verici. Pirelli ile bizi bir araya getiren şeyin dinamizm olduğunu düşünüyorum. İşin içine girdiğimde gördüm ki Pirelli liderliğin verdiği rehavete kapılmadan her daim işi bir adım öteye taşımaya çalışıyor. Nitekim faaliyet raporu gibi özünde sıkıcı bir çalışmayı da bu şekilde bir sanat platformuna çeviriyorlar. 

Brief aşamasında konuların her birimizin gündeminden konular olması ve bu kadar büyük bir şirketin bu konulara böylesine titizlikle eğilmesi proje karşı motivasyonumu daha da arttırdı. Süreç boyunca benim de çok araştırıp öğrenmeme neden olması da bana bir diğer artısı oldu. Ayrıca dünya devi bir şirketin tüm insanlığı ilgilendiren konulara eğilmesi beni mutlu etti. Yapay zeka, sürdürülebilirlik, hız gibi herkesi ilgilendiren konular için 8 tasarımlık bir seri ortaya çıktı. 

Öte yandan 10 yıldır gelenek olmuş bir çalışmadaki ilk Türk sanatçı olmam da benim için bir gurur kaynağı oldu. Bu proje benim sanatımı geniş kitlelere de eriştirmek için çok önemli bir fırsat oldu. 

Peki markaların son dönemde artan tasarımcı iş birliklerini nasıl değerlendiriyorsun? Beğendiğin senin için öne çıkan bir iş var mı?

Beni en çok umutlandıran şeylerden biri çünkü hem markalar hem tasarımcılar bu şekilde beraber büyüyorlar. Ayrıca farklı disiplinlerin bir araya gelmesi ise çok başka bakış açıları katıp, zenginleştiriyor. Umarım katlanarak artar ve benim gündemimde de daha çok  yer alır. En beğendiğim iş birliği ise Refik Anadol ve stüdyosunun ’un Walt Disney Concert Hall için yapmış olduğu ‘Peri’ adli iş diyebilirim.

İz bırakmanın senin için kamçılayıcı bir motto olduğunu okumuştum.. Sence bugün, iz bırakacak bir tasarımın anahtarı nedir?

Kreatif sektörden bağımsız olarak aslında bazen açık şekilde söylemesek bile iz bırakmanın hepimiz için kamçılayıcı olduğunu düşünüyorum ve evet bu benim için de çok geçerli. İz bırakmanın anahtarı ise benim için kesinlikle özgünlük.

Bu anlamda/hedef doğrultusunda sosyal medyanın günümüz tasarımcı ve sanatçılarına pozitif yönde bir etkisi olduğu fikrine katılır mısın? Yoksa sanatsal üretimin de yine hızlı tüketilen herhangi bir imgeye dönüştürüldüğü eleştirisini mi daha güçlü buluyorsun?

Yaptığınız işe, kitlenize ve aslında sizin temelde ne amaçla kullandığınıza göre değişebilir görüşündeyim. Örneğin benimle iletişime geçen markaların büyük bir çoğunluğu ‘Behance' sayfamı gördüğünü ve işbirliği yapmak istediğini söylüyor. Daha öncesinde konuştuğumuz dijitalleşme rüzgarları içerisinde herhangi bir disiplinden bir tasarımcının en yaygın iletişim mecralarında bir bağlantısı olmaması geniş kitlelere ulaşma anlamında eksik kalabilir diye düşünüyorum. Fakat bu aynı zamanda tasarım ile ilgili olduğu kadar tasarımcı karakteri/tercihleri ile de ilgili. Ben sosyal medya hesaplarını çok aktif bir şekilde kullanıyorum ve kullanıcısı olmaktan memnunum. 

BY DERYA GÜRSEL