Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Cuma 22 Kas | Wim Vandekeybus

"Hayal Gücü, Fikir, Koreografi"

Cuma 22 Kas | BY YİĞİT TUNA

SHORT PROFILE

Name:Wim Vandekeybus

Wim Vandekeybus, 23. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında sergilenecek TrapTown'ı ve bir fikri performansa dönüştürdüğü yaratıcım sürecini anlatıyor.

Bir fikri performansa dönüştürürken nasıl bir yol izliyorsunuz?

Fikir yeterince açık olduğunda hangi forma/araca ihtiyacı olduğunu açıkça belli eder.  Ben daha çok içsel dünyamdan yola çıkarak, formu bir ifade aracı ve bir iletişim yöntemi olarak kullanıyorum. Dans, tiyatro, film ve müzik, bu sanat dallarının hepsi biçimselleştirilse de aslında her biri iletişim aracıdır. 

TrapTown, 23. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında, İstanbul’da üç gece sahne alacak. Traptown’da, yeni bir mitoloji yaratmak için dans, film, yazı ve müziği kullanıyorsunuz. Yaratım sürecinden bahsedebilir misiniz?

Her şey, baskı ve zulmü anlatmak istediğim evrensel bir hikayeyle başladı. Daha çok da insanlığın genel durumu olan, birbirinden üstte veya altta olma hissi. Bunun için, mitolojilerin hikaye anlatımındaki yeri evrensel olarak fark edilen ahlaki değerlerle birlikte güçlü bir durumda. Ben ilhamımı var olan mitolojilerden alırken yeni icat edilmiş bir şey çıkarmayı, sadece eski olanları yapmaya tercih ediyorum. Tabii ki Antigone gibi ilham kaynakları var; fakat hikaye sahnede olanları aktarmak için kullandığımız sahne tasarımına, fanteziye, dansa, filme ve müziğe adapte ediliyor. TrapTown şöyle geldi: Sekiz kişi bütün bir topluluğu nasıl temsil edebilir? Bazı öncü figürler ve binlerce ekstrayla birlikte ekrandaki karakterler, bir şehrin insanları, bir labirentin içinde kapana kısılmış. Belediye Başkanı (Jerry Killick) filmde güvende kalırken, isyankar oğlunun (Tanja Marin Friðjónsdóttir adlı bir kız tarafından oynanıyor) davranışlarını övüyor. 

Dansla ilgili en eski anınız nedir? 

Sanırım anaokulundayken, bizimle dans edebilmek için eteğini kaldıran öğretmenin yanında şarkı söyleyip hareket etmemiz. Ben çiftlikte atlar ve köpeklerle oynayan, daha vahşi sayılabilecek bir çocuktum. Belki dansım bu zamanlardaki anılarımla da ilişkilidir. 

İşleriniz sanatın çeşitli alanlarını kapsıyor. Sizce işlerinizde çok önemli, mutlaka olması gereken bir bileşen var mı yoksa çeşitliliğe mi inanıyorsunuz? 

Belki fiziksellik. Ben entelektüel bir yaratıcı değilim, daha çok sezgisel bir yaratıcıyım. 

Pratiğinizi değerlendirecek olursanız, artistik olarak sizi en çok büyüleyen şey ne oldu?

Bir şeye inanan olarak, isyankar olarak, varlığında çaresizce bir mantık arayan trajik bir varlık olarak insanla kurulan bağ. Güçsüzlüğün güzelliği ve evet, güvenli yolları terk etmenin riski. 

İnsan dans ederken kendiyle ilgili bir şeyler öğreniyor mu?

Bence evet. Aynı zamanda kendi gücünüzü tekrar aktive etmeye de yarıyor. Bu, bir takım işi. Birlikte çalıştığım insanlardan öğrenmek hoşuma gidiyor. 

Projelerinizin çoğu prova aşamasında şekilleniyor; müzik, koreografi vb. Bu durum dansçıları nasıl etkiliyor? 

Başlangıçta hiçbir doğrunun olmadığı, her şeyin mümkün olduğunu düşündürüyor. Dolayısıyla denemeye, oluşturmaya ve birleştirmeye devam ediyorsunuz. Bunun için zamana ihtiyacınız var çünkü orijinallik önceden paketlenmiş bir halde gelmiyor. 

Kaybolduğunuzu düşündüğünüzde devam etmenizi sağlayan en büyük motivasyonunuz nedir? 

Büyük ihtimalle güçlü bir fikir, bir hedef. Kendini kayıp hissetmek, emin olmaktan daha büyük bir reaksiyon ve hareket yaratıyor.

Gelecekte nasıl hatırlanmak istediğiniz hakkında hiç düşündünüz mü?

Şu an bununla çok uğraşmıyorum. İşlerin çoğu geçici ve daha sonra canlı olarak tecrübe edilmesi mümkün değil. Yani daha kısa ömürlü hatıralar olacak. 

Bir keresinde bir senarist bana, senaryosunu bitirmeye altı günü varken, bunun beş gününü duvara bakıp senaryoyu gözünde canlandırdığını, son gün ise yazdığını söylemişti. Bir işe başlarken mutlaka uyguladığınız ritüelleriniz var mı?

Bugünlerde yaratım sürecinde neredeyse hiçbir şey yazmıyorum. Bütün fikirler birbiriyle bağlantılı; bu yüzden nerede başlarsam başlayayım, bütün oyuna varmış oluyorum. Klasik formda oluşmuş bir metin veya oyunu analiz etmektense daha çok yaratıcılıkla ilgileniyorum. 

Yıllar geçtikçe performans sergilemeniz gerektiğine dair baskı altında hissettiniz mi? 

Tabii ki, beste yapmak ve bir performansa dönüştürmek hala büyük bir baskı yaratıyor. Eğer bu bir alışkanlığa dönüşseydi, yapmayı bırakırdım. Biz ayakkabı satmıyoruz!

Sırada ne var?

Beş hafta içinde prömiyeri olacak TRACES’ın yaratımının içindeyiz.

 

BY YİĞİT TUNA