Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Çarşamba 30 Eki | Bauhaus'un İzinde
TRAVEL

Bauhaus'un İzinde

Modern mimariye yön veren Bauhaus akımının 100. yaşında, simge eserlerinin peşinde hızlı bir dünya turuna çıkıyoruz.

11 Nisan 1933 günü, Alman mimar Ludwig Mies van der Rohe, Berlin yakınlardaki bir istasyonda treninden inip ofisine gittiğinde, çalıştığı yerin etrafının polislerle çevrildiğini fark etti. Çalıştığı yer, Bauhaus olarak anılan bir sanat ve tasarım okuluydu, Mies ise okulun o yıllardaki direktörü. Nazilerin Bauhaus’u kendilerine bir tehdit olarak görmesi, Mies’in okulun üçüncü ve son direktörü olmasına sebep oldu.

Günümüzden tam 100 yıl önce, 1919’da Weimar’da Alman mimar Walter Gropius, Türkçe çevirisiyle “yapım evi” anlamına gelen sanat ve tasarım okulu Bauhaus’u kurdu. Kuruluş amacı, öğrencilerine sanatın tüm dallarını kapsayan bir eğitim vermek olan okul, yukarıda bahsi geçen politik atmosferin kurbanı olmasına ve kuruluşundan 14 yıl sonra kapanmasına rağmen, eğitim verdiği yıllar içinde dünya çapında modern tasarımın sembolü haline dönüşmüştü bile. Bugün, okulun kısa sürede yetiştirdiği sanatçılarla tasarımcıların ürettikleri eserler Bauhaus akımının ürünleri olarak anılıyor, yaşıyor ve bugün her birine hala imrenerek bakıyoruz. 

20. yüzyılın en önemli modern sanat okulu sayılan, sanatın tüm alt dallarını teknolojiyle harmanlayan eğitim sistemiyle Bauhaus, Avrupa başta olmak üzere ABD ve dünyanın birçok coğrafyasında mimari anlayışı şekillendirdi. 100. senesinin kutlandığı bugüne gelene dek birçok sanatçı Bauhaus akımından esinlenerek eserler verdi. Biz de bu eserlerden bazılarını keşfe çıktık. 

Fagus Factory

Alfeld, Almanya

Bauhaus okulu henüz bir fikirden ibaretken, Gropius ve çalışma arkadaşı Adolf Meyer 1911’de Almanya, Alfeld’deki Fagus Factory’yi tasarladılar. Fabrika, Gropius’un bu çaptaki ilk projesi olması, tasarımı ve kullanılan tekniklerle de modern mimari için bir dönüm noktası. Bir ayakkabı kalıbı fabrikası olan Fagus, kendisinden sekiz yıl sonra kurulacak okuldaki tasarım anlayışının da işaretçilerinden kabul ediliyor. Tabiatı gereği zanaatkarlar için bir çalışma alanı olmasından dolayı, Bauhaus’un sanat ile zanaatı buluşturma anlayışını içeren fabrika, işçilerin maksimum seviyede güneş ışığı ve temiz hava alabilmelerini gözeterek tasarlandı.

İçinde üretim, depolama ve ofisler için birçok bina bulunan bir kompleks halinde tasarlanan Fagus, Gropius’un estetik bir dış tasarım düşüncesinin de örneklerini sunuyor; geniş pencereleri, tuğla duvarları ve özellikle cephe tasarımlarıyla dönemin tüm eserlerinden ayrılıyor.

White City

Tel Aviv, İsrail 

1930’ların başından 1950’lere kadar, Avrupa’dan İsrail’e gelen Arieh Sharon, Shmuel Mistechkin, Shlomo Bernstein gibi mimarların ellerinden çıkan eserlerle oluşturulan Tel Aviv’deki White City (Beyaz Şehir), içerdiği yaklaşık 4000 yapıyla bugün dünyanın en fazla Bauhaus yapısına sahip bölgesi. Sir Patrick Geddes’in çevre planlama ilkelerine sadık kalınarak inşa edilen şehir, adına sadık şekilde çoğunluğu beyaz olan açık renklerdeki binaları, dikkat çeken asimetrisi, uzun pencereleri ve kıvrımlı balkonlarıyla modern hareketin en önemli sembollerinden biri.

2003 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi’ne dahil edilen şehri keşfetmek için en çok tercih edilen yöntemler, yürümek ya da bisiklete binmek. Tel Aviv şehrinin kalabalığı ve park problemleri yüzünden White City’de otomobil kullanmak pek elverişli değil. Bauhaus mimarisini en iyi gözlemleyebileceğiniz yer, şehrin de kalbi sayılan Lev Ha’ir. Rothschild Bulvarı boyunca yolun iki tarafında, ağaçlar ve restoranların arasından, hem el değmemiş hem de restore edilmiş Bauhaus yapıları arasındaki kontrast farkını inceleyebilirsiniz. Bulvarın bitimindeki Habima Meydanı ve Charles Bronfman Oditoryumu da mutlaka uğramanız gereken duraklar.

Isokon

Londra, İngiltere

Britanya’da inşa edilen ilk modern mimari örneklerinden biri olan Isokon, The Lawn Road Flats adıyla “Nasıl yaşamak istiyoruz?” sorusuna cevap olması için, 1934 yılında mimar Wells Coates’un tasarımıyla inşa edildi. 1930’lar ve 1940’larda konut olarak hizmet veren Isokon, aralarında Bauhaus’un kurucusu Walter Gropius, ressam Paul Nash ve yazar Agatha Christie’nin de bulunduğu birçok sanatçıya ev sahipliği yaptı.

Hampstead bölgesinde yer alan bu beton apartman blokları bugün müze olarak kapılarını misafirlerine açıyor ve Isokon Gallery’de binanın tarihi hakkında sergiler düzenliyor, sanatçı ve tasarımcıların eserlerine yer veriliyor.

Daha fazlası Bone Ekim sayısında.

Sipariş vermek için https://bonemagazine.com/tr/shop/magazine