Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Cuma 11 Eki | İstanbul'da Nostaljik Bir Gün
TRAVEL

İstanbul'da Nostaljik Bir Gün

Bu sonbaharda, 16. İstanbul Bienali vesilesiyle şehirde bir gezintiye çıkıyoruz.

İstanbul’da sonbahar her zaman heyecan vericidir. Boğazdan esen rüzgar yavaş yavaş insanın içini ürpertir. Ağaçlık bir yolda yürürken sararan yapraklar başımızdan aşağı düşmeye başlamıştır artık. Bütün bu romantizm bir yana, şehir sanılanın aksine uyanmıştır; her zamankinden daha dinamik ve hareketlidir. Ajandalar açılışlarla, sergilerle, filmlerle, oyunlarla, performanslarla dolmuştur. Bu sonbaharda, ajandamızı ve şehri ele geçiren, zihnimizi kuşatan 16. İstanbul Bienali, sergi mekanlarıyla şehirle buluşmak, temasıyla da dünyanın en elzem konularından biri üzerine düşünmek ve fikirlerimizi dönüştürmek için bir fırsat sunuyor.

16. İstanbul Bienali’nin teması kültürel ve fiziksel atıkları temsil eden “Yedinci Kıta”. Günümüzün en acil konularından birine değinen bienal, sergi mekanlarıyla bienalin fiziksel olarak İstanbul’un geniş bir bölgesine dağılmasını sağlıyor. Böylece bizi bu uzun yolculukta konu özelinde düşünmeye davet ediyor.

Bir sonbahar şehirde geçirmek ve bienaldeki işleri keşfetmek üzere yola çıkıyoruz. İstanbul’un en şahsına münhasır semtlerinden Cihangir’de güne başlıyoruz. Kılıçali Paşa’nın eski sakinlerinden Journey, hem sıcak ve mütevazi ortamı, hem de kahvaltı menüsüyle yıllardır Cihangir’in buluşma mekanlarından biri. Güne erkenden bir kahveyle başlamak isteyenler, laptop’ını alıp çalışmaya gelenler, uzun uzun kahvaltı keyfi yapanlar; ve bütün mahalleli, sabah Journey’de bir araya geliyor. Kahvaltı menüsü oldukça geniş; karabuğdaylı pancake’ten, klasik Türk kahvaltısına, kendi yaptıkları ekmek üzerine avokado ve omlet çeşitlerinden birini tercih edebilirsiniz. Bienal maratonuna başlamadan kütüphanesindeki kitapları karıştırmalı.

Kahvaltı sonrası Firuzağa Camii’ne doğru yürüyoruz; İstanbul’un en iddialı kahvecilerinden Kronotrop’a doğru. “Hakikat kahvededir” sloganına yakışır bir kahve alarak yürüyüşümüze başlıyoruz.

İlk durak bienal sergi mekanlarından Pera Müzesi. Sahaflar ve antikacılarla dolu sokaklarda nostaljik bir yürüyüşün ardından Pera Müzesi’nde 13 sanatçının geçmişi yeniden keşfe çıkan eserlerini inceleyebilirsiniz. Pera’da eserleri sergilenen sanatçılar, Anzo, Pia Arke, Charles Avery, Norman Daly, Ernst Haeckel, Evru/Zush, Sanam Khatibi, Melvin Moti, Glauco Rodrigues, Luigi Serafini, Paul Sietsema, Simon Starling ve Piotr Uklański.

Pera Müzesi

Pera Müzesi’nin ardından Boğazkesen Caddesi üzerinden ikinci durak MSGSÜ Resim ve Heykel Müzesi’ne doğru 15 dakikalık keyifli bir yürüyüş yapıyoruz. Bu sırada cadde üzerinde Homer Kitapevi ve Kontra Plak’a uğrayıp özgün kitap ve plak seçkilerine göz atmaksa her zaman iyi bir fikir.

MSGSÜ Resim ve Heykel Müzesi’nde “Yedinci Kıta”nın en anlatmak istediğini artık daha iyi özümsedikten sonra, Karaköy’den Eminönü’ne yürüyüşe başlıyoruz. Galata Köprüsü’nde biraz yürürken İstanbul’da kültürel ve fiziksel anlamda arkamızda bıraktıklarımızı düşünmemek elde değil; bir de her şeye rağmen güzelliğiyle oradan göz kırpan Galata Kulesi’ni ve tanıklık ettiklerini...

MSGSÜ Resim ve Heykel Müzesi

Öğle yemeği için bir klasik olan Pandeli’ye düşüyor yolumuz. Geçtiğimiz sene yenilenen; İstanbul mavisi fayanslarla döşeli Pandeli’de asırlık bir hikaye ve İstanbul manzaraları eşliğinde nostaljik bir öğle yemeği her zaman iyi bir fikir. Burada; şairlerin, yazarların, gazetecilerin ve dönemin entelektüellerinin müdavimi olduğu eski Pandeli’yi ve eski Hamal Lokantası’nı düşünmeden edemiyor insan.

Pandeli

Pandeli’de yemeğin ardından Memet Güreli'nin el dokuması antik halılarla modern halıları bir araya getirdiği dükkanı Dhoku'ya uğruyoruz. Ardından başka bir nostaljik durak Ali Muhiddin Hacı Bekir'in dükkanına doğru gidiyoruz; 1777'den bugüne uzanan hikayesini anımsayıp şahane lokumlarından aldıktan sonra istikamet Eminönü İskelesi.

Dhoku

Adalar vapurunda deniz kokulu bir yolculuk bizi bekliyor. Şehrin ritminin yavaşladığı, her şeyin “masmavi” göründüğü dakikalar... Moda, Fenerbahçe, Bostancı, Adalar manzaralı bir yolculuğun ardından Büyükada'dayız. Burada çok fazla durak var: Anadolu Kulübü, Hacopulo Köşkü, Mizzi Köşkü, İskele Meydanı ve Taş Mektep. Her biri, ayrı birer yolculuk. Hem yapıların tarihi, hem de bienalin teması gereği Büyükada’da mekanlar arasında yürürken ve bu defa İstanbul çok uzaklardan gri bir toz bulutu gibi görünürken, umutla umutsuzluk arasında bir yerdeyiz.

Buralara kadar gelmişken adalar arasında kısa bir vapur sefası yapıp, Burgazada’ya varıyoruz. Önce biraz soluklanmak için adanın en iyi kahvecisine, Four Letter Word’e oturuyoruz. Kahveci, küçük bir meydanda konumlanıyor; geleni geçeni izlemek, kış gelmeden açık havada biraz vakit geçirmek ve biraz İstanbul’dan uzakta hissetmek için ideal bir adres. 

Kahve molasının ardından 3 Things on an Island'ın güzel seramiklerine ve takı koleksiyonuna göz gezdirdikten sonra sahilde gün batımını karşı ve gökyüzünün şahane renklerini altında yürüyoruz. Akşam yemeği için adresimiz Barba Yani. Denize nazır bir yemekle İstanbul’da bir günü sonlandırmak gibisi yok. 

BY Elif Bayram