Search

ART & DESIGN FASHION TRAVEL CITY GUIDE INTERVIEWS AGENDA
Nisan 22, 2020 | Boyalı Yüzlerin Vadisi
ART DESIGN

Boyalı Yüzlerin Vadisi

Birazdan dinleyeceğiniz hikayelerin kaynağı Etiyopya, Omo Vadisi; anlatıcısı ise Share Your Story projemiz için unutulmaz anılarını paylaşan Güliz Özbek Collini.

Üç yıldan uzun zamandır Cape Town’da oturuyorum, bu süre içinde Afrika kıtası içinde seyahat etmeyi planladığım yerler arasında beni en fazla heyecanlandıran ve belki biraz da tedirgin eden Etiyopya, Omo Vadisi'ydi. 

Sonunda 2020'nin Ocak ayında hayalim gerçekleşti, Güney Omo Vadisi’ne gittim. Merak ettiğim kabilelerin bir kısmını ve her birinin kendine has kültürünü gördüm. Hayatlarını anlamaya çalıştım, fotoğraflarını çektim. Bazen üzüldüm, onları mutlu gördüğüm bazı anlarda ise benim de içimi mutluluk kapladı.

Omo Vadisi'nde Altı Kabile

Güney Omo, burada yaşayan kabileler sayesinde sadece Etiyopya’nın değil Afrika’nın da en otantik ve heyecan verici bölgelerinden biri. Etiyopya’daki 80 kabileden 12’si bu çevrede yaşıyor; hepsi de birbirinden farklı yaşam koşullarına, inançlara, geleneklere ve fiziksel özelliklere sahip.

Addis Ababa’dan Jinka’ya uçtuktan sonra ilk durağımız, Mago Park içindeki MURSİ kabilesi oldu. Bu kabileyi, alt dudaklarına tabak yerleştiren kadınlarından ve kulak memelerine farklı büyüklüklerde küpeler yerleştiren insanlarıyla tanıyor olabilirsiniz.

Üzerlerindeki dövmeye benzeyen kabartmalara “scarification” deniliyor genelde güzellik için yapılıyor. Jilet ve benzeri kesicilerle deriyi kesip, altını kül ve benzeri maddelerle dolduruyorlar. 

Kabilelerde paralı fotoğraf çektirmek artık bir geçim kaynağı, o yüzden en başta yerel rehberden rayici öğrenip sonra dilediğiniz gibi fotoğraf çekiyorsunuz. Şu andaki rayiç, bir kamera/cep telefonu için 200 Birr (yaklaşık 35 TL). Rahatsız olabileceğini hissettiğim kabile üyelerine hiç yanaşmadım ya da fotoğrafını çektiysem de sildim. 

KARO kabilesi, Omo nehri kenarındaki yerleşimiyle bölgenin şanslılarından. Görünüşleri diğer kabilelerdeki insanlardan farklılık gösteriyor; guinea fowl kuşunun üzerindeki desenleri taklit eden puantiyeli yüz ve vücut boyamalarıyla dikkat çekiyorlar. Boyamalar erkek ve kadınların birbirlerine cazip gözükmesi için ya da özel kutlamalar için yapılıyor. Tabii bir de turist çekmek için...

Etiyopya’daki etnik gruplar arasında en az nüfusa sahip, sadece 1500 kişilik bir kabile Karo, turistleri en sıcak karşılayanlardan.

Etiyopya turizm bakanlığının uygulamasına göre, gideceğiniz her köy, kabile veya yerel mekana girmek için, kendi acenteniz dışında, yanınızda bir yerel rehberin de olması gerekiyor. Onlar sizi usulünce gezdiriyor, yönlendiriyor, kabiledekilerle doğru ilişki kurmanızı sağlıyor.

HAMAR kabilesi, güney Omo’nun en bilinen ve en kalabalık kabilelerinden. Omo nehri etrafında yaklaşık 70 bin civarında Hamar var. Görünüşleri diğer kabilelerden son derece farklı, bu ayrımı kolaylaştıran faktörlerin başında kabile kadınlarının saç ve kıyafetleri geliyor. Hamar kadınlarının saçlarına bayıldım! Sıkı örülmüş saçlarına “ochre” dedikleri yağ ve aşı boyası karışımından ortaya çıkan oksit rengi bir boya sürüyorlar. Hem çok hoş görünüyor, hem sürdükleri madde ile saçlarını koruyorlar. Hamar kadınlarını kollarındaki parlak bakır bilezikleri, zengin aksesuarları, inek derisinden yapılmış etekleri, özetle kendilerine özgü giyimleriyle her yerde tanımak mümkün.

Hamar köyleri oldukça bakımlı, evleri düzenli. Özellikle keçi ve inek olmak üzere pek çok hayvanları var, erkekler için bu hayvanlar gurur kaynağı. İnekler, keçiler, koyunlar gündüz köy dışına otlamaya gidiyor, gece evin etrafındaki çitle çevrili alanlarda yaşıyorlar. Buradakiler kadar çok çeşit ve renkte keçi hiç görmemiştim, bayıldım. 

Hamar kültürünün en önemli geleneği olan Bull Jumping töreni, genç erkeklerin oğlan olmaktan çıkıp evliliğe ve sorumluluğa hazır bir erkek olması için başarması gereken zorlu bir fiziksel sınav. Erkekler ancak bunu başarırlarsa evlenmeye hak kazanıyorlar. Aile büyüklerinin kararına göre 10 yaşından itibaren oğlan çocukları bu sınava hak kazanıyor ancak genelde 16-20 yaş arasında giriliyor.

Atlama günü, öncelikle oğlanın ailesindeki kadınlar sabahtan itibaren içmeye, eğlenmeye ve dans etmeye başlıyorlar. Bu sırada, daha önce bull jumping’i başarıyla atlatmış genç erkeklere kendilerini kırbaçlatmaya çalışıyorlar. Yanlış okumadınız, kendilerini kırbaçlatmak için birbirleriyle yarışıyorlar çünkü bu onların bir nevi yaşam sigortası. Sırtlarındaki yaralar, onların erkeğe olan sevgilerini ve cesaretlerini gösterirken bir yandan da gelecekte yardıma ihtiyaçları olduğunda bu erkekten yardım alma hakkı veriyor. Yaralar ne kadar çok kanarsa kadınlar o kadar memnun, erkekler de o kadar fazla sorumluluk altına giriyor.

Bull jumping seremonisine gelince; bu sınavdan daha önce başarıyla geçen erkekler tarafından kontrol altına alınan sekiz boğa, yan yana diziliyor ve bizim oğlan tamamen çıplak olarak defalarca boğaların üzerinden atlayarak geçiyor. Kayıp düşerse hakkını kaybediyor ve sınava tekrar girmek için bir yıl beklemesi gerekiyor.

Bu, Hamarların en özgün ve katı geleneği; törene denk gelen turistler ücret karşılığı katılabiliyor. Ödediğiniz ücret karşılığında töreni yapan kabileye ait herkesin ve her şeyin fotoğrafını çekebiliyorsunuz ama faklı kabilenin üyelerini çekmek isterseniz ciddi bir tepkiyle karşılaşıyorsunuz. İçerdiği şiddet nedeniyle hükümetin dahi karşı çıkmaya çalıştığı bu adetten Hamarlar kesinlikle vazgeçmiyor. Hatta turistlerin olmadığı törenlerin daha da kanlı geçtiği söyleniyor. 

Etiyopya seyahatimizin tesadüfen yılın en önemli iki festivalinden biri olan TIMKAT’a rastlaması büyük şans oldu. Ortodoks Hristiyanlar için noelden daha önemli olan bu üç günlük festivalin en ünlü kutlama yeri ülkenin kuzeyindeki Lalibela ama Ortodoks kilisesi olan her şehirde hatta köyde görkemli bir şekilde kutlanıyor. Asıl başlangıç günü 20 Ocak’tı ama 19 Ocak’tan itibaren üç gün boyunca geçtiğimiz her köyde kutlamalara rastladık.

Dasanech kabilesini görmeye giderken Omo Nehri’ni ağaç kütüğünden oyulmuş geleneksel kayıklarla geçtik.

DASANECH kabilesinin köyünde kulübelerin etrafında çitler yok, her şey paylaşım ve eşitlik üzerine kurulmuş. Birinin evinde yemek var diğerinde yoksa, paylaşıyorlar. Kulübeler yuvarlak şekilli bir karkas üzerine metal parçaların üst üste kat kat konmasıyla inşa ediliyor. Evleri kadınlar yapıyor. Tüm evlerin kapıları küçük ve aynı boyutta olması gerekiyor. Yaşlı genç küçük büyük herkes aynı kapıdan eğilerek girip çıkmak zorunda. 

Diğer köylerde olduğu gibi kadınlar minik hediyelik eşyalar yapıp köyün dışına kurdukları pazar yerinde turistlere satıyorlar. Çocuklar her yerde olduğu gibi şirin ve turistleri görünce son derece mutlu oluyorlar.

Çok üzücüdür ki, bu kabilede kadın sünneti uygulanıyor. Kızlar adet görmeye başladıklarında hemen bu operasyonu geçirmek zorundalar ve ne yazık ki son derece ilkel yöntemlerle.

Etiyopya’nın güneybatısında konumlanan KONSO, kayalık ve kuru topraklara sahip olmasına rağmen ülkenin en yeşil ve bakımlı bölgesi. Buranın insanları ülkenin en çalışkanları olarak biliniyor çünkü burası şu anda ülkenin en zengin ürün yetiştiren bölgesi olmuş. Ayçiçeği, mısır, kahve, soya gibi bitkilerin yanı sıra en fazla yetişen ürün, yerli biralarını ürettikleri sorgum bitkisi.

Bölgeyi, zorluğuna rağmen verimli hale getirmeyi, kayalarla baş etmek ve doğal kaynakları korumak için 400 yıldır geliştirdikleri teraslama tarım modeli ile başarmışlar. Bu yöntem ve köylerini çevirdikleri duvar örme tekniği sayesinde, Konso’nun 31 köyünden 12 tanesi Unesco dünya mirası ödüllü. Köylerin sokakları oldukça düzgün, taş döşeli, her evin kapı şeklinde örülmüş tahta bir girişi var. Köyün belli noktalarında  çok büyük ve geniş taşlardan oluşan, toplanma alanları var. Evlerin çatıları sık sazdan yapılmış (thatched roof) koni şeklinde ve hepsinin tepesinde saksı, tencere gibi su geçirmez cisimler var.

Konso’nun nüfusu toplam dokuz kabileden, sayı vermek gerekirse 400 bin kişiden oluşuyor. Köyler yerel yönetimlere dahil olsa da eski gelenekler hala sıkı bir şekilde uygulanıyor. Örneğin her köyün yaşam kurallarını belirleyen bir şefi ve ihtiyar heyeti var. Şef öldüğünde mumyalanıyor ve dokuz yıl muhafaza ediliyor, dolayısıyla yerine kimse geçemiyor. Bu süreçte köyü, ihtiyar heyeti idare ediyor.

Erkek çocuklar, 12 yaşından sonra evleninceye dek, kendi evlerinde değil, Mora adı verilen bir çeşit sosyal tesisin üst katında yatıyor. Görevleri geceleri köyü korumak, acil bir durumda müdahale etmek ve ihtiyacı olanlara yardım etmek. Anime dinine bağlı olduklarından, bu erkekler birden fazla kadınla evlenebiliyor ve her birinden ortalama 6 çocuk yapabiliyor.

Son durağımız ARBA MINCH, bölgenin en güzel şehirlerinden biri. Arba Minch, onların dilinde “40 kaynak” anlamına geliyormuş, şehir adını ve yeşilliğini bölgedeki kaynaklardan almış. Fotoğrafta görünen yemyeşil dağın adı, God Bridge çünkü sağındaki ve solundaki iki gölü birbirine bağlıyor. Göllerden biri Abbaya, diğeri Chamo. İsterseniz ve vakit varsa son durak olarak Arba Minch’te kalıp timsah ve hipo turu yapabilirsiniz.

Kuzey ya da güney Omo’da istediklerinizi görmek için uzun uzun arabayla yol kat etmek gerek. Yollar ya stabilize ya kötü asfalt, ikisi de delik deşik. Zamanında Çinli müteahhitlerle başlanmış ama sanırım para bitince yarım kalmış, ne zaman tamamlanacağı belli değil.

Çok fazla araç geçmediğinden köylüler hayvanlarını otlamaları ve su kaynaklarına götürmek için bu yolları kullanıyorlar. Yolda tam hızlanacakken, hayvan sürülerine takılabiliyorsunuz. Bu nedenle genelde çok yavaş seyahat ediliyor. 

Omo Valley’de konaklama ve yemek konusunda çok düşük beklentilerle gitmek lazım. İnternet konusu ise çok sıkıntılı, otellerde dahi ya hiç yok ya çok zayıf. Eğer internet mutlaka gerekiyorsa,  yerel telefon kartı almak pratik olabilir.

 

Siz de aklınıza her geldiğinde sizi mutlu eden o seyahati bizimle paylaşmak ister misiniz? Yazılarınızı ve fotoğraflarınızı editor@dukkanda.com adresine gönderin, yayınlayalım.